31 Mayıs 2014 Cumartesi

ALEVİLİĞİN MİRASI ZULME DİRENMEKTİR



Aleviliğin Mirası Zulme Direnmektir - Metin Özdemir

   Bu topraklarda öteki olmak, egemenlerin karşısında yüz yıllar boyu başkaldıran asla boyun eğmeyen Alevilerin yazgısı olmuştur. Bu sebeple otoriteyi elinde tutmaya çalışan her güç Alevileri hep sindirmeye, bastırmaya çalışmıştır. Aleviler ise egemen güçlerin karşısında hep dimdik ayakta durmuşlardır.

   Aleviler tarih boyunca katliamlara uğramış, asılmış, yerlerinden yurtlarından edilerek sürgünlere uğratılmışlardır. Kerbela'da Şah Hüseyin'le başlayan zalime karşı direniş, günümüze kadar hep aynı evrelerden geçmiştir. Bu sebeple Alevilerin tarihi hep zalimlere karşı mücadeleyle doludur.

   Canlarını kaybede kaybede, katliamların ve ölümlerin sayısını ve kanlı tarihleri ezber etmek zorunda bırakılan Aleviler, hem canları için hem de inançlarını kaybetmemek adına mücadele veriyorlar.

   Toplu katliamlara, can kırımlarına uğrayan Aleviler canlarını kaybetmiş, ozanı-yazanı asılmış, yakılmış, eli kanlı hükümdarların katline uğramıştır. Ama hiçbir zaman inançlarından vazgeçmemişlerdir. Bugüne kadar ötekileştirmeye çalışılan ve yok olmaları için egemenlerin ellerinden geleni yaptıkları Aleviler, bugünde aynı sıkıntılarla karşı karşıyadır.

   Geçtiğimiz bir yıl içerisinde "Gezi" direnişinin yarattığı ortam içerisinde kendilerini eylemlerle ifade eden Aleviler, burada da tesadüf olduğuna asla inanmadığımız bir şekilde genç yaşta can vermiş Alevi gençleriyle tarihe not düşülmüştür. Gezi direnişi üzerinden Alevilere olan nefretini dışa vuranlar, iktidarın gücünü arkasına alarak bu süreçte Alevilere daha çok sataşmaya başlamıştır. Gezi direnişinde önde olan Alevi gençlerini öne sürerek, 'terörist' yaftasını bu gençlere ve Alevilere yapıştırmaktan geri durmamışlardır. Muhalif olan, hak arayan bu gençlere 'terörist' diyerek bunun üzerinden bütün Alevi toplumuna bu damgayı vurma amacındadırlar.

   Toplumu kutuplaştırma konusunda, ölüleri dahi ayırmaktan geri durmayan bu zihniyet, bu olaylarda yaşama hakları ellerinden alınan gençlere 'terörist' demekle birlikte bütün kin ve nefretini dışarı saçmaktadır.

   Soma katliamında yitirdiğimiz işçilerin içinde yer alan Alevi canlarımızın yaşadığı İzmir'in Kınık'a bağlı Elmadere Köyü'ndeki ailelerine başsağlığı dilemeye bile gitmeyen yetkililerin yaptığı ayrımcılık ortadadır. Soma katliamına sebep olan ihmalleri ve suçları örtmek adına "Alevileri Soma'ya toplayarak olay çıkarıyorlar" diyecek kadar da her sorunu Alevilerin üzerine yıkma telaşı içerisindeler.

   Gezi'de yitirdiklerimizin ardından elbette ki toplum olarak çok üzüntü duyduk. Berkin'in ölümü üzerine 'terörist' ilan edildik. Yakın zaman içerisinde Okmeydanı'nda yaşanan olaylarda hedef gözeterek polisin direk ateş açması sonucu Alevilerin mabedi olan cemevinin bahçesinde bir canımızı kaybettik. Uğur Kurt'un ölümüne sebep olan olayın cemevi bahçesinde, bir yakınının cenaze erkanı için geldiği sırada gerçekleşmesiyse insanlık adına utanç vericidir. Türkiye tarihinde cemevi bahçesinde, kolluk kuvvetlerinin ateş etmesi sonucu bir canın yaşamını yitirmesi, devletin bir yüz karasıdır. Artık cellatlar, Alevilerin cemevlerine kadar girmiştir. Ölüm, ibadethanelerimiz de kol gezmeye başlamıştır.

   Okmeydanı'nda yaşanan bu olaylar devletin kara lekesidir. Bu olayları aydınlatmak yada örtbas etmek tamamen iktidarın sorumluluğundadır. Ölen canlarımızın kanları artık iktidarın ellerindedir. Bu kanı temizlemek; Alevileri hiç bir şekilde tanımayan, her fırsatta aşağılayan iktidar kanadının ve iktidarın başının sorumluluğundadır. Ya Alevilerin bu ölümlerini aydınlatır hesabının teker teker sorarlar. Yada tarihteki fikir babaları gibi Alevi-Kızılbaş katili olarak tarihe geçerler.

   Alevilerin katline sebep olanlar, Alevileri hedef gösterenler ortadadır. Onların kin ve nefret saçan dilleri bu olayların müsebbibidir. 'Terörist' diye nitelendirilen Alevi toplumu, 'ateist' olarak adlandırılarak inançlarına dil uzatılmaktadır. "Ali'siz Aleviler" diyerek aşağılama içerisindedir. Alevilerin örgütlü yapısından rahatsızlık duyan Alevi düşmanları, yaşanan olaylara bu şekilde yaklaşarak bütün toplumu itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

   Bu ülkenin yüz akı olan Aleviler, gittikleri her ülkede kendilerini kabul ettirmiş, Avrupa ülkelerince resmi olarak tanınmış, kendi örgütlerini emekleriyle kurmuş ve haklarını almışlardır. "Ali'siz Aleviler" "Ateist Aleviler" diye inancımızı tanımlamaya çalışanlar, Alevilerin örgütlü gücünden rahatsız oldukları için her seferinde bize dil uzatmaktadırlar. Alevilere dil uzatanların hedefinde, Aleviliği yeniden inşa etmek, kendi inançlarını Alevilik olarak yansıtarak Alevileri asimile etmek vardır.

   Her defasında Alevilere yönelik kin ve nefretlerini yansıtanlar, Alevilerin ibadet yeri olan cemevlerinden başlayarak aşağılama ve horlama içerisinde olurlar. "Cemevleri cümbüş evidir" diyenlerin başını çektiği iktidarın üyelerden birisi çıkar ve "Cemevlerini ibadethane olarak kabul edemeyiz" diyerek, yenice cemevi bahçesinde bir canını yitirmiş toplumu daha derinden yaralar. Tabi bu sözlere biz yine pek şaşırmadık...

   "Açılın kapılar Şah'a gidelim' diyerek bir yerlerden medet umma devri geride kalmıştır." diyerek yine inancımıza dil uzatanlar. Pir Sultan Abdal'ın sözlerine atıfta bulunarak, hem Pir Sultan'ın Alevilerin gönlündeki yerini bildikleri için söyledikleri bir sözdür. Burada kast edilen Şah'ın "Şah-ı Merdan Ali" olduğunu da bildikleri halde, Aleviliğe ve Alevilere dil uzatılmaktadır. Alevilik, herkesin sıkıştıkça ağzına dolayacağı kadar basit değildir. Alevilerde her sözün sahibine itibar edecek kadar çaresi değillerdir.

   Bir Alevi deyişinde de net olarak ifade edildiği gibi; "Zalimlerin zulmü bizim gözümüzü yaş eyledi. Ali aşkı namımızı böyle Kızılbaş eyledi..." Bu yüzden Alevilik-Bektaşilik-Kızılbaşlık, bizler için bir onurdur.

   Alevi-Kızılbaş inancının özünde, zalimin karşısında boyun eğmek değil, direnmek vardır. Direncini Şah Hüseyin'den alan Aleviler, tarihte olduğu gibi günümüzde de çağın Yezid'ine karşı Hüseyin duruşunu gösterecektir.

   Hızır Paşa karşısında "Sizde Şah diyeni öldürürlerse, bende bu yayladan Şah'a giderim" diyerek darağacına dimdik giden Pir Sultan Abdal'ın evlatları, Nesimi gibi derisini meydana serme pahasına, zalimlere boyun eğmeyeceklerdir.

   Aşk ile...


Metin ÖZDEMİR











16 Nisan 2014 Çarşamba

YEŞİL EŞİKLİ CİHAN DEDE



Yeşil Eşikli Cihan Dede / Metin Özdemir

   Balçıkhisar'ın Tekke mahallesinde köyün yükseklerine yerleşmiş, Alevi canların yaşadığı küçük bir yerleşim yerine mekan tutan Cihan Dede, yüzyıllardan beri burada yaşamış olan ve bugünse canların yüreklerinde yaşattıkları bir erendir. Balçıkhisar'da, Tekkelilerin sahiplendiği bir türbesi bulunmaktadır. Şuhut'un diğer Alevi köylerinden ve çevreden ziyaretçiler buraya gelerek Cihan Dede'ye yüz sürerler.

   Tekke Mahallesinde yaşayan erenlerin "Can Dede" diye gönül verdikleri, Cihan Dede'nin makamı "Yeşil Eşikli Cihan Dede" türbesi olarak anılmaktadır. Rumi 1398, Miladi 1982 yılında yapılan türbenin şekli ahşap yapılıdır. Türbenin içerisinde üç oda bulunmaktadır. Türbe kapısından girişte bir küçük salon, kapının sağ tarafında Cihan Dede'nin makamının bulunduğu bölüm yer alır. Diğer oda ise aşevi-mutfak ve misafirhane olarak kullanılmaktadır.

   Türbenin giriş kapısının üzerinde; "Ey Adem oğlu sabret. Sabrın nebiler ve velilerin sabrı gibi olsun" yazılıdır. Cihan Dede'nin makamının bulunduğu bölümde türbeye ait eski eserlerde yer almaktadır. Bu eski eserler günümüzde insanları manevi anlamda rahatlatmak içinde kullanılıyor.


Yeşil Eşikli Cihan Dede / Metin Özdemir

   Balçıkhisar'ın Tekke Mahallesi canları, Cihan Dede türbesi yanında "Balçıkhisar Cihan Dede Cemevi" inşaatını kendi imkanlarıyla tamamlayarak, kullanılır duruma getirmişlerdir. Cemevi ve aşevi olarak kullanılmaya başlanan bu bina, Tekkeli canların özverileri, maddi manevi imkanları ve içten çabalarıyla yapılmıştır.

   Afyonkarahisar'ın Şuhut ilçesine bağlı Balçıkhisar beldesinin Alevi mahallesi olan Tekke'de, bir Anadolu ereni olan Cihan Dede'nin eşiğinin dibinde, bu türbeye hizmet ederek, cemevinin yapımında emeği geçenlerin hizmetleri Hak katında ve Cihan Dede dergahında kabul olsun.

   Tekke Mahallelilerin bu çabalarının ve cesaretlerin Anadolu'nun değişik yörelerinde bulunan Alevi canlara da örnek olması temennisiyle, Başta mahalle halkı olmak üzere, tüm canların Balçıkhisar Cihan Dede Cemevi'ne katkı sunması ve ettikleri hizmetin bu ocağı her geçen gün daha fazla ileriye götürmesi amaçlanmalıdır.

   Bu dergahta hamları pişirecek, insanı kamil eğleyecek canlara,
Can Dede'nin aşkıyla...
   
   Aşk ile...


Yeşil Eşikli Cihan Dede / Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR


 





14 Nisan 2014 Pazartesi

KAYABELEN'DE HAMZA ŞEYH DEDE DERGAHI


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede Dergahı

   Afyonkarahisar'ın Alevi yoğunluğunun en fazla olduğu ilçesi Şuhut'tur. Şuhut'un en büyük Alevi yerleşimi ise Kayabelen'dir. Eski adı Bedeş olarak bilinen bu yerleşim yerimiz, köy iken belde statüsüne erişmiş bir Alevi köyüdür. Ne yazık ki şimdi yine köy konumundadır.

   Kayabelen; Alevi nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir köyümüzdür. Alevi gelenek ve göreneklerine bağlılığın olduğu bir talip köyü iken, aynı zamanda dede ocaklarının bulunduğu bir ocak köyüdür. Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede ocağına bağlı bulunan Alevi inanç önderleri, dedelerimiz mevcuttur. Hamza Şeyh Dede türbesi köyün en büyük yatırı ve dergahıdır.

   Hamza Şeyh Dede dergahının etrafında bir çok yatır ve ziyaret yerleri vardır. Beklece ve Arap Dede bu erenlerden bazılarıdır.

   Hamza Şeyh Dede'nin türbesi Kayabelen'den, Balçıkhisar'a giden yol istikametindedir. Hamza Şeyh Dede türbesinin yanına daha sonradan köy mezarlığı ilave edilmiştir. Bu yapısıyla bir dergah konumunda olduğu görülmektedir. Köydeki bulunan ocakzadelerin kabirleri, ayrı bir yerde dergahın yakınındadır.

   Hamza Şeyh Dede türbesi eski görünümüyle ahşap bir yapı iken 1999 yılında beldenin ilk Belediye Başkanı Selahattin AYDOĞAN tarafından, annesi Satı AYDOĞAN'ın maddi katkılarıyla restore ettirilerek, tamamı mermerle kaplanmıştır. Türbenin duvarına bitişik olarak birde çeşme bulunmaktadır. Türbeye gelen ziyaretçilerin kurbanlarını keserek, lokmalarını yedirebilecekleri bir aşevi ve kurban kesim alanı yapılmıştır.

   Türbe içerisinde yedi makam bulunmaktadır. Büyük olan iki makamdan ilki Hamza Şeyh Dede'ye, diğeri ise eşi Şerife Ana'ya aittir. Karşılarında ise isimleri bilinmeyen beş çocuğun yatırları yer almaktadır.


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede Dergahı

   Hamza Şeyh Dede türbesinin "kapısının kilit tutmadığı" yöre halkı tarafından bilinen bir gerçektir. Bu yüzden türbeye kilit vurulmaz. Türbenin kapısı ziyarete gelen canlara her daim açıktır. Hamza Şeyh Dede türbesine halk arasında Alevi inancına dayalı olarak, adaklar adanır, dilekte bulunulur ve kurbanlar kesilir. Türbe toprağının (cevherin) şifalı olduğuna inanılır. Hamza Şeyh Dede türbesinde ayrıca diğer ziyaret yerlerinde pek fazla rastlanmayan ve dikkati çeken bir sancak (bayrak) vardır. Hamza Dede'nin olduğu söylenen bu sancak, Hamza Şeyh Dede'nin bir "sancaktar" olduğunu düşündürmektedir. Anadolu'da Alevi inancının yayılmasında etkisi bulunan, Şeyh Hamza Dede'nin bir "tahtakılıçlı" olduğunu gösteriyor. Hem bir inanç önderi, hemde askeri-siyasi bir önder olduğu düşüncesini yansıtmaktadır. Türbede bulunan sancak, yerinden hareket ettirilmez. Yerinden alınması gerekiyorsa, kurban kesilerek yerinin değiştirilmesi gerçekleştirilir. Bu sancağın nazarında, Hamza Şeyh Dede'ye büyük saygı gösterilir. Dualar ve niyazlar sancağın bulunduğu yerde edilir.

   Türbenin girişinde bulunan eski yazıtlar, buranın tarihi bir değerinin olduğunun göstergesidir. Bu yazıtlardan türbenin yapılış tarihinin Rumi 1279, Miladi 1863 yılı olduğu görülmektedir. Türbede ayrıca Hamza Şeyh Dede'yi simgeleyen, "erenler" sembollerinden geyik boynuzları yer almaktadır. Afyonkarahisar yöresinin bilinen Alevi önderlerinden olan Hamza Şeyh Dede, Geyikli Baba gibi erenlerle çağdaştır.

   Kayabelen'de uzun yıllar Hamza Şeyh Dede adına anma törenleri düzenlenerek ulusal ve uluslararası düzeyde, adının duyurulmasına gayret gösterilmiş, büyük anma törenleri ve festivallere ev sahipliği yapılmıştır. Hamza Şeyh Dede türbesinin yukarı kesimlerinde bulunan festival alanında, yine Hamza Şeyh Dede adına içerisinde büyük bir cemevinin bulunduğu bir kültür merkezi inşa edilmiştir.

   Alevi inancını temel taşlarından olan Anadolu erenlerinin yurt edindiği topraklarda, bugün Aleviliği sürdürmek ve yaşatmak, dedesiyle, talibiyle Kayabelen'lilere düşmektedir.

   Hak erenler canları, Hamza Şeyh Dede'nin sancağının dibinde niyaza durmaktan ayırmasın. Kin ve kibirden değil, birlik ve beraberlikten yana saf tutanlara aşk olsun...


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede Dergahı

Metin ÖZDEMİR






5 Ocak 2014 Pazar

EDEB ERKAN BİZE DOĞRU YOL OLDU

   
Edeb Erkan Bize Doğru Yol Oldu - Metin ÖZDEMİR

   Edeb, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan bir kavramdır. Alevi-Bektaşi inancında Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin "eline, diline, beline sahip ol..." telkini, uyulması gereken mutlak kurallardan olduğu gibi, ayrıca insan olabilmenin de gereklerindendir.

   Aleviler, "eline, diline, beline sahip olmayı" kendilerine düstur edinmişlerdir. Eliyle koymadığını almazlar. Emeklerinin geçmediği, alın teri dökmeden kazanılanı yemezler. Diliyle söylediği sözün doğruluğundan şüphe duymazlar. "Gördüklerini örter, görmediklerini söylemezler" Yola ikrar veren can, turna misali eşinden başka kimseye kem gözle bakmaz. Canı tenden ayrılana kadar ikrarlıdır...

   Aleviler toplum içerisinde söylemleriyle, duruşlarıyla ve tavırlarıyla kendilerini gösterirler. Halk içinde sevilen, sayılan Aleviler yaşam biçimleriyle ve davranışlarıyla kendini kanıtlamış insanlardır. Ama her ne hikmetse, diğer kesimler tarafından hep yüze gülerek; "Aleviler iyi insanlardır. Fakat işte Aleviler..." gibi söylemlere hepimiz tanık olmuşuzdur.

   Kendi yargı sistemini kurarak, kendi sorgularını görgü cemleri içerisinde yürüten Alevi toplumu yakın tarihe kadar hiç bir sorununu dışarıya taşımaz, toplum içerisinde çözerlerdi. Çoğu yörede bu halen sürdürülmektedir. Aslında olması gereken budur. Ama geldiğimiz noktada bu çokta kolay olmamaktadır.

   Aleviler kendilerinden başka hiç kimsenin adaletine güvenmemiş. Bu yüzden kendi yargı-sorgu sistemlerini kurmuşlar, sorunlarını kendi toplum yapısı içerisinde aşmaya çalışmışlardır. Alevinin her sorunu mahkemede değil, cemde çözülmüştür.

   Değerleriyle yaşayan Aleviler eline sahip olmak ilkesini sadece kendileri için değil, bütün insanlık için uygularlar. Hem kendi haklarını, hemde halkın tümünün haklarını savunarak, yetim hakkını gözetirler.

   Günümüzde Diyanet'in devletin yani, halkın bütçesinden beslenerek, sadece tek bir kesime fayda sağlaması, diğer toplum kesimlerinin haklarını gasp etmektir. Devlet halkın parasını sadece bir kesimin yararına kullanarak halkın hakkını yemektedir. Bir yandan kul hakkından bahsederken, diğer yandan yurttaşının hakkını yemektedir.

   Türkiye'de çok partili döneme geçildiği ellili yıllarda, Anadolu'da bir Alevi köyünde, köyden şehire gidecek yol yoktur. Bunu fırsata çevirmek isteyen oy avcıları bu Alevilerin oylarını alabilmek için kapılarını çalarlar. Bu gibi yaşanan örneklerle şimdiye kadar Alevi oylarını kendilerine çekmeyi amaçlamıştır.

   Alevi köyüne gelen Demokrat Parti heyeti köy meydanında köylüleri karşısına alarak, "size yol yapımınız için para getirdik." diye başlayan nutuklarını sıralarlar. Bunları dinleyen köy halkı bu konuşmalara itibar etmeyerek, "biz sizin paranızı da almayız, yolunuzdan da geçmeyiz..." derler. Köylülerin bu tavrı karşısında şaşıran siyasetçiler ısrarcı olurlar. Kendilerine bu parayı vermek için uğraşsalar da çabaları boşadır. Köyün ileri gelenleri partililerin bu teklifini geri çevirirler. "Bu parada saçı bitmedik yetimin hakkı var. Biz paranızı da almayız, yolunuzu da istemeyiz. Tarla tarla gideriz, yine sizin yolunuzdan gitmeyiz..." derler.

   Yol yapımı için kendilerine verilmek istenen bu para teklifini geri çeviren bu köylüler, yaşanan bu olaydan yaklaşık on yıl sonra kendi yollarını kendi emek ve çabalarıyla imece usulü yaparlar. Hiç kimseye eğilip bükülmeden ve bir kuruş para dahi almadan.

   Anadolu köylüsü, bu parayı inançlarını ve dünya görüşlerini değiştirmeye yönelik olduğunu düşünerek geri çevirirler. Paraya ve vaatlere kanmayıp, inancın öğrettiği gibi onurlu davranarak, bu rüşveti kabul etmemiştir. Yıllar öncesinde yaşanan bu olay, bugünümüze örnek olmalı, ışık tutmalıdır.

   Edeb felsefesini özümsemiş olan Aleviler onurlu olmayı yaşam biçimi edinmişlerdir. Çalmamış, çırpmamış, hak yememeyi hak buyruğu saymışlardır. Hiç kimsenin hakkını yemedikleri gibi, toplumun hakkını gözetmişlerdir.

   Devletin Diyanet'inin hakkını yediği Aleviler, Diyanet bünyesinde kendilerine yer verilmesini isteyenlere de karşı çıkarak, Diyanet'e ayrılan payın eğitime, sağlığa yani halka aktarılmasını isterler. Cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını isterken kendi cemevlerini kendileri, devletten yardım almadan yapmaya devam ediyorlar. Cemevlerinin giderlerini kendi toplulukları içerisinde karşılamaktadırlar.

   Alevi köylerinde yıllar öncesinde, Aleviler kendilerine yol yapımı için verilen parayı bile almazken, bugün ülkenin getirildiği durumda yapılan yolsuzluğun hesabı bile tutulamamaktadır. Yol yaparken yolunu bulanlar, sayısız yolsuzluğa bulaşanlar, saçı bitmedik yetimlerin hakkını yemeye devam ediyorlar.

   Aleviler kendilerinin yenilen haklarını ve insanların ellerinden alınan haklarının sonuna dek peşindeler. Haklarını bu dünyada almak için mücadele ediyorlar. Hak yemeden, haklarını almanın mücadelesini veren canlarımız halen var.

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş felsefesinin "edeb" anlayışını tam anlamıyla yerine getirebildiğimiz sürece, inancımızı ve öğretimizi hep bir adım daha ileri taşıyabiliriz. Talibinden rehberine, dedesinden mürşidine uzanan bu yolda Alevi adını taşıyan kurum ve kurum yöneticileri de aynı anlayışta olmalıdır ki, bu yola talip olan canlar güvenlerini eksiltmesinler. Her görgüde özünü dara çeken Aleviler hep bir adım ileride olmalıdır. Böylece yapılan yolsuzluklara ve haksızlıklara karşı hep söyleyecek sözümüz olsun. Alevi duruşunu gösterebilelim.

   Alevice yaşayan yol ehline. Aşk ile...

***Edeb erkan bize doğru yol oldu / Pir Sultan Abdal

Metin ÖZDEMİR

Serçeşme Dergisi / Ocak-Şubat 2014 / 6.SayıSerçeşme Dergisi / Ocak-Şubat 2014 / 6.Sayı

Edeb Erkan Bize Doğru Yol Oldu - Metin Özdemir - Dersimnews





13 Aralık 2013 Cuma

SANDIKLI ÇEVRESİNDE ALEVİ YERLEŞİMLERİ

Sandıklı Çevresinde Alevi Yerleşimleri - Metin ÖZDEMİR

   Alevilik ve Bektaşilik daha çok kırsal kesimlerde varlık gösteren bir inançtır. Günümüzde kent koşullarında yaşayan Alevi nüfusun artışıyla birlikte, köylerdeki nüfus oranı azalma göstermiştir. Anadolu'da bazı köy ve kasabalarımızda sadece Alevi inancına mensup canlarımız yaşarken, karışık olarak bir arada yaşamını sürdüren yerleşim alanları da vardır.

   Sandıklı ve çevresinde, tarihten günümüze Afyonkarahisar'ın Alevi-Bektaşi nüfusunun en fazla olduğu yörelerdendir. Eski yerleşim yerleri başta olmak üzere Alevi-Bektaşi inancına ait isimlerin, değerlerin izlerini taşıyan çok sayıda dergah, türbe ve ziyaret yeri bulunmaktadır.

   Yalnızca Alevi nüfusunun yaşadığı yerleşim yeri olarak, Sandıklı'nın tek Alevi köyü Selçik' tir. Selçik Köyü'nün dışında, sünni inançlı insanların yoğun olarak yaşadığı ve içlerinde Alevilerinde yaşadığı Dutağaç ve Gökçealan (Mingile) köylerinde de Alevi sülale ve aileler yaşamaktadır. Ayrıca Sandıklı'nın ilçe merkezinde de köylerden göç eden Aleviler yaşamaktadır. Çay Mahallesindeki Akdere'de ise yerli Aleviler yoğunluktadır. Burada dede ocakları mevcuttur. Sandıklı çevresinde günümüzde yerleşim yeri olmayan dağılmış Alevi köyleri de vardır.

   Alevi nüfusun tamamını oluşturduğu Selçik Köyü, kurulduğu bilinen günden bu yana tamamı Alevilerin yaşadığı bir köyümüzdür. Bir dönem sünni bir sülalenin Selçik Köyü'nde yaşadığı biliniyor. Fakat yakın tarihte Selçik'te yaşayan bu sülalenin köken itibariyle Alevi inancını taşıdığı, sonradan dönüşüme uğradığı biliniyor.

   Selçik Köyü sadece Alevi canların yaşadığı bir yerleşim yeridir. Bu inancın ve kültürün halen Selçik Köyü'nde aksamadan yaşanıyor olmasında, köyde bulunan Sarı Dede Sultan (Sarı Selçuk) Türbesi'nin varlığı oldukça önemlidir. Alevi inancının, cem ibadetlerinin eksiksiz olarak uygulandığı köyümüzde, işlevini sürdüren bir cemevi bulunuyor. Canların yaşadığı Selçik Köyü'nde Alevilik tüm canlılığıyla varlık göstermektedir.

   Sandıklı'da Alevi inançlı ailelerin yaşadığı iki köy daha yer alıyor. Dutağaç ve Gökçealan köylerinde az sayıda da olsa Alevi aileler yaşamaktadır.

   Bir arada yaşamanın örneklerinin görüldüğü bu köylerimizde, inanç ve ibadetimizin gereklerini yerine getirmenin koşulları zorda olsa bugüne kadar getirilmiştir. Anadolu'nun her yerinde olduğu gibi buralarda da cemler geç saatlerde başlayarak, gizlilik içerisinde yapılmıştır.

   Dutağaç ve Gökçealan köylerinde yaşayan Aleviler eskiye oranla daha çok göç etmişlerdir. Yurt içinde bir çok yere göç eden bu köylerdeki Alevilerin büyük çoğunluğu Sandıklı merkezine yerleşmişlerdir. Bugün azda olsa Dutağaç ve Gökçealan köylerinde Aleviler yaşamaktadır.

   Eskiden Alevilerin yaşadığı yerler arasında olan Kusura'dan bir sülale yakın zamanda Selçik Köyü'ne göç etmiştir. Dutağaç ve Gökçealan köylerinden de Selçik Köyü'ne göç eden sülaleler olmuştur. Bugün bu aileler tamamıyla Selçik Köyü ile bütünleşmişlerdir.

   Bu yörede tarih boyunca kaybolan, yok olan yerleşim yerleri de olmuştur. Sandıklı çevresinde olduğu bilinen Sarıcık, Mastanini ve Esegözü gibi mevkilerde geçmişte birer yerleşim yeridir. Buralar birer Alevi-Bektaşi köyüdür.

   Sarıcık ve Mastanini'nin dağılmasından sonra burada yaşayan insanların çoğunluğu Selçik'e yerleşmişlerdir. Dağılmış, kaybolup gitmiş, yok olmuş bu köylerden geriye sadece taş, kaya kalıntıları kalmıştır. Canlar dağılmış, köyler viran olmuştur...

   Sandıklı çevresindeki Bekteş, Karkın, Menteş vb. gibi Alevi ocaklarının isimlerini çağrıştıran köylerde vardır. Geçmişteki inanç ve kültürel yapısı tam olarak bilinmemektir. Fakat bugün bu köylerde Alevi inancına dair uygulamalar yoktur.

   Alevi dergahlarının, türbelerin sayılarının çok fazla olduğu Sandıklı ve çevresinde bugün Alevi inancını tam olarak yaşayan tek bir Alevi köyünün olması ve Alevi ailelerin içinde yaşadığı yalnızca bir kaç köyün kalması oldukça düşündürücüdür.

   Anadolu'nun kadim bir inancı olan Alevilik bugün şehirlerde ve köylerde yaşatılmaya devam ediyor. Dağılmış köyleri, sahipsiz kalmış dergahları ve ocakları göz önünde bulundurduğumuzda artık bu inanca daha çok sahip çıkmamız gerektiğinin ve geleceğe daha doğru bir şekilde aktarabilmenin bilincinde olmalıyız.

   Bu yol, yola sahip çıkanı yolda koymaz...

Metin ÖZDEMİR





4 Aralık 2013 Çarşamba

ZİYARET EYLESEM ULU DERGÂHA

Selçik Köyü'nde Ziyaret Yerleri

SELÇİK KÖYÜ'NDE ZİYARET YERLERİ


   Alevi yol ve erkânında türbe ve yatır ziyaretleri önemli bir yer tutar. Türbe ve yatırlar edep, erkan usullerine uygun bir şekilde ziyaret edilir. O makamda yatan erenin, Hak dostunun, bilgisinin ve öğretisinin yaydığı ışığa saygı gösterilir. Türbenin eşiğinden girililmesinden ziyaretin tamamlanmasına kadar bu inancın bilinciyle hareket edilir.

   Alevi-Bektaşi inancının yaşatıldığı Afyonkarahisar'ın Sandıklı Selçik Köyü'nde türbe ve yatırlara ziyaret aynı edep-erkan esaslarına uygun olarak gerçekleştirilir. Selçik Köyü'nde yer alan ziyaret yerlerinden en yaygın olarak bilineni Sarı Dede Sultan (Sarı Selçuk Dede) Türbesi'dir. Sarı Dede'nin, köyün orta yerinde büyük bir türbe içerisinde makamı bulunur.

   Türbe ve dergahlara baş eğilerek girilir ve genellikle "yüzün yüzün, dizin dizin sürünerek" ve dualarla birlikte 'eşik tercümanı' okunarak orada yatan erenin makamına varılır. Türbede ziyaret sırasında kıble aranmaz. Tek kişi ziyaret ediyorsa yön türbenin makamına, erenin bulunduğu markâd'a doğru çevrilir. Topluluk halinde ziyaret ediliyorsa cemlerde olduğu gibi canlar birbirlerinin yönlerine dönerek "cemal cemale" halka şeklinde ibadetlerini yaparlar. Türbenin etrafında dua ederek üç kere dönülür ve niyaz edilir. Ziyaret eden can, çıkarken de yine niyaz ederek makama sırt dönmeden türbeden ayrılır.

   Türbe toprağı olan "cevher"den almak kutsallık kazanmış bir ritüeldir. Dertlerin, hastalıkların giderilmesinde uygulanan bir inanç şekli halini almıştır. Türbe ziyeretlerinde çerağ, (delil, ışık, mum) yakmakta sıkça görülen bir inanç şeklidir. Ziyaret anında dua edilerek, dilek dilenir ve mum yakılır. Perşembe akşamları ve de Hıdırellez, Nevruz gibi bayram günlerinde de kutsal mekanlara mum yakmak bir görenektir.

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ziyaret yerleri sadece türbeler değildir. Bir ağaç, dağ, kaya, pınar gibi doğa varlıkları da birer ziyaret mekanı olabilmiştir. Selçik Köyü'nde de bu böyledir. Yine köyün içerisinde yer alan "Balıklı Pınar" bir su kaynağına kutsallık yüklenmesine bir örnektir. Balıklı Pınar'ın bulunduğu yerde bir ulu erenin yatırının olduğu bilgisi yaygındır. Bunun yanı sıra bir su kaynağı yani pınar olması ayrıca bir önem kazandırmaktadır. Burada da mum yakma, dilek dileme, adak adama gibi diğer ziyaret yerlerinde ve türbelerde görülen ritüeller uygulanır. Pınarın bulunduğu su kuyusunu temizlemek eski bir gelenektir. Balıklı Pınar'da dilek dileme ve adak adama şeklidir. Türbe ve ziyaret yerlerinde adak ve kurban kesmek yapılan en yaygın 'ibadet' biçimidir.

   Sarıcık mevkisinde bulunan Gelincik Ana Yatırı'da en çok ziyaret edilen yerlerdendir. Gelincik Ana asırlardır bu topraklarda yolda kalmışlara, kırda çalışanlara, sürüsünü otlatan çobanlara yoldaşlık, yarenlik eder.

   Köy içerisinde adı, makamı bilinmedik bir çok ziyaret yeri vardır. Bu yerler çiğnenmez, üstünden geçilmez, itikat sahipleri tarafından saygı gösterilir. Su kaynakları ve göletlerin bulunduğu yerlere ayrı bir kutsallık yüklenmiştir. Çünkü su hayattır... İnsanlık tarihi boyunca her şey su üzerine kurulmuştur. Yaşam suyun olduğu yerlerdedir. Alevi toplumu tarafından buna dikkat çekildiği için inanca da böyle yansımıştır.

   Selçik Köyü'nde fırın yerleri de saygı gösterilen mekanlardandır. Buraların yatırlı olduğuna inanılır. Çünkü fırınlar insanların temel besinlerinden olan ekmeğin yapıldığı yerlerdir. ekmek yani emek bu yüzden değerlidir. Fırın yerlerine de bu yüzden ayrı bir ilgi gösterilir.

   İnsan verdiği önemi ve değeri içinde yaşadığı, barındığı doğaya da gösteren Aleviler dağları, suları, ağaçları kutsamışlar ve onlara saygı göstermişlerdir. "Ulu ağaçların niyaza indiği vakittir..." diye dillendirilir dualarda, gülbenklerde... "...Sarı Dede Sultan, gulbünde bulunduğumuz erenler evliyalar..." diye Allah Allah sesleri eşliğinde gülbenk çeker erenler, bu yurtlarda ve bu makamlarda yürütülen cemlerde, sürülen demlerde...


Selçik Köyü'nde Ziyaret Yerleri

Metin ÖZDEMİR





16 Kasım 2013 Cumartesi

YUSUF DEDE SULTAN

   
Yusuf Dede Sultan - Metin ÖZDEMİR

   Erenler yurdu Anadolu'da kadim bir inanç olan Alevilik, ozanın; "Çıktım Horasan'dan sökün eyledim. Şam'da kul Yusuf'u görmeye geldim..." dizelerinde olduğu gibi, Horasan üzerinden Anadolu'ya gelen ulu bilgelerin, erenlerin, evliyaların öğretilerini yaydıkları topraklardır.

   Anadolu topraklarında Afyonkarahisar ve Sandıklı bir erenler diyarıdır. Sandıklı'ya 8.km uzaklıkta olan Akin Köyü'nde türbesi bulunan Yusuf Dede Sultan'ın Horasan Erenlerinden olduğu bilinmektedir.

   Yusuf Dede Sultan'ın Sandıklı'da, eski adıyla Çayköy'de (şimdiki Yunus Emre Mahallesi) türbesi bulunan Yunus Emre, Selçik Köyü'nde türbesi bulunan Sarı Dede Sultan, (Sarı Selçuk Dede) ve Koçgazi Köyü'nde türbesi bulunan Koçgazi Baba'yla çağdaş olduğu tahmin ediliyor. Erenlerin serçeşmesi Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya aktardığı ışık bu kez Sandıklı'nın Akin Köyü sınırlarında "Yusuf Dede" donunda baş göstermiştir. Horasan erenlerinden olduğu bilinen Yusuf Dede Sultan, Hacı Bektaş Veli öğretisinin bir temsilcisidir. Sandıklı'daki çağdaşları Yunus Emre, Sarı Dede Sultan, Koçgazi Baba gibi daha nice "ışık eriyle" muhabbete hem hâl olan Yusuf Dede Sultan, mekanını Sandıklı'nın Akin Köyü'ne kurmuştur.

   Akin Köyü'nün girişinde makamı bulunan Yusuf Dede'nin mekanı Alevi-Bektaşi öğretisindeki inanca göre; Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya attığı kuru asâdan yeşeren, filizlenen dut ağaçlarıyla kaplı bir avlu içerisinde, üzeri açık yatır halindedir. Binlerce yıldır Anadolu'da boy veren bu öğreti gibi, asırlık bu dut ağaçları da bu inancın, öğretinin, kültürün bir simgesidir adeta. Evrenin gizlerini dışa vuran tabiat bu kez bu dergahta yeşermiştir.

   Yusuf Dede Sultan, etrafı taş duvarlarla örülmüş bir bahçe içerisinde, yüzlerce yıllık dut ağaçlarının altında, eşi Satı Sultan ile birlikte yan yana karşılamaktadır dergaha gelen mihmanlarını. Kabirlerinin üstü eskiden taşlarla örülü iken, daha sonra betondan yapılmıştır. Yaptırılan bu mezarların taşlarına "Horasan Erenlerinden Hz. Yusuf" ve "Horasan Erenlerinden Hz. Yusuf'un eşi Satı Ana" yazdırılmış.

   Yusuf Dede'nin yaşamı hakkında kesin bilgiler yoktur. Yusuf Dede Sultan, inanan canların gönüllerinde yer etmiş bir Anadolu erenidir. Yusuf Dede'nin bulunduğu mekanın erenlerin ziyaret yerleri ve türbeleriyle çok yakın olması sebebiyle bir toplanma yeri olduğu düşünülmektedir. Sandıklı yöresindeki türbe ve ziyaret yerleri göz önünde bulundurulduğunda eşi ile türbesi yan yana bulunan az sayıda eren-evliyadandır. Bu duruma genellikle Alevi-Bektaşi dergahlarında rastlanmaktadır. Böylelikle Yusuf Dede Sultan'ın eşinin de yüce bir kişiliğe sahip olduğu görüşü ortaya çıkmaktadır. Alevi-Bektaşi inancında "er, erden seçilmez..." ve "aslanın, dişisi de aslandır..." diye söylenir. Alevi inancında kadın-erkek farkı yoktur. Her kişi bir candır...

Yusuf Dede Sultan - Metin ÖZDEMİR

   Yusuf Dede Sultan ve Satı Ana'nın, halkın gönlündeki yeri çok büyüktür. Çocuğu olmayan aileler buraya gelerek Hak'tan dilek dilerler. Sandıklı çevresinde eskiden beri erkek çocuklara Yusuf, kız çocuklara Satı ve Safiye isminin yoğun olarak verilmesinin sebebi budur. Türbe ziyaretlerinde görülen dilekte bulunmak, adak adamak, mum yakmak ve bez bağlamak gibi ritüeller burada da yaşatılmaktadır. Yusuf Dede Sultan'ın türbesinin dut ağaçlarıyla kaplı olması da bu mekana ayrı bir duygu katmaktadır. Bu kara dutların şifa olduğuna, dertlere derman olacağına inanılır. Dutların olgunlaşmasıyla türbeye akın akın ziyaretçi gelmektedir. Özellikle yakın köylerde, harmanı kaldırdıktan sonra sonra Yusuf Dede'ye adağa gelmek bir gelenek halini almıştır.

   Yusuf Dede Sultan ve Satı Ana'yı ziyarete gelenler burada adaklarını keserler. Kazanlar kaynatılarak, lokmalar pişirilir. Gelen canlar bu adaktan hep birlikte yerler. Genellikle kesilen adağın burada pişirilerek, türbenin bahçesinde yenilmesine dikkat edilir. Özellikle Alevi inancını Sandıklı yöresinde yaşatan tek köy olan Selçik Köyü'nde bir gelenek haline gelen, "Yusuf Dede'ye adak" eskiden yolmaların bitmesinin ve harmanın kaldırılmasının ardından kalabalıklar halinde gerçekleştirilirmiş. Akin Köyü'ne Yusuf Dede'ye ziyarete gelenler dualar eder, dilekte bulunurlar. Kesilen adakların pişirilerek yenmesiyle birlikte, en önemlisi de türbenin dutundan nasibini almaktır. Genç yaşlı Yusuf Dede'yi ziyaret eden herkes burayı büyük bir inançla sahiplenirler. Bir sonraki yıl yeniden gelebilmek özlemiyle bu kutsal mekandan ayrılırlar...

   Yusuf Dede Sultan ve Satı Ana'nın, Anadolu'da canların gönüllerine yaydıkları bu aydınlık, bugünde bu topraklarda canlı tutulmaktadır. Yusuf Dede'nin aradığı asâsından filizlenen, yeşeren dut ağaçları gibi Anadolu'daki bu inançta hep canlı kalacaktır. Mevsimi boyunca ziyaret eden her cana nasip olan ve her canlıya yeten bu dutlar gibi, bu topraklarda bereketlidir. Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya yaydığı bu inancı canlara eriştiren Yusuf Dede'ler her devirde var olmuştur. Yusuf Dede'nin yanında olan Satı Ana'lar da hep var olmuştur. Bu öğreti kadın-erkek farkı gözetmeksizin, can gözüyle bakanların ışığıyla yaşatılmıştır.

   "Erkek, kadın sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın, erkek farkı yok. Eksiklik, noksanlık senin görüşlerinde..." diyen Hünkâr'a ve ardıllarına aşk olsun...

Metin ÖZDEMİR



Serçeşme Dergisi / Mart 2014 / 7.Sayı Serçeşme Dergisi / Mart 2014 / 7.Sayı