Alevilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alevilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2024 Pazar

YİNE NE BUYURMUŞ HAM SOFTA

Yine Ne Buyurmuş Ham Softa / Metin Özdemir

Telli sazdır bunun adı,
Ne ayet dinler ne kadı,
Bunu çalan anlar kendi,
Şeytan bunun neresinde?

    Geredeli Âşık Dertli böyle başlamış sözlerine binsekizyüzlü yıllarda. Kendinden önceki ve kendi çağındaki birçok ozan gibi oda ham softalarla mücadele etmiş sazıyla, sözüyle…

    Tabi ki çağlar boyunca bitip tükenmemiş ham softaların sazımıza, sözümüze dil uzatması ve günümüze kadar sürüp gelmiş. Geçen zaman içerisinde, bir gazetenin köşesinde; bazı müzik aletlerini evlerde bulundurmanın, çalmanın, alıp satmanın günah olduğuna dair yazılar yayınlandı. Öncesinde de yine müziğe dair fikirlerini beyan ederken bazı müzik aletlerini çalmanın ve dinlemenin “haram” olduğunu yazdılar.

    Bu insanlar hiç Karacaoğlan gibi sevdalanıp, Veysel gibi toprağa âşık olmuşlar mıdır?

    Seksenli yıllardan sonra özellikle Muhabbet serisi ile farklı bir boyuta ulaşan Alevi müziğimiz Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve daha nice sanatçılarımızın büyük katkılarıyla bugünlere ulaşmıştır.

    Deyişlerini, nefeslerini okuduğumuz ulu ozanlarımız bu uğurda bedel ödeyerek idam sehpalarında canlarını vermişler. Fetvalara boyun eğmemiş sazını elinden, sözünü dilinden bırakmamışlar. Ucunda ölüm olduğunu bile bile “Şah” demiş geri dönmemişler. Yakın tarihte ise onların türkülerini söyleyenler, adlarını ananlar kovuşturmalara maruz kalmış, hapis yatmak zorunda kalmışlardır.

    Acaba bunca çileyi çeken insanların elinden düşürmediği çalgılar hakkında yazıp çizen, böyle düşünen kişiler hiç Muhabbet’ten bir deyiş dinlemişler midir? Bu dünyada bir Âşık Mahzuni Şerif türküsü dinleyen insanın hiç bunları söylemeye mecali kalır mı?

Yine Ne Buyurmuş Ham Softa / Metin Özdemir

    Bizlere ne mutlu günümüzde Dertli Divani gibi değerlerimiz Mektebi İrfan Muhabbetleriyle âşıklık, ozanlık geleneğini sürdürmeye çalışıyorlar. Ne mutlu ki Erdal Erzincan gibi değerli sanatçılarımız Gezici Bağlama Atölyesi ile çocuklara, gençlere müziği ve bağlamayı sevdirmeye, bu kültürü onlara aktarmaya çalışıyorlar. Anadolu’nun birçok yerinde yeter ki bizim çocuklarımız bağlama çalmayı öğrensin, türkülerimizi söylesin diye emek veren nice gizli kahramanımız var.

    Bizim türkülerimizin içinde umut olur, sevda olur. Çünkü her türküyü çalmaz bizim telimiz. Zalime boyun eğmeyenlerin elindedir sazımız. Ne derse desinler. Bizim türkülerimiz susmayacak. Bağlamamız ellerden hiç düşmeyecektir.

    Ham softalara en güzel cevabı ozanların kelamı verir. Yine Dertli’nin aynı şiirinden bir dörtlükle bitirelim sözümüzü…

İçinde mi, dışında mı,
Burgusunun başında mı,
Göğsünün nakışında mı,
Şeytan bunun neresinde?

Metin ÖZDEMİR


Kaleme Alındığı Tarih: 12 Aralık 2019

Metin Özdemir / Bir Gerçeğin İzinden... metinozdemir87.blogspot.com @metinozdemir87

3 Şubat 2024 Cumartesi

AYNI TOPRAĞA BASIYORUZ

Aynı Toprağa Basıyoruz / Metin Özdemir

    Kimilerine göre “Çıktık Horasan’dan sökün eyledik.” Kimilerine göre ise zaten hep bu topraklardaydık. Neredeydik, nereden geldik her ne olursa olsun. Bugün bu coğrafya üzerindeysek, yaşıyorsak… Bastığımız toprağa bizim diyorsak, “adlarımızı verdiysek dağlara, ovalara, ulu sulara…” buralıyız. İşte tamda buradayız.

    Binlerce yıldır egemenlerin çıkar siyaseti halkları, inançları, kültürleri, birbirine kırdırmayı maalesef başarmış. Bugünde aynı toprakları yurt edinmiş insanlar yine benzer sebeplerle birbirine düşman ediliyor. Tarihsel süreçte yaşanan olaylar farklı zamanlarda, farklı mekânlarda hep zuhur ediyor.

    Biz bu yarayı Maraş’tan tanıyoruz. Çorum’dan biliyoruz biz bu acıları… Yüreklerimiz Sivas’ın narında yanıyor halen… Dokundukça sızlıyor kabuklaşan yaralarımız. İnsan, yüreğine düşen acıyı unutmaz çünkü. Hele de Kerbelâ’dan bugüne mazlumun yasını tutan bir toplumun acılarını sağaltmak kolay değildir.

    Duyduğumuz her olayda sanki kendimiz yaşamışçasına yüreğimiz titrer hep. Nerede yüreği incinen bir can duysak oralı olur yüreğimiz. Canların yüreği orada atmaya başlar. Yüzlerce yıldır ezilmiştir yüreği. Kendisinden başka herkesin acısını acısı bilir çünkü.

Aynı Toprağa Basıyoruz / Metin Özdemir

    Gün geçmiyor ki yine can ellerinden bir haber gelmesin. En son İzmir Gaziemir’de yaşanan olayda canlarımızın evinin işaretlenmesi sonucu dünyanın dört bir yanındaki Alevilerin yürekleri yine hep birlikte sızlamıştı. Duvardaki o işaret yine Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, zulmü, kıyımı, yok sayılmayı, yok edilmeyi hatırlattı. Bunun üzerine cümle canlar seslerini duyurmaya çalıştı. Bir olmaya, birlik olmaya davet etti herkesi. Buradayız… Bizi de işaretleyin, bizde Aleviyiz! diyen canlarımıza komşularımızda katılarak bize destek oldular. Dosttan gelen güzel dayanışma duygularıydı bunlar.

    Farklı yörelerde buna benzer olaylar belli zaman aralıklarıyla yaşanıyor. Bunun toplumsal ve hukuki boyutlarıyla ilgilenmesi gerekenler, herkese eşit yurttaşlık hakkı sağlamak zorunda olan yöneticilerdir. Asıl mesele ise bu noktadan sonra başlıyor. Yaşanan olayların faillerinin bulunması ve kanunlar çerçevesinde mutlaka gerekenin yapılması lazım. Peki bu tip olayları engellemek, önüne geçmek için sadece yasal işlem başlatmak yeterli olacak mıdır?

    Anadolu bozkırında halen Hacı Bektaş Veli’nin, Yunus Emre’nin ayak izlerinin olduğu bu topraklarda, bu çağda bunların olması binlerce yıllık kültürün, felsefenin anlaşılamamış olmasındandır. Uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu coğrafyada yaşanan bu tür olaylar insanlık açısından utanç vericidir. Kindar bir neslin yetişmesinin önüne geçmek için eğitimle, öğretimle elden gelenin fazlası yapılarak her şekilde engel olunmalıdır. Hünkâr’ın dediği gibi; ancak kadınları okutursak bunların önüne geçebiliriz. Bilimle ilerlersek ancak yüzümüzü aydınlığa çevirebiliriz.

    Bu durumda bizlerin payına düşen ise her zamankinden daha fazla birbirimize sahip çıkarak dayanışma içinde olmaktır. Yunus’un “bölünürsek yok oluruz…” sözü hep aklımızın bir köşesinde durmalı. Çünkü bizim felsefemizde kırgınlıklara, küslüklere yer yok. Ne zaman hırslarımıza yenik düşersek işte o zaman kaybederiz. Ulularımızın “Bir olalım, iri olalım, diri olalım…” sözleri bugünler için var. Nerede olursak olalım taşıdığımız misyonun, bağlandığımız yolun kıymetini bilelim. Bu yola layık olalım.

    Dostun gülüyle yaralanmadıktan gayrı, şu ellerin taşı hiç bize değmez.

    Aşk ile…

Metin ÖZDEMİR

Aynı Toprağa Basıyoruz / Metin Özdemir

Kaleme Alındığı Tarih:4 Aralık 2019

Metin Özdemir / Bir Gerçeğin İzinden... metinozdemir87.blogspot.com @metinozdemir87

3 Ocak 2024 Çarşamba

BUGÜNÜ DEĞİL GELECEĞİ DÜŞÜNELİM

Bugünü Değil Geleceği Düşünelim / Metin Özdemir

    Can ile başlar her sözümüz, dilimizde hep can vardır. Yüreğimizde taşıdığımız dostlarla hep can diye başlar muhabbetimiz. Can, insandır gözümüzde. Kadını, erkeği sormaz ne dilimiz ne kültürümüz nede inancımız.

    Candır yoldaki, yolumuza düşen candır. Yolumuz canlıdır sığmaz kalıplara, şekle girmez. Bu yüzdendir belki bizimde ele avuca sığmayışımız, isyanımız, susmayışımız, boyun eğmeyişimiz. Sığmaz çünkü bu yol mekânlara, mabetlere… Canların gönlündedir, aşığın dilinde, ozanın telindedir. Canlar sazıyla, sözüyle, nefesiyle canlı tutar bu yolu. İşte bu yüzden denir yolumuz canların yolu diye.

    Ozanların bin bir kelamla söylediği, hakikat sırlarıyla dolu, eşiğine gelenin yüreğini aşkla dolduran bu yolun zaman zaman sadece mekânlara, salonlara sığdırılmaya çalışıldığı görülüyor. Geçmişten günümüze nice zorluklarla yaşatılarak gelen, her dönemde canlı tutulmaya çalışılan yolumuz şekle, kalıplara sokulmaya çalışılıyor. En büyük zararı da bize yine kendimiz veriyoruz maalesef...

    Toplumumuzun ve demokratik kitle örgütlerimizin onlarca yıldır dillendirdiği, mücadele ettiği konuların en başında cemevlerimize yasal statü verilmesi gerektiği gelmektedir. Cemevlerimiz bugün bir çok kurum eliyle yapılıyor, yönetiliyor olsa da halen kanunlar çerçevesinde kabul edilmiş durumda değildir. Bu mücadeleyi sürdürmek ve kazanmak toplumumuzun her ferdinin mutlak çabası olmalıdır. Bunu kazanmak demek sadece varlığımızı kabul ettirmek demek değildir. Mücadelemizi geleceğe taşımak için bizde varız diyebilmektir. Bu sadece Alevilerin değil insan haklarına saygılı, hak ve özgürlüklere inanmış tüm toplum kesimlerinin kaygısı olmalıdır aslında. Ne olursa olsun toplumumuz ve demokratik kitle örgütlerimiz bu hak ve özgürlük mücadelesinde sağlam adımlar atmaktan geri durmamalıdır.

Bugünü Değil Geleceği Düşünelim / Metin Özdemir

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor. Dergâhlarında, meydan evlerinde, cemevlerinde ve çoğunlukla kendi hanelerinde inancını sürdürüyor. Yolunu, süreğini canlı tutmaya bir sonraki kuşağa bozulmadan aktarmaya çalışıyor. Günümüz şartlarında kentleşen Aleviliğin getirdiği ihtiyaçlar doğrultusunda artık her kentte cemevlerimiz var. Bu inanç merkezlerimizin içini felsefemizle, kültürümüzle, insanlığımızla, sevgimizle doldurduğumuz müddetçe yolumuzda canlı kalır, yolcuda bu yoldan kalmaz…

    Semahlarımızla, deyişlerimizle, bağlamamızla bu yol nasıl ki gençlere öğretilmeye çalışılıyorsa cemevlerimizde de çocuklarımıza, gençlerimize fırsat verilerek onların önü açılmalıdır.

    Geçtiğimiz günlerde bir etkinlik için cemevine gideceğimizi konuşurken, bunu duyan altı yaşındaki oğlumuzun gözlerinin içi gülerek “köye mi gidiyoruz?” demesi bizi hem sevindirdi hem de düşündürdü. Köyde kaldığımız yaz aylarında genellikle köyler daha kalabalıktır. İnsanlar daha çok yazın bir araya geldiği için o zamanlar köyler daha coşkulu olur. Bu duruma bununda etkisi vardır. Ama çocuk yüreğiyle umarsız bir şekilde, cemevinin ona köyü hatırlatması belki de içtenliği, samimiyeti oradaki ortamda görmesinden kaynaklıdır.

    Belki artık çok geç bazı şeyler için, atalarımızın o köy ortamlarındaki yaşantılarını, duygularını hiç birimiz artık yaşayamayacağız. Hiçbir kentte o eskiden köylerde olan yolu, süreği doğal bir şekilde yaşatamayacağız ama hiç olmazsa o samimiyeti, içtenliği yaşatalım. Bize o gülen gözleriyle bakan çocukları bu toprakların kadim inancından, öz kültüründen uzaklaştırmayalım. Bugün altımızda oturduğumuz koltuğu, postu değil hep birlikte yarına ne bırakabileceğimizi düşünelim.

Metin ÖZDEMİR

Bugünü Değil Geleceği Düşünelim / Metin Özdemir

Kaleme Alındığı Tarihi: 28 Kasım 2019

Metin Özdemir / Bir Gerçeğin İzinden... metinozdemir87.blogspot.com @metinozdemir87

23 Kasım 2019 Cumartesi

BİR GERÇEĞİN İZİNDEN


BİR GERÇEĞİN İZİNDEN / Metin Özdemir

BİR GERÇEĞİN İZİNDEN


   Her başlangıç bir umuttur.

   Umutla çıkılır yola... Önce umut etmeli, menzile varabilmek için. Yürekteki umudu hissettirmeli yola çıkanlara. Yola çıkanların umudunu, heyecanla hissetmeli yolun sonuna kadar. Bizi de bir heyecan sardı şu günlerde... Yürekteki umudu çoğalttı. Umudun adı Bir Yol oldu... Umarız yüreklerimizdeki bu umut tüm canların yüreğinde hak ettiği yeri bulur.

   Umut diyorum çünkü yaşadığımız dönemde bir çok zorlukla mücadele ediliyor. Böyle günlerde yola çıkmak, yüreklerde küllenen umudu bir kez daha yeşertmek demektir. Yola düşen canlarımıza yoldaş olmak, onların çabasına bir nebzede olsa destek olabilmek bizlerin elinde. Bizim ise gelecek aydınlık günlere umutla bakmak için yola düşen canlara omuz vermekten başka bir yolumuz yok.

   Bu ülkede Alevilerin, demokratların, muhaliflerin, kadınların, gençlerin sesini duyurabileceği sayılı araçlardan birisi olmak için yola çıkan gazetemize el birliğiyle sahip çıkmalıyız. Evdeki emeklinin, okuldaki öğrencinin, fabrikadaki işçinin, artık bizimde sesimiz duyulsun diyen gençlerin sorunlarını dile getirecek günlük bir gazetemiz var artık. Bundan sonra Bir Yol'u yaşatmak hepimizin derdi olmalı...

   Bizimde bu düzene karşı söyleyecek bir sözümüz var. Ezilenlerin, horlananların, susturulmak istenenlerin de söyleyecek sözleri var. Bir gerçeğin izinden giden canların söylediği umut dolu türküleri var. Güzel günler göreceklerine inanan insanların söyleyecek sözleri var. Bunun içinde sözümüze, sesimize kulak verecek, yanımızda olacak bizden olan, bize yer verecek olan bir gazetemiz var artık.

   Günümüzde 'bizim' dediğimiz televizyonlarımız, aylık dergilerimiz var. Aylık, haftalık olarak yayınlanan gazetelerimiz oldu. Şimdi ise her gün gidip suyumuzla, ekmeğimizle birlikte alabileceğimiz günlük gazetemiz var. Bizden olan haberleri çok nadiren görebileceğimiz bir yayıncılıktan, günlük yayın yapan 'bizden' olan bir gazeteye kavuşmuş olmak bunun kıymetini bilecek olanlar için büyük bir kazanımdır.

   Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin barış ve kardeşlik duygularıyla suladığı, Yunus Emre'nin sevgi tohumları ektiği bu topraklarda, Pir Sultan Abdal'ın, Kalender Çelebi'nin direnci de hep var olacaktır. Bizler inançları uğruna dar ağaçlarına giden, derisi yüzülen bir felsefenin ardılları olarak, doğruları söylemekten korkmayacağız. Bizler doğru bildiğimiz bir gerçeğin izinden her zaman gitmeye devam edeceğiz. Bir Yol bize şahitlik edecektir...

   Büyük ozan Yaşar Kemal, ölümsüz eseri İnce Memed'in de Alevileri şöyle tarif ediyor. "Kızılbaşlar korkmazlar. Yüce dağların kartallarına benzerler. Türkü söylerler ki çok yanık... El alemin parmakları ağızlarında kalır Kızılbaş türkülerini dinlerken..." Bizler asla korkmayacağız. Bu topraklarda türkülerimizi söylemeye, semahlarımız dönmeye davam edeceğiz.

   Bir Yol'un okuyucusu bol olsun.

   Sözümüzü erenlerin düsturuyla bitirelim. "Gönül kalsın, yol kalmasın..."

Metin ÖZDEMİR

https://biryol.com.tr/1604/metin-ozdemir-yazdi-bir-gercegin-izinden/


11 Mart 2017 Cumartesi

BİR NEFESCİK SÖYLEYEYİM


Bir Nefescik Söyleyeyim / Metin Özdemir

   İnsanların yaşamlarında etkili olan, zihinlerinde yer tutan değerleri vardır. Bu değerler içerisinde bir çok yaşanmışlığı barındırır. Bu yaşanmışlıklar, toplumların birikimlerinden süzülüp gelerek bazı ürünlerde varlık bulur.

   Gönülden dökülür gibi dilden dile, kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa... Söz olur, şiir olur, ezgi olur, müzik olur dillerde. Şiir ve müzik ayrılmaz birer bütün olur aşk gibi gönüllerde.

   Halkın derdi, tasası, mutluluğu, sevinci dizelerde can bulur. Aşıkların dilinde, ozanın telinde sonsuzluğa ulaşır.

   Alevi-Bektaşi edebiyatında da şiirlerin yeri ve önemi büyüktür. Hâkkın kelamı, zâkirlerin, aşıkların dilinde dize dize, beyit beyit sıralanır. Halka ışık saçar. Hâk kelamı olur cümle canların yüreğinde.

   Alevi-Bektaşi meclislerinde ulu ozanların eserleri çalınıp söylenir. Cemlerde, meydanlarda, erkânlarda, on iki hizmetin içinde her daim şiirde, müzikte yer alır. Cem meydanında gülbenkler okunur. Söylenen deyişler ve nefesler gülbenklere karışır. Turna avazı gibi çağrışır Ayn-i Cem bülbülleri...

   İkrar verilirken canlara öğüttür. Yol gösterir erenler, aşıkların diliyle. Dar erkânı olur, canların yürek acıları buyruklarla, dûvazlarla dillenir. Nefesler göz yaşlarına karışır. Ağıt olur gidenlerin ardından. Mersiye olur Kerbela'da şehit düşen Şah Hüseyin'in aşkına. Ali Ekber'in yasını tutar dertli teller. Zeynep Ana'nın feryadı olur Kerbela sahrasından yükselen. Zeynel Abidin'in kurtuluş söylenir dillerde. Nefes nefes, Hâk buyruklarında, On İki İmam dûvazlarında.

   "Güzel şahtan gelen dolu" olur her dem... Meydana ötmeye gelen can bülbülleri, semah dönerler. Çağırırlar üçler aşkına. Katar katar giden turnaları yolundan çevirir bu aşk. Kırklar meydanında semah tutar telli turnalar. Ya Hâk diye erenleri çağırırlar imdada.

   Alevilikte ulu ozanların şiirleri deyiş, nefes, buyruk gibi adlarla bilinir. On İki İmamların isimlerinin anıldığı şiirler ise Dûvaz, Dûvaz-ı İmam, Dûvazak gibi yöre yöre değişiklik gösterebilen benzer adlarla anılır.

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş öğretisinin neredeyse çoğunluğunu oluşturan kurallar ve ritüeller bu şiirlerde anlatılır. Şiir, müziğin tınısıyla hafızalara kazınır. Unutmaz bir kez dinleyen, yanık sesiyle nefes söyleyen aşığın dizelerini. Nereye gitse kulağındadır zâkirin sesi, sözü. "Aşığın sözü, Kurân'ın özü" der baba erenler.

   Alevi yoluna dair öğrendiğimiz ve duyduğumuz ilk kelamlar bu şiirlerden, nefeslerden kalmadır. Aşığın dilinden kulağımıza yer etmiştir. Yola ve inanca dair "az çok" bildiğimiz değerleri de bu deyişlere borçluyuz. " Muhammed Ali'yi candan sevenler" diyen aşığın sesiyle dâra durup öğreniriz yolu, erkânı. "Güzel şahtan gelen yolları" gözleriz. Hatayi'yi, Pir Sultan'ı, Kul Himmet'i ve daha nice ulu ozanı, yananı yakılanı kendi dilinden dinler, yüzlerce yıl öncesinden yükselen sese kulak veririz. Ortak oluruz acılarına, dirençlerine. Yol gösterirler bize, bugüne.

   Zulme başkaldırmayı deyişlerden biliriz. Ezene karşı durmayı, haksızlık karşısında eğilmemeyi nefeslerden işitiriz. Su serperiz Kerbela'da yanan yüreklere. Sevgi ekeriz yine de Yunus misali yüreklere.

   Ulu ozanların, Hâk aşıklarının eserleri yüzlerce yıldır yankılanır cemlerde. Yalnız deyiş söylemek değil, deyişlerin içindeki manayı anlatmaya, aktarmaya, gençlere ışık olmaya devam edenlerde yok değil günümüzde. "Deyişlerin Dili" olup, gönülleri coşturmaya, yola erkâna hizmet etmek için koşturmaya devam edenler var halâ.

   Yana yakıla deyişleri de yanık olan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun sesini duyurmaya devam edenler arasında Dertli Divani Baba ve Mektab-i İrfan canları var. Her yere ulaşmaya, "karınca misali, yolunda da mı ölemeyiz?" diyerek, menzile varmaya çalışıyorlar.  Deyişlerin, nefeslerin buyrukların bizlere aktarmaya çalıştığı, kamil insan olma yolunda söz söylüyorlar. Hâk nefesleri daim olsun. Bu yol hizmet eden canlarımız, artsın eksilmesin.

   Alevilerin yol göstericisi her zamanki gibi deyişlerimizdir. Alevi toplumunun başı ne zaman bir müşküle düşse başvuracağımız kaynak, o Hâk aşıklarının hazineleridir. Deyişler rehberimiz olsun. Aşk ile...


Metin ÖZDEMİR






15 Haziran 2016 Çarşamba

YOLUN SÜREĞİ CANDADIR

Yolun Süreği Candadır - Metin ÖZDEMİR

  Yaşadığı topraklara bağlı, birbirine uyumlu ve bulunduğu koşullara rağmen kendisini geliştirerek, bu günlere kadar öğretiyi yaşatan Alevi toplumu, doğup büyüdüğü, serpilip geliştiği alanlardan uzaklaştıkça, daha da zor koşullarla karşılaşmaya başlamıştır.

   Geçmişte köyde, kasabada yani kırsalda yaşatılan öğreti ve inanç, yerleşim yerlerini değiştirmek zorunda kalan birçok toplum gibi, Aleviler içinde aynı zorluklarla birlikte kentlere taşınmıştır. Alevilerin kırsalda kapalı bir toplum olarak yaşattıkları inanç, artık kentlerde sadece bir kültür olarak yer almaya başlar.

   Aleviler kırsalda daha çok "bir lokma bir hırka" düsturuyla yaşamlarını sürdürmüştür. Fakat Alevilerle birlikte, Aleviliğinde kent koşullarına taşınmayla emek mücadelesi, gelecek kaygısı gibi insani kaygılarla inanç, öğreti ve toplumsal birliktelik belli oranda geri plana atılır.

   Ocağından, süreğinden uzaklara giden canların bir çoğu şehirlerdeki farklı sosyal ve ekonomik durumlara rağmen yola sahip çıkmaya devam ederler. Fakat yinede dedesinden, pirinden, yüzyıllardır bağlı olduğu ocağından, süreğinden uzakta kalan büyük bir kısmı, inançta ve yolda yalnız kalmışlardır.

   Aleviler, yaşadıkları toplum içerisinde hep birbiriyle dayanışma içinde olmuşlar. İnançlarının gereği olarak görgüde, sorguda birbirlerini hep kontrol altında tutmuşlardır. Bir canın hareketi, herhangi bir davranışı bütün toplumu etkilediğinden, birbirlerine karşı sorumlu davranırlar. Bir canın başı dara düşse ona haldaş, yoldaş olurlar.

   Yola sahip çıkan Aleviler, yolun geleceği olan çocuklara, gençlere de sahip çıkmışlar. Gençliği olmayan bir toplumun geleceği olmaz düşüncesiyle, çocuklarını yolun erdemleriyle yetiştirmeye çalışmışlardır. Kırsal koşullarda bu daha kolayken, kentlere göçle birlikte yolda olduğu kadar, toplumsal alanda da kopukluklar başlamıştır. Aynı inancın bireyleri birbirinden uzaklaştıkça aralarındaki kontrol mekanizması da zorlaşır. Her can, toplumun bütün çocuklarına, gençlerine göz kulak olurken, neredeyse kendi evlatlarından uzak kalmışlardır.

   Değişen dünya düzeniyle uyum hiçte kolay değildir. Etkileşimler, kültürel ilişkiler her alanda asimilasyon halini alıyordur artık. Yerinden, yurdundan, köklerinin olduğu yerlerden uzaklaştıkça, çevre değişir, insanlar değişir. Yalnızca sosyal çevre değil, kültürel ve inançsal birliktelikten de uzaklaşır insanlar artık. Ta ki kendi güçlerinin farkına varıp bir araya gelmeye başlayana kadar. Bu sürece gelene kadar da birçok kuşak, dış çevre etkenleriyle kendini farklı yapıların içinde bulurlar. Hele ailede de öz inancını yeterince yaşamadıysa... Bu gerek yeni kuşaklar açısından gerekse yolun geleceği açısından canları zora sokar.

   Mürşit, dede, talip, bütün canlar inançlarına, öğretilerine sahip çıktıkları kadar, yetişen yeni neslin ahlâkından, her türlü davranışlarından da kendilerini sorumlu hisseder ve toplum yapısının bozulmadan devamlılığını sağlamak için çaba gösterirler. Ama ne yazık ki, günümüz koşullarında bu durum kolay değildir. Mürşidin, pirin dedenin, rehberin o köklü felsefeyi yayma isteği kadar, taliplerin, canların da o bilgiyi almaya istekli olması gerekiyor.

   Anadolu'da bir Alevi yerleşiminde yaşanmış bir olay şöyle rivayet edilir: Köylerde güvenlik kaygısıyla cemlere geç saatlerde başlandığı dönemlerdir. Bir Alevi köyünden, yakındaki diğer bir Alevi köyüne ceme katılmak için giden canlar, küçük çocuklarını iki köyün ortasındaki bir yerde bir kayanın kuytusuna bırakır, ceme öyle giderlermiş.

   Cem sırasında dede, bir ana sultanın huzursuzluğunu hisseder. Cana sorar: Neyin var talip? Can şöyle der: Dedem, çocuğum uyanır mı diye meraktayım. Dede bunun üzerine bir hikmet gösterir. Hiç meraklanma can, çocuklarımız uyuyor diyerek, oturduğu postu kaldırır ve gösterir. Cemdeki canlar, postun altında çocukların uyuduğunu görürler. Dede şöyle der: Meraklanmayın yavrularımız erenlere emanet... Bu sırrın ortaya çıkması üzerine talip canlar nişan gösterirler. Hizmetler tamamlanır ve cem birlenir. Dönüş yolunda da canlar çocuklarını alarak köylerine dönerler. Buna benzer olaylar birer söylence, birer rivayet olarak anlatılır.

   Buradan payımıza düşen hisse sırrı hakikattir. O cemlerdeki canların yola, Hak Muhammet Ali'ye olan bağlılığıdır. Burada yaşanılan sır, dört kapıya kırk makama ulaşmaktan geçer. Canlar böylece, canını erenlere emanet eder, malını varlığını dost yoluna sererler. Artık o pirleri, bu sırra eren kâmil insanları bulmak ne kadar çok zorlaştıysa günümüzde, artık o aşkı bulmakta çok zor. O saf, temiz insanlar azaldıkça işimiz daha da zorlaşıyor.

   Yine bu öğretiyle yetiştiğimiz topraklarda bir söz söylenir. "Sen yolu görmezsen, yol seni görmez." Bizlerde yolu arayıp bulacağız... Koşullar ne olursa olsun inancımızdan, yolumuzdan, canlarla olan dayanışmamızdan vazgeçmeden, erdemlerimize sahip çıkmalıyız. Kirli ellere fırsat vermeden, çocuklarımıza, gençlerimize, geleceğimize sahip çıkmalıyız.

   Aşkı niyazlarımla...


Metin ÖZDEMİR






26 Mart 2015 Perşembe

YA LAİK EĞİTİM YA ASİMİLASYON


Ya Laik Eğitim Ya Asimlasyon - Metin Özdemir

   Birileri Alevileri sürekli yanlış anlıyor. Aleviler tüm örgütsel yapısı ile birlikte, hep laik sistemi savunmuştur. Sadece Alevilerin değil, toplumun bütün bileşenleri adına da laik eğitim için mücadele etmeye devam etmekteler. Aleviler eğitimde, hukukta ve sosyal yaşamda hep laikliği özlediler, düşlediler, istediler... İlkelerinde, yasalarında laik yazsa da gerçekte laik olmayan devlet, Alevilerin ve toplumun demokrat paydalarının laiklik taleplerine her dönemde kulak tıkamıştır. Devletin Alevileri yanlış anladığı kadar, bazı Alevilerde demekki bu talepleri yanlış algılamış! Yada anlamak istemiyorlar...

   Eğitimin laik olmasından , din derslerinin zorunlu olmasının yanlış olduğundan  söz eden Aleviler adına, Alevi adıyla bilinen "özel statülü lise" sıfatıyla bir "Alevi lisesi" açılması umut verici bir proje değildir. Aksine asimilasyonun bir başka ayağıdır.

   Hükümetin Alevi açılımı sürecinde bir tabelayla Hacı Bektaş Veli adını Nevşehir Üniversitesi'ne bahşetmesi gibi, bu lise projesinde de "Hacı Bektaş Veli Lisesi" adı verilerek, Hünkar'ın adıyla yeni bir aldatmaca ve algı oluşturma peşine düşüldü.

   Her fırsatta "Devletin Alevisi Olmayacağız" diyen Aleviler öğretilerini, devletin bir kurumunun ellerine teslim etmeyeceklerdir. İstanbul'da temeli atılan bu, "özel statülü" Alevi lisesinde Alevi inanç önderi yetiştirileceği müjdesi Milli Eğitim Bakanı tarafından verilmiştir! Ama Alevilerin devletin yetiştireceği, sistemin bir parçası olan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını bu topraklarda yüzyıllardır yok sayan düzenin yetiştireceği dedelere ihtiyacı yoktur.

   Aleviler devletin inançlar üzerinden elini çekmesini istiyor. Bu yüzdendir ki ağırlıklı olarak dini eğitimin verildiği imam-hatiplere karşı çıktıkları gibi, Alevi lisesine de karşı olmak laikliğe inananların ve en başta Alevilerin görevidir.

   Alevi lisesinin oluşumunda her türlü ortaklık içerisinde olanlar bu işten sorumludur. Alevilerin asimilasyonuna çanak tutanlar ancak bu toplum yok olma noktasına getirildiği zaman anlayacaktır yapılan yanlışı. Bu toplum artık yeni Hızır Paşa'lar istemiyor...

Ya Laik Eğitim Ya Asimlasyon - Metin Özdemir

   Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet'in kaldırılması gibi... Alevilerin çoğunluğunun aynı düşüncede olduğu konularda hiç bir çabası olmayan yöneticiler, konu Alevilerin asimilasyonu olunca yöneticisiyle, bürokratıyla tam kadro hazır oluyor ne hikmetse...

   Aleviler, Alevi örgütleri bu projeye karşı çıkmalıdır. Bu projede Ankara'da uygulanmaya çalışılan cami-cemevi projesi kadar tehlikeli bir adımdır. Dün cami-cemevi yapmaya çalışanlar yarın bu okullarda "imam-dede" yetiştireceğiz derlerse o zaman hiç şaşırmayalım. Cami-cemevi denilen yere belki kimse gitmeyecektir. Ama bu okulda yüzlerce genç öğrenci yerleştirilecek ve sonunda da inanç önderi olarak topluma yansıtılacak! Okulların amacı ne imam, nede dede yetiştirmek olmamalıdır. Kendi bağnaz anlayışlarını, Emevi İslam zihniyetini, Alevilik-Bektaşilik olarak gençlere aşılayacakları Alevi lisesi kanalıyla, bu topraklarda yeni bir Alevilik yaratmak istiyorlar. Aleviliği yok etmeye ve yeniden tasarlamaya ne bu sistemin nede sistemin yağdanlığı kurumların gücü yetmez.

   Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin deyişiyle, "Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır..." Aleviler Hünkarın ışığında, izinde olacaklar. Okullarda bilimi öğrenmek, dergahlarda yolu sürdürmek için direnecek, mücadele edeceklerdir. Kendi dini eğitimlerini ailelerinden alarak, devletin yani egemenlerin istediği gibi değil, bu coğrafyada yüzyıllardır baş eğmeden yaşadıkları gibi inançlarını kültürlerini dupduru, turnalar gibi semah döne döne, Ali Ali diye çağırarak yaşamaya devam edecekler.

   Demokratik kurumlarımızdan, inanç önderlerimize kadar yola revan olanlar, Alevilerin her türlü asimilasyonuna karşı durdukları gibi bu projeye de karşı durmalıdır.

   Aşk ile...
Ya Laik Eğitim Ya Asimlasyon - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR





22 Mart 2015 Pazar

ŞİFALI FRİGYADA BİR HÜDAİ


Şifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin Özdemir

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesi'nde, Hüdai Kaplıcaları olarak bilinen mevkide yaşadığı bilinen Hüdai Dede'nin, kaplıcaya adını verdiği veya kaplıcanın adıyla anıldığı bilinmektedir. Hüdai; yöre halkının dilinde Hüzayi olarak adlandırılır. Hüdai Kaplıcaları, Friglerden bugüne kadar şifa dağıtmaya devam etmektedir.

   Çocuğu olmayan kişilerin gelerek, dilek dileyip Hüdai'ye bağlanmalarından sonra olan erkek çocuklara Hüdai Dede'nin adı olarak bilinen, Hidayet adı verilir. Kız çocuklarına ise Ülfet adı konur. Evlatları dünyaya gelen aileler kaplıcaya gelerek burada adak-kurban keserler. Sandıklı yöresinde Hüdai Dede'nin toplum üzerinde büyük etkisi vardır. Yaşamı hakkında kesin bilgiler olmayan Hüdai Dede'nin mezarının yeri de bilinmemektedir.

   Rivayet odur ki; Hüdai Baba çocuk yaşta iken annesi Hakka yürür. Babası sonra başka bir kadınla evlenince, eşi bu çocuğun yanlarında kalmasını istemez. Bunun üzerine babası, daha küçük yaşta olan Hüdai'yi, şifalı suları ve şifalı çamuruyla ünlü olan şimdiki kaplıcanın bulunduğu yere bırakır gider. Babası onu buraya bırakıp gittiğinde Hüdai'nin ağzı, yüzü yaralar içindedir. Buradaki suyla ve toprakla oynarken oluşan çamurdan ağzına, yüzüne sürer ve yaraları birden bire iyileşir.

   Efsane olarak anlatılan bu olayda, şifalı kaplıcanın suyu ve çamuruyla iyileşen Hüdai Dede'nin burada mekan kurarak Hak ile haldaş olduğu anlatılır. Hüdai Dede'nin kerametiyle buradaki suyun ve çamurun şifa kaynağı haline geldiği anlatılmaktadır.

   Özellikle Alevi-Bektaşi inancına bağlı olarak yaşayan canların buraya gelerek, Hüdai Dede'nin nazarında Hak erenlere saygı gösterdikleri görülmektedir. Anlatıla gelen bu söylenceler, toplumun bir zenginliği olarak inanç ve itikat yönünden yola bağlı olan canların dillerinde, gönüllerinde seyran eder.

   Erenlerin himmetiyle. Hüdai Dede'nin ışığı üzerinize olsun.

   Aşk ile...

Kaynak: Ali Özdemir, Selçik Köyü, 1948 doğumlu, Çiftçi


Şifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin ÖzdemirŞifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR





13 Şubat 2015 Cuma

SÜREKLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE YOLUN BİRLİĞİ

Süreklerin Çeşitliliği ve Yolun Birliği - Metin ÖZDEMİR

   Birlik Alevi toplumunun her dönemde ihtiyaç duyduğu, ulaşmak için çaba gösterdiği fakat hep engellemelerle karşılaştığı bir olgudur. Tarih boyunca Alevi toplumu, hep karşısında olduğu siyasi iktidarların gücüyle birleşen, toplum baskısıyla parçalanmaya çalışılmıştır. Alevilerin birliği bu koşullarında etkisiyle hep engellenmiştir. Günümüzde de bu böyle devam etmekte...

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında yaygın olarak kullanılan "Yol bir, sürek binbir..." sözü Aleviliğin birliğini ifade etmek için kullanılan bir deyimdir. Alevi öğretisindeki çeşitlilik, bu yolun zenginliğini gösterir. Alevilik yolunun içerisinde ise çokça sürek bulunduğunu biliyoruz. Bu süreklerin varlığı yolu bölmez. Doğru noktalarda ve aynı hedefler için birleşildiğinde inancı ve yolu dahada güçlendirir. Alevilikte inanç temelinde aynı olan kurallar sosyal ve coğrafi koşullara göre değişiklik gösterdiği için dışarıdan farklıymış gibi algılanabilir. Ama Aleviliğin temel taşları arasında "Hak Muhammet Ali yolu" birdir.

   Yol içerisindeki süreklerin çeşitliliği ocak temeline dayanır. Ocaklardaki Pir-mürşit-dede-talip ilişkisi farklı sürekler ve oymaklar meydana getirmiştir. Her ocak kendi dede-talip topluluğu içerisinde geçmişten süzülerek gelenekselleşen ve bugünlere ulaştırılan ritüelleri uygulamıştır. Yörelere göre değişklik gösterebilen bu kurallar süreklerin çeşitli olmasının önünü açmıştır. Sürek farklılıkları yolda ayrılığı değil, bütünlük içerisinde küçük farklılıkları içinde barındırır. Her ocak yada sürek kendi yapısı içinde bugünlere ulaşmıştır.

   Alevi adı altında birleşen Kızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Çepni, Türkmen gibi adlarla anılan toplumumuz aynı yol etrafında farklı kimliklerle anılmaktadır. "Farklılığımız zenginliğimizdir" söylemiyle Alevi toplumu, Anadolu coğrafyasında hep bir zenginlik, bir kültür, bir yaşam biçimi olarak sunulmaya çalışılmıştır. Aleviliğin tek başına bir inanç olduğu, böylelikle göz ardı edilerek yok sayılmıştır.

   Alevilerin içerisinde farklı uygulamalar olsa da, temel olarak birbirlerine uzak görüşte değillerdir. Balkanlardaki Bektaşiler'den, Anadolu'daki Kızılbaş topluluklarına ve Mezopotamya'ya kadar uzanan coğrafyada Yaresanlar ve Ehli Haklar gibi batıni inançları da içinde barındıran Alevilik özde ve gönülde Alevilere hep aynı duyguları hissettirmiş, aynı dili konuşturmuştur. Bizler bu yüzden "binbir" süreğimizi zenginlik olarak görmeliyiz. Alevi toplumunun içerisindeki farklılık gösteren uygulamaları öncelikle bütün Alevilerin sahiplenmesi gerekir. Cemdeki uygulanan oniki hizmetten, dar ve Hakka yürüme erkânına kadar nerede uygulanırsa uygulansın bütün ritüeller tüm Aleviler'den izler taşır ve Alevilik'te izler bırakır.

   Örneğin musahipliği ele aldığımızda; koşullar ne olursa olsun musahipli olan canları eleştirmek yada musahibi olmayan talipleri musahip tutmamakla eleştirmek doğru bir yaklaşım olamaz. Çünkü bu Aleviliğin sevgi ve hoşgörüye dayanan felsefesine sığan bir davranış değildir. Oniki hizmette yapılan görevleri birbiriyle kıyaslamak ve eleştirmek ise sadece toplumumuza zarar verir. Bu tür yaklaşımlardan kimseye fayda gelmez.

   Son dönemlerde Aleviliğin ve Alevilerin birliği konu edildiğinde aklımıza gelen, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy'un önderliğinde başlatılan "Dergâh'ta Birlik" Aleviliğin birliği noktasında atılmış en önemli adımlardan birisidir. Geçtiğimiz günlerde asılsız bir şekilde Serçeşme'nin eleştirilmesi sadece Dergah'ta Birlik oluşumuna yapılan bir eleştiri değildir. Aleviliğin ve Alevilerin birliğine karşı yapılmış birer eleştiridir.

   Dergâh'ta Birlik çalışmasının amacı; Serçeşme etrafında toplanılabildiğini göstererek, Alevilerin bir olduğunu, aslında söylenildiği gibi olmadığını yansıtmaktır. Muhattap bulamıyoruz diyenlere biz burdayız diyebilmektir. Dergah'ta Birlik toplantılarına katılan tüm ocak ve dergâhlar yine kendi hizmetlerine aynı şekilde devam edecektir. Bu yola düşenlerin amacı; söndürülmeye çalışılan küllenmeye yön tutmuş bütün dergâhlarımızın ateşini yeniden alevlendirmektir. Alevilerin bir ve birlik olduğunu göstermek için çıkılan bu yolda karınca misali hizmet eden canlara ve buna vesile olan pirlerimize, mürşitlerimize, dedelerimize, analarımıza saygı duymak ve desteklemek gerekir. Herkesi ve herşeyi özgürce eleştirmek elbette hakkımızdır ama elimizi vicdanımıza koyarak, kimseye haksızlık etmeden.

   Alevilerin birliğini engellemek için Selçuklu'da ve Osmanlı'da oynanan oyunlar bugünde kurnazlıkla uygulanmaya çalışılıyor. İktidarlar kendi elleriyle Alevi kurumları açtırarak onları finanse ettiler ve ediyorlar. Bugünde yaptıkları sözde Alevi açılımları için kendi muhattaplarını kendileri oluşturmak istiyorlar. Devlet eliyle kurdurulan, üyesi bile olmayan bilinmedik dernekler, vakıflar ve hatta federasyonlar açtırarak kendi Alevi'sini ve Alevi kurumlarını oluşturmayı da başarıyorlar. Bu gücün karşısında ise bizlere düşen kendi örgütlülüğümüze ve ocaklarımıza, dergâhlarımıza sahip çıkmaktır. Bitmek tükenmek bilmeyen bütün kaynakları kullanarak, kendi Alevi'sini yaratmaya çalışanların karşısında yolun birliği ve devamlılığı için elimizden geleni yapmamız gerekir. Dışarıda mücadele edeceğimiz çok şey varken, içimizde kavga etmeyi artık bırakmalıyız.

   "Yolumuz bir, süreğimiz binbir" deyip dururken, birde bakarız ki yol bölük bölük olmuş. Bu sebeple, "Yol cümleden uludur..." Yolu yaşatmak adına elini taşın altına koyan kurumlara ve yol önderlerimize destek olmamız, yanlarında olmamız gerekir.

   "Gönül kalsın, yol kalmasın..." sözü yolu doğru sürebilmek içindir. Yolu doğru sürenlere ve yol için, yolun birliği için mücadele verenlere aşk olsun...


Süreklerin Çeşitliliği ve Yolun Birliği - Metin ÖZDEMİR

Metin ÖZDEMİR






21 Temmuz 2014 Pazartesi

KARAÖZÜ ÇEVRESİNDE ALEVİ KÖYLERİ



Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Anadolu coğrafyasında, karış karış her toprağa adını vermiş insanlarımız, kendilerine Alevi demiş, Türkmen demiş, ama her daim can olmuşlardır. Adına Alevi denmiş her toplulukta, diğer inanç yoldaşları gibi çeşitli yerlere dağılmış, yoğunlaştığı yörelerde de hep bir araya toplanmıştır.

   Orta Anadolu'da Kayseri'nin Sarıoğlan İlçesi'ne bağlı bir çok Alevi yerleşim yeri bulunmaktadır. Bunlardan en bilineni ve en büyüğü Karaözü'dür. Sarıoğlan'a bağlı Alevi yerleşim yerleri; Karaözü, Yerlikuyu, İğdeli, Karpınar, Burunören ve Kaleköy'dür.

   Karaözü; yörenin en büyük Alevi yerleşim yeridir. Kayseri ve Sarıoğlan yöresinde en bilindik Alevi yerleşim yerleri arasındadır. Kızılırmak'ın yanına kurulu olan beldede tarihi Şahruh Köprüsü bulunuyor. Karaözü, belediyelik bir kasaba iken, bu dönemde tekrar köy haline getirilmiştir. Karaözü eğitim ve öğretim alanında da civarın öncüsüdür.


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Karaözü'de kültürlerini yaşatmak için kurdukları bir dernek vardır. Her yıl düzenli olarak festival-etkinlik düzenlenmektedir. Beldede Alevilikten izlere rastlamak mümkün fakat yol süren, cem yürüten sayısı yok denilecek kadar az. Aleviliğin gerekleri biliniyor ama yerine getirilmesi aşamasında sıkıntılar var. Düzenli olarak dede gelmiyor, görgü cemi yapılmıyor.

   Köyde bilinen bir erene ait türbe yada yatır yok. Ziyaret yeri olarak bilinen "Tohum Pınarı" diye adlandırılan bir pınar bulunuyor. (Günümüzde çeşme şeklindedir.)  Burada adaklar adanır, dualar edilir.


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Karaözü'nde bir cemevinin olmayışı, günümüz koşullarında Alevi canlarımız için inancımızın yaşatılması noktasında bir eksikliktir. Beldede minareli bir cami mevcut. Yörenin en büyük Alevi yerleşimi olan Karaözü'nde bir cemevinin olmayışı ise bulunduğumuz durumu özetlemektedir. Karaözü'nün duyarlı canlarından mutlaka bu işi üstlenecekler olacaktır.

   Yerlikuyu Köyü, Karaözü'nün 3 km. üstünde yüz haneli, genellikle yaz aylarında nüfusun yoğunlaştığı bir köyümüzdür. Körkuyu ve Yerliburun köylerinin birleşmesinden sonra köye Yerlikuyu adı verilmiştir.

   Köyde Aleviliğin izleri görülmektedir. Fakat yaklaşık elli, altmış yıldır ne cem yürütülmüş, ne canlar görgüden geçmiş, nede dede-baba uğramıştır. Elbette bu durumda köylülerin olduğu kadar yol önderlerininde sorumluluğu büyüktür. Köyde cem yürütüldüğünü, yol-sürek sürüldüğünü bilen son nesilde neredeyse kaybolmak üzeredir.

   Yerlikuyu Köyü'nde her yıl etkinlik düzenlenmektedir. Köyde eğitim kurumu olmadığı için taşımalı eğitim yapılıyor. Köydeki okul kütüphaneye ve çok amaçlı bir salona dönüştürülmüş. Köyde minaresiz bir cami bulunuyor. Diyanet'in atadığı herhangi bir görevli yok.


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Köyde bilinen bir türbe yada yatır yeri yok. Köylülerin bildiği ve inandığı iki ziyaret yeri var. Karaözü ile Yerlikuyu yolu üzerinde çalılık bir alanın ziyaret yeri olduğu biliniyor. Burada adaklar kesilerek, dualar edilir. köyün içerisinde bir evin bahçesinde duvarda oyuk bir taş bulunuyor. Bu taşa gelerek ziyaret edenler, taşı yapıştırmaya çalışarak dilek dilerler. Ziyaret ederek, dua ederler.

   Alevilikten izlerin taşındığı Yerlikuyu köylüleri kendilerini Alevi, Türkmen olarak adlandırıyorlar. Canlarımız Alevi inancını tamamen unutmadan, köyde bir cem yürütülse, Alevilik adına bilgilendirici ve eğitici çalışmalar yapılarak, yaklaştığı görülen yozlaşmadan kurtulabilir. Yerlikuyu Köyü'nde günümüzde Alevi inancı biliniyor ancak yaşanamayan bir durumda. Bu yüzden, sözdeki Aleviliği özde yaşatacak canlara ihtiyacımız var.


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Yerlikuyu'ya yaklaşık elli, altmış yıl öncesinde Hacı Bektaş Dergahı'na bağlı "efendilerin" gelerek cem yürüttüğü anlatılıyor. bugünden yine serçeşmenin bir gözünün bu yana akması, canların içindeki geçmişten gelen yolun izlerini canlandıracak, yeniden boy verdirtecektir.

   İğdeli Köyü, yine bu yöredeki Alevi yerleşim yerlerindendir. küçük bir köy görünümündeyse de köyün içine girdiğimiz zaman gördüğümüz, "İğdeli köyü Pir Sultan Abdal kültür ve Cemevi" bize buradaki inancın büyüklüğünü göstermektedir. Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan köylülerin katkısıyla yaptırılan cemevi yörenin ihtiyacını karşılayacak durumdadır. Bu kültüre katkı sunan, köyde kurulmuş derneklerde var. Her yıl Ağustos ayında etkinlikler düzenlenmektedir.


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   İğdeli Köyü'nde yapılan cemevi yöreye örnek olabilecek durumdadır. Yörenin tümüne hitap edebilecek konumdadır. Geçtiğimiz mahalli idareler seçimleri döneminde Akp'li belediye başkan adayının, cemevine sandalye, masa ve maddi yardımda bulunduğu ve İğdeli'den partisine oy çıkmayınca, verdiklerini geri toplayıp gitmesi seçim sonrasında oldukça gündemde kalmıştır. Belediye başkan adayının bu davranışına şaşırmamakla birlikte, Akp'yle pazarlık yapmak nereden kaynaklanıyorsa, bu noktayı sorgulamamız gerekir. Akp'nin bu siyasetini eleştirirken kendi özümüzü de dara çekmemiz gerekir.

   İğdeli Köyü'nde yapılan, canların cem olduğu cemevinin tam anlamıyla Alevi inancına ve yöre halkına hizmet etmesini diliyorum.

   Karpınar Köyü'de bu yöredeki Alevi köylerimizdendir. Karpınar yaz aylarında nüfusun yoğunlaştığı bir köyümüzdür. Gurbetçi ağırlığının olduğu bu köyümüzde, her yıl etkinlikler düzenlenmektedir. Bu yıl etkinlikler öncesinde birde cem yapılacak.


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Karpınar Köyü kabristanında, mezarı bulunan "Hanifi Dede" yakın zamanda yaşamış olan Alevi dedelerindendir. Makamında dualar edilir, adaklar kesilir, dilekte bulunulur. Ayrıca köyde "Tekke Ören" adıyla bilinen bir ziyaret yeri olan pınar bulunuyor. Buradaki suyun şifalı olduğuna inanılır. Buradaki köylerin arkasını yasladığı Kaş'ın eteklerinde bir "Delikli Taş" var. Hacıbektaş'taki "delikli taş" inancı burada da görülüyor. Delikli taşın yakınlarında "Hümmet Dede" ziyareti olduğu rivayet ediliyor. Karpınar Köyü'nde bilinen ziyaret yerleri bunlardır.

   Yöre halkı tarafından fazla bilinmemekle birlikte çok sayıda ziyaret yeri ve inanç alanları bulunmasına rağmen, çok fazla sahiplenilmediği gözleniyor. Hanifi Dede ve Hümmet Dede'nin yaktıkları ışık daim olsun...


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

   Sarıoğlan ilçesine bağlı Karaözü yöresinde bulunan diğer Alevi köyleri Burunören ve Kaleköy'dür. Buralarda da Alevi inancı yaşatılmaya çalışılmaktadır.

   Karaözü çevresindeki "yedi bucak avşarları" inançlarını inkar etme durumuna gelmeden, yörede cem, erkan yürütecek dedelere, inanç ve kimlik üzerine çalışmalara ihtiyaç duyulacaktır. Yöredeki canlar asimile edilmeden, Alevi kurumlarının ve dergahların başka hesaplar peşine düşmeden, bu sessiz çığlığa kulak vermeleri gerekiyor. Çevre köylerdeki minaresiz camilere itibar etmeseler de, yakın bir zamanda cemevlerine de girecek durumda olmayacaklar. Zamanında yapılan yanlışlar yada eksikler bugünde devam etmemelidir. Alevilik doğru kaynaklardan, doğru kişiler eliyle yeniden canlandırılmalıdır. Kızılırmak etrafında toplanmış canlarımızın yaşadığı yerlerde, Serçeşme'nin duru suyu akmalıdır....

   Aşk ile...


Karaözü Civarında Alevi Köyleri - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR