alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2024 Pazar

YİNE NE BUYURMUŞ HAM SOFTA

Yine Ne Buyurmuş Ham Softa / Metin Özdemir

Telli sazdır bunun adı,
Ne ayet dinler ne kadı,
Bunu çalan anlar kendi,
Şeytan bunun neresinde?

    Geredeli Âşık Dertli böyle başlamış sözlerine binsekizyüzlü yıllarda. Kendinden önceki ve kendi çağındaki birçok ozan gibi oda ham softalarla mücadele etmiş sazıyla, sözüyle…

    Tabi ki çağlar boyunca bitip tükenmemiş ham softaların sazımıza, sözümüze dil uzatması ve günümüze kadar sürüp gelmiş. Geçen zaman içerisinde, bir gazetenin köşesinde; bazı müzik aletlerini evlerde bulundurmanın, çalmanın, alıp satmanın günah olduğuna dair yazılar yayınlandı. Öncesinde de yine müziğe dair fikirlerini beyan ederken bazı müzik aletlerini çalmanın ve dinlemenin “haram” olduğunu yazdılar.

    Bu insanlar hiç Karacaoğlan gibi sevdalanıp, Veysel gibi toprağa âşık olmuşlar mıdır?

    Seksenli yıllardan sonra özellikle Muhabbet serisi ile farklı bir boyuta ulaşan Alevi müziğimiz Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve daha nice sanatçılarımızın büyük katkılarıyla bugünlere ulaşmıştır.

    Deyişlerini, nefeslerini okuduğumuz ulu ozanlarımız bu uğurda bedel ödeyerek idam sehpalarında canlarını vermişler. Fetvalara boyun eğmemiş sazını elinden, sözünü dilinden bırakmamışlar. Ucunda ölüm olduğunu bile bile “Şah” demiş geri dönmemişler. Yakın tarihte ise onların türkülerini söyleyenler, adlarını ananlar kovuşturmalara maruz kalmış, hapis yatmak zorunda kalmışlardır.

    Acaba bunca çileyi çeken insanların elinden düşürmediği çalgılar hakkında yazıp çizen, böyle düşünen kişiler hiç Muhabbet’ten bir deyiş dinlemişler midir? Bu dünyada bir Âşık Mahzuni Şerif türküsü dinleyen insanın hiç bunları söylemeye mecali kalır mı?

Yine Ne Buyurmuş Ham Softa / Metin Özdemir

    Bizlere ne mutlu günümüzde Dertli Divani gibi değerlerimiz Mektebi İrfan Muhabbetleriyle âşıklık, ozanlık geleneğini sürdürmeye çalışıyorlar. Ne mutlu ki Erdal Erzincan gibi değerli sanatçılarımız Gezici Bağlama Atölyesi ile çocuklara, gençlere müziği ve bağlamayı sevdirmeye, bu kültürü onlara aktarmaya çalışıyorlar. Anadolu’nun birçok yerinde yeter ki bizim çocuklarımız bağlama çalmayı öğrensin, türkülerimizi söylesin diye emek veren nice gizli kahramanımız var.

    Bizim türkülerimizin içinde umut olur, sevda olur. Çünkü her türküyü çalmaz bizim telimiz. Zalime boyun eğmeyenlerin elindedir sazımız. Ne derse desinler. Bizim türkülerimiz susmayacak. Bağlamamız ellerden hiç düşmeyecektir.

    Ham softalara en güzel cevabı ozanların kelamı verir. Yine Dertli’nin aynı şiirinden bir dörtlükle bitirelim sözümüzü…

İçinde mi, dışında mı,
Burgusunun başında mı,
Göğsünün nakışında mı,
Şeytan bunun neresinde?

Metin ÖZDEMİR


Kaleme Alındığı Tarih: 12 Aralık 2019

Metin Özdemir / Bir Gerçeğin İzinden... metinozdemir87.blogspot.com @metinozdemir87

3 Şubat 2024 Cumartesi

AYNI TOPRAĞA BASIYORUZ

Aynı Toprağa Basıyoruz / Metin Özdemir

    Kimilerine göre “Çıktık Horasan’dan sökün eyledik.” Kimilerine göre ise zaten hep bu topraklardaydık. Neredeydik, nereden geldik her ne olursa olsun. Bugün bu coğrafya üzerindeysek, yaşıyorsak… Bastığımız toprağa bizim diyorsak, “adlarımızı verdiysek dağlara, ovalara, ulu sulara…” buralıyız. İşte tamda buradayız.

    Binlerce yıldır egemenlerin çıkar siyaseti halkları, inançları, kültürleri, birbirine kırdırmayı maalesef başarmış. Bugünde aynı toprakları yurt edinmiş insanlar yine benzer sebeplerle birbirine düşman ediliyor. Tarihsel süreçte yaşanan olaylar farklı zamanlarda, farklı mekânlarda hep zuhur ediyor.

    Biz bu yarayı Maraş’tan tanıyoruz. Çorum’dan biliyoruz biz bu acıları… Yüreklerimiz Sivas’ın narında yanıyor halen… Dokundukça sızlıyor kabuklaşan yaralarımız. İnsan, yüreğine düşen acıyı unutmaz çünkü. Hele de Kerbelâ’dan bugüne mazlumun yasını tutan bir toplumun acılarını sağaltmak kolay değildir.

    Duyduğumuz her olayda sanki kendimiz yaşamışçasına yüreğimiz titrer hep. Nerede yüreği incinen bir can duysak oralı olur yüreğimiz. Canların yüreği orada atmaya başlar. Yüzlerce yıldır ezilmiştir yüreği. Kendisinden başka herkesin acısını acısı bilir çünkü.

Aynı Toprağa Basıyoruz / Metin Özdemir

    Gün geçmiyor ki yine can ellerinden bir haber gelmesin. En son İzmir Gaziemir’de yaşanan olayda canlarımızın evinin işaretlenmesi sonucu dünyanın dört bir yanındaki Alevilerin yürekleri yine hep birlikte sızlamıştı. Duvardaki o işaret yine Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, zulmü, kıyımı, yok sayılmayı, yok edilmeyi hatırlattı. Bunun üzerine cümle canlar seslerini duyurmaya çalıştı. Bir olmaya, birlik olmaya davet etti herkesi. Buradayız… Bizi de işaretleyin, bizde Aleviyiz! diyen canlarımıza komşularımızda katılarak bize destek oldular. Dosttan gelen güzel dayanışma duygularıydı bunlar.

    Farklı yörelerde buna benzer olaylar belli zaman aralıklarıyla yaşanıyor. Bunun toplumsal ve hukuki boyutlarıyla ilgilenmesi gerekenler, herkese eşit yurttaşlık hakkı sağlamak zorunda olan yöneticilerdir. Asıl mesele ise bu noktadan sonra başlıyor. Yaşanan olayların faillerinin bulunması ve kanunlar çerçevesinde mutlaka gerekenin yapılması lazım. Peki bu tip olayları engellemek, önüne geçmek için sadece yasal işlem başlatmak yeterli olacak mıdır?

    Anadolu bozkırında halen Hacı Bektaş Veli’nin, Yunus Emre’nin ayak izlerinin olduğu bu topraklarda, bu çağda bunların olması binlerce yıllık kültürün, felsefenin anlaşılamamış olmasındandır. Uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu coğrafyada yaşanan bu tür olaylar insanlık açısından utanç vericidir. Kindar bir neslin yetişmesinin önüne geçmek için eğitimle, öğretimle elden gelenin fazlası yapılarak her şekilde engel olunmalıdır. Hünkâr’ın dediği gibi; ancak kadınları okutursak bunların önüne geçebiliriz. Bilimle ilerlersek ancak yüzümüzü aydınlığa çevirebiliriz.

    Bu durumda bizlerin payına düşen ise her zamankinden daha fazla birbirimize sahip çıkarak dayanışma içinde olmaktır. Yunus’un “bölünürsek yok oluruz…” sözü hep aklımızın bir köşesinde durmalı. Çünkü bizim felsefemizde kırgınlıklara, küslüklere yer yok. Ne zaman hırslarımıza yenik düşersek işte o zaman kaybederiz. Ulularımızın “Bir olalım, iri olalım, diri olalım…” sözleri bugünler için var. Nerede olursak olalım taşıdığımız misyonun, bağlandığımız yolun kıymetini bilelim. Bu yola layık olalım.

    Dostun gülüyle yaralanmadıktan gayrı, şu ellerin taşı hiç bize değmez.

    Aşk ile…

Metin ÖZDEMİR

Aynı Toprağa Basıyoruz / Metin Özdemir

Kaleme Alındığı Tarih:4 Aralık 2019

Metin Özdemir / Bir Gerçeğin İzinden... metinozdemir87.blogspot.com @metinozdemir87

3 Ocak 2024 Çarşamba

BUGÜNÜ DEĞİL GELECEĞİ DÜŞÜNELİM

Bugünü Değil Geleceği Düşünelim / Metin Özdemir

    Can ile başlar her sözümüz, dilimizde hep can vardır. Yüreğimizde taşıdığımız dostlarla hep can diye başlar muhabbetimiz. Can, insandır gözümüzde. Kadını, erkeği sormaz ne dilimiz ne kültürümüz nede inancımız.

    Candır yoldaki, yolumuza düşen candır. Yolumuz canlıdır sığmaz kalıplara, şekle girmez. Bu yüzdendir belki bizimde ele avuca sığmayışımız, isyanımız, susmayışımız, boyun eğmeyişimiz. Sığmaz çünkü bu yol mekânlara, mabetlere… Canların gönlündedir, aşığın dilinde, ozanın telindedir. Canlar sazıyla, sözüyle, nefesiyle canlı tutar bu yolu. İşte bu yüzden denir yolumuz canların yolu diye.

    Ozanların bin bir kelamla söylediği, hakikat sırlarıyla dolu, eşiğine gelenin yüreğini aşkla dolduran bu yolun zaman zaman sadece mekânlara, salonlara sığdırılmaya çalışıldığı görülüyor. Geçmişten günümüze nice zorluklarla yaşatılarak gelen, her dönemde canlı tutulmaya çalışılan yolumuz şekle, kalıplara sokulmaya çalışılıyor. En büyük zararı da bize yine kendimiz veriyoruz maalesef...

    Toplumumuzun ve demokratik kitle örgütlerimizin onlarca yıldır dillendirdiği, mücadele ettiği konuların en başında cemevlerimize yasal statü verilmesi gerektiği gelmektedir. Cemevlerimiz bugün bir çok kurum eliyle yapılıyor, yönetiliyor olsa da halen kanunlar çerçevesinde kabul edilmiş durumda değildir. Bu mücadeleyi sürdürmek ve kazanmak toplumumuzun her ferdinin mutlak çabası olmalıdır. Bunu kazanmak demek sadece varlığımızı kabul ettirmek demek değildir. Mücadelemizi geleceğe taşımak için bizde varız diyebilmektir. Bu sadece Alevilerin değil insan haklarına saygılı, hak ve özgürlüklere inanmış tüm toplum kesimlerinin kaygısı olmalıdır aslında. Ne olursa olsun toplumumuz ve demokratik kitle örgütlerimiz bu hak ve özgürlük mücadelesinde sağlam adımlar atmaktan geri durmamalıdır.

Bugünü Değil Geleceği Düşünelim / Metin Özdemir

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor. Dergâhlarında, meydan evlerinde, cemevlerinde ve çoğunlukla kendi hanelerinde inancını sürdürüyor. Yolunu, süreğini canlı tutmaya bir sonraki kuşağa bozulmadan aktarmaya çalışıyor. Günümüz şartlarında kentleşen Aleviliğin getirdiği ihtiyaçlar doğrultusunda artık her kentte cemevlerimiz var. Bu inanç merkezlerimizin içini felsefemizle, kültürümüzle, insanlığımızla, sevgimizle doldurduğumuz müddetçe yolumuzda canlı kalır, yolcuda bu yoldan kalmaz…

    Semahlarımızla, deyişlerimizle, bağlamamızla bu yol nasıl ki gençlere öğretilmeye çalışılıyorsa cemevlerimizde de çocuklarımıza, gençlerimize fırsat verilerek onların önü açılmalıdır.

    Geçtiğimiz günlerde bir etkinlik için cemevine gideceğimizi konuşurken, bunu duyan altı yaşındaki oğlumuzun gözlerinin içi gülerek “köye mi gidiyoruz?” demesi bizi hem sevindirdi hem de düşündürdü. Köyde kaldığımız yaz aylarında genellikle köyler daha kalabalıktır. İnsanlar daha çok yazın bir araya geldiği için o zamanlar köyler daha coşkulu olur. Bu duruma bununda etkisi vardır. Ama çocuk yüreğiyle umarsız bir şekilde, cemevinin ona köyü hatırlatması belki de içtenliği, samimiyeti oradaki ortamda görmesinden kaynaklıdır.

    Belki artık çok geç bazı şeyler için, atalarımızın o köy ortamlarındaki yaşantılarını, duygularını hiç birimiz artık yaşayamayacağız. Hiçbir kentte o eskiden köylerde olan yolu, süreği doğal bir şekilde yaşatamayacağız ama hiç olmazsa o samimiyeti, içtenliği yaşatalım. Bize o gülen gözleriyle bakan çocukları bu toprakların kadim inancından, öz kültüründen uzaklaştırmayalım. Bugün altımızda oturduğumuz koltuğu, postu değil hep birlikte yarına ne bırakabileceğimizi düşünelim.

Metin ÖZDEMİR

Bugünü Değil Geleceği Düşünelim / Metin Özdemir

Kaleme Alındığı Tarihi: 28 Kasım 2019

Metin Özdemir / Bir Gerçeğin İzinden... metinozdemir87.blogspot.com @metinozdemir87

22 Aralık 2019 Pazar

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ ANTALYA ŞUBESİ'NDEN DOĞAN DEMİR'E TEPKİ

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ ANTALYA ŞUBESİ'NDEN DOĞAN DEMİR'E TEPKİ / Haber: Metin Özdemir

   Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi, Alevi Kültür Dernekleri Eski Genel Başkanı Doğan Demir’in, eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’nun kurmuş olduğu Gelecek Partisi’ne kurucu üye olarak katılmasıyla ilgili tepkilerini içeren bir basın açıklamasını kamuoyuyla paylaştı.

   Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi Yönetim Kurulu adına konuşan Başkan Hasan Kaya’nın basına ve kamuoyuna duyurduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“KURUCU ÜYE OLARAK GÖREV ALMASI HAZMEDİLECEK BİR DURUM DEĞİL”

   “Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in Ahmet Davutoğlu başkanlığında kurulan İslamcı bir parti olduğu apaçık bilinen Gelecek Partisi’nin kurucu üyeliğini kabul edip kurumlardaki görevlerinden istifa ettiğini üzüntü ve şaşkınlık içerisinde öğrenmiş bulunmaktayız. Cem evleri cümbüş evleri diyen, Sivas Katliamı’nı zaman aşımına uğratan, çeşitli usul ve yöntemlerle Alevi kitlesini asimile etmeye çalışan bir anlayışla beraber yürümüş, bunlara Başbakanlık yapmış birilerinin kurduğu partide “kurucu üye” olarak görev alması hazmedilecek ve kabul edilecek bir durum değildir.

“DOĞAN DEMİR AKD GENEL BAŞKANI OLMASAYDI BU TEKLİF ŞAHSINA YAPILIR MIYDI?”

   Doğan Demir’in kişisel tercihleri olabilir; ancak devasa bir kurumun itibar ve menfaatleri söz konusu ise kişisel tercihlerinin de ait olduğu kurumun inancı, yapısı ve itibarına uygun olması gerekirdi. Doğan Demir’in böyle bir tercih yapacağını Alevi toplumu bilebilseydi asla kendisini Genel Başkan yapmazdı. Kendisi Alevi toplumunu ve kendisine oy verenleri de kandırmıştır. “Öl İkrâr verme öl ikrârından dönme” ilkemize de ihanet etmiş; ikrarından dönmüştür. Şöyle ki Doğan Demir Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı olmasaydı acaba bu teklif şahsına yapılır mıydı? Meselenin gerçekleri bu ise pazarlanan Doğan Demir’in şahsı değil ait olduğu kurum ve Alevi toplumudur. Doğan Demir kişisel hakkını kullanırken edep erkân ve yolumuza uyan bir tercih yapması gerekirdi. Alevi toplumu laik, demokratik ve devrimcidir. Böyle bir toplumla yolunu ayıran şahsın arkasından tek bir Alevi canın gitmeyeceği aşikârdır.

“DOĞAN DEMİR’İN YAPTIKLARINI ASLA ONAYLAMIYORUZ”

   Doğan Demir bu vahim yanlışından derhal vazgeçmeli ve bütün Alevilerden özür dilemelidir. Geçmişi bireysel menfaatleri için yok sayanların gelecekleri de olmayacaktır. Sonuç olarak Doğan Demir’in yaptıklarını asla onaylamıyoruz. Aldığımız bu ağır yaranın sancılarını bir nebze olsun hafifletmek adına mevcut Genel Merkez Yöneticileri acilen Olağanüstü Genel Kurula gitmelidir. Saygıdeğer basına ve kamuoyuna esefle beyan ederiz.”

İLK KURUMSAL VE KİTLESEL TEPKİ ANTALYA’DAN…

   Doğan Demir, Ahmet Davutoğlu’nun kurmuş Gelecek Partisi’nin kurucular kurulunda yer aldığının açıklanmasının ardından, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı ve Alevi Bektaşi Federasyonu’ndaki tüm görevlerinden istifa etmişti. Son olarak açıklanan Gelecek Partisi’nin Genel Yönetim Kurulu’nu oluşturan 60 kişilik listede yer aldığı öğrenildi.

   Alevi kamuoyunda büyük tepkilere yol açan Doğan Demir’in Gelecek Partisi’ne katılmasıyla ilgili ilk kurumsal ve kitlesel tepki Antalya’dan verilmiş oldu.

Haber: Metin ÖZDEMİR

https://www.biryol.com.tr/5264/alevi-kultur-dernekleri-antalya-subesinden-dogan-demir-e-tepki/


25 Aralık 2016 Pazar

MARAŞ'TA KATLEDİLEN CANLAR ANTALYA'DA ANILDI

Maraş'ta Katledilen Canlar Antalya'da Anıldı / Metin Özdemir

   19-26 Aralık 1978 tarihinde Kahramanmaraş'ta, çoğunlukla Alevilerin yaşadığı mahallelerde yapılan katliamda yitirilen canlar, 38. yıl dönümünde Antalya'da anıldı.

   24 Aralık 2016 Cumartesi günü, Antalya Alevi Bileşenlerinin çağrısıyla ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla saat 15.00 'de Cumhuriyet Meydanında toplanan canlar, basın açıklaması yaparak Maraş Katliamını bir kez daha lanetlediler.

    Maraş Katliamının yıl dönümünde yitirdiğimiz canları anmak için, saat 19.00' da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Cemevi konferans salonunda yaklaşık iki yüz kişinin katılımıyla anma gerçekleştirildi.

   Anma etkinliği, barış ve özgürlük mücadelesinde kaybedilen bütün canlar adına çerağ uyarma hizmeti ile başladı. Ardından katledilen canlar anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Sunuculuğunu Seyfettin Yıldırım'ın üstlendiği program, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan'ın açılış konuşmasıyla devam etti.

Maraş'ta Katledilen Canlar Antalya'da Anıldı / Metin Özdemir

   Erdoğan; Maraş Katliamı' nın yaşandığı günlere değinerek "Bundan otuz sekiz yıl önce ülkemiz tarihinin kanlı olaylarından birisini yaşadık. Halkın yükselen muhalefetini bastırmak isteyen gerici ve faşist güçlerin yetmişli yıllar boyunca gerçekleştirdiği kanlı saldırıların iç savaş boyutuna geldiği günleri yaşadık. 1978 yılının Aralık ayının son günlerinde gerçekleştirilen Maraş Katliamı tarihimizde kanlı bir sayfa olarak hafızalarımızda. Resmi kayıtlara göre 111 insanımızın katledildiği bine yakın ev ve iş yerinin tahrip edildiği gerici-faşist saldırılar devlet güçlerinin gözleri önünde gerçekleşti. Olayların ardından kentteki Alevi nüfusunun yüzde sekseni Maraş'ı terketti." diye konuştu.

   Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü. "Katliamlar AKP iktidarıyla sürüyor" diyerek günümüzde yaşanan olaylara değindi. Konuşmasında; "İktidarın 14. yılında, hem Ortadoğu ve Suriye politikasında, hem Kürt sorununda sıkışan  AKP, iktidarını sürekli kılmak için sağı kendi arkasına toplamaya çalışmaktadır. Bu nedenle de Alevi ve Kürt düşmanlığını kışkırtmakta, Suriye'ye dönük politikalarını içeride meşrulaştırmak için mezhep düşmanlığı yapmaktadır. Maraş Katliamını Alevi-Sünni çatışması olarak sunanlar bugünde kendi iktidarlarını korumak için mezhepçiliği ve ırkçılığı kışkırtarak kutuplaştırma, ayrıştırma siyaseti yürütmektedirler.

   Bugün Maraş'ı unutmamak, AKP'nin gerici, ırkçı, mezhepçi politikalarına karşı durmak demektir. Bugün Maraş'ı unutmamak gericiliğe ve faşizme karşı eşit, özgür, kardeşçe, insanca bir yaşamın mücadelesini vermek demektir. Bizler barışın ve kardeşliğin ülkesini kurmak için mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. Katledilen ilerici, devrimci, demokrat tüm yurttaşlarımızı saygı ile anıyoruz." Diyerek konuşmasını noktaladı.

Maraş'ta Katledilen Canlar Antalya'da Anıldı / Metin Özdemir

   Maraş Katliamının canlı tanıklarının yer aldığı belgesel gösteriminin yapılmasının ardından program şiirler ve deyişlerle sürdü. Antalya Cemevi kadın komisyonundan Hülya Arı, Maraş'ı ve yaşanan diğer katliamları anlatan bir şiirle katılımcılara seslendi.

   Hüseyin Gazi Metin Dede de şiirleri ve deyişleri ile etkinlikte canlara hitap etti. "Yıllardır bizleri hep sigorta olarak gördüler. Ama yaşanan olaylar karşısında  bizimde çoktan  sigortamız atmıştır." Diye konuştu.

   Maraş Katliamının kronolojik sıralaması ile birlikte canlara bilgi veren Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça,  Alevilere uygulanan ayrımcı politikalara ilişkin güncel örnekler verdi.

Maraş'ta Katledilen Canlar Antalya'da Anıldı / Metin Özdemir

   Maraş yöresinden Hüsniye Bacı da şiir ve deyişlerle anma etkinliğinde yer aldı. Zakirler Süleyman Demir ve Seyfettin Yıldırım sazlarıyla, sözleriyle yüreklere dokundular. Program Antalya Cemevi gençlerinden oluşan semahçıların, semah dönmeleriyle sonlandı. Demokratik kitle örgütlerininde katıldığı anma etkinliği teşekkür konuşmalarıyla birlikte sona erdi.

Maraş'ta Katledilen Canlar Antalya'da Anıldı / Metin Özdemir

Maraş'ta Katledilen Canlar Antalya'da Anıldı / Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR


 





28 Ekim 2016 Cuma

SUSTURAMAZLAR SESİMİZİ BİZ BİRLİK OLDUKÇA

Susturamazlar Sesimizi Biz Bir Oldukça / Metin Özdemir

   Bir gazetede veya dergide küçük bir köşede yer alan yazı yada haber, içeriği ne olursa olsun içinde "Alevilik" kelimesinin geçmesi, semah dönen bir canın küçük bir resminin yer alması nasılda heyecanlandırırdı bizleri. Yazılı veya görsel basında böyle bir içeriği görmekten mutluluk duyardık. Çünkü boyalı basında "bize" rastlamak çok mümkün değildir. Yayıncılarımızın kendi kısıtlı imkanlarıyla çıkarttıkları yayınlar dışında hiç bir yerde bize dair doğru şeyler bulmak mümkün değildir. Ne zaman herhangi bir gazetede, güzel bir yazı dizisi hazırlansa ya yarıda kesilir yada başlamadan sonlandırılır.

    Fakat internetin ve sosyal medyanın yoğun olarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte bilgi kaynaklarımız çoğaldı. Alevilik merkezli internet sayfaları, haber siteleri kuruldu ve bir çoğu yayınlarına aktif olarak devam etmekte.

   Ve gün geldi Aleviler kendi televizyon kanallarını kurdular. Yayın içeriklerini beğenelim beğenmeyelim birden çok televizyon kanalı Alevi sıfatıyla yayın yapmaya başladı. Malûm medyada görülmesi zor, ulaşılması güç konular gerçek anlamda bir boşluğu doldurmaya başladı. Sabahtan akşama dek deyişlerimizi, ozanlarımızı ekranlara taşıyor olması bile bizim için "bulunmaz bir nimetti".

   Gazetenin, derginin ulaşmadığı en ücrâ yerde bile parmakların ucundadır televizyon kanalları, basılı ürünlerine göre ulaşılması daha kolaydır. Köyde-kentte insanlar televizyonlarını, radyolarını açtıkları zaman elbette kendilerinden bir şeyler görmek istiyor. Haberleri, etkinlikleri kısacası yayıncıların ekrana sunduğu her şeyi çabucak ve en kolay yoldan takip edebiliyorlar.

   Şimdilerde ise bir çok televizyon ve radyo kanalı karartılarak, kapılarına mühür vuruldu. Basın özgürlüğü açısından son derece sıkıntılı bir durum olduğu gibi, insanların haber alma haklarının da bir ihlalidir aslında.

   Deyiş çalan, türküleri sevdiren bir radyonun kapatılması, "Alevilerin sesi" olan televizyon kanallarının karartılması kabul edilebilecek bir durum değildir. Kapatılan radyo ve televizyonların yeniden yayın hayatına dönmeleri için mücadele verilmektedir. Seslerinin kesilmesine karşı duran canlar bu medya organlarından desteğini esirgemiyorlar.

   Kurumlara ve şahıslara düşense birlik ve beraberlik içerisinde bu platformlara olan desteği sürdürmek, mücadeleyi canlı tutmaktır. "Benim gibi düşünmeyenin sesini keserim" diyenlerin karşısında güçlü durmak gerekir. Hayatın her alanında olduğu gibi basınımıza karşı yapılan durdurma politikalarına karşı birlik olmaktan başka çare yoktur. Geriye kalan medya organlarımızın, kapatılan kurumlarla dayanışmayı büyüterek birlikte hareket etmesi, hem canlara güç verir hemde Alevi toplumunun birliğine katkı sağlar.

   Sesimizi daha fazla duyurabileceğimiz, söz söyleyebileceğimiz alanların çoğalması umuduyla, platformlarımıza sahip çıkarak dahada çoğalalım. Bizim birlikten başka çaremiz yok. Beraberce, iyi ve güzel günler görmeye dahada yaklaşacağız.


Susturamazlar Sesimizi Biz Bir Oldukça / Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR









15 Haziran 2016 Çarşamba

YOLUN SÜREĞİ CANDADIR

Yolun Süreği Candadır - Metin ÖZDEMİR

  Yaşadığı topraklara bağlı, birbirine uyumlu ve bulunduğu koşullara rağmen kendisini geliştirerek, bu günlere kadar öğretiyi yaşatan Alevi toplumu, doğup büyüdüğü, serpilip geliştiği alanlardan uzaklaştıkça, daha da zor koşullarla karşılaşmaya başlamıştır.

   Geçmişte köyde, kasabada yani kırsalda yaşatılan öğreti ve inanç, yerleşim yerlerini değiştirmek zorunda kalan birçok toplum gibi, Aleviler içinde aynı zorluklarla birlikte kentlere taşınmıştır. Alevilerin kırsalda kapalı bir toplum olarak yaşattıkları inanç, artık kentlerde sadece bir kültür olarak yer almaya başlar.

   Aleviler kırsalda daha çok "bir lokma bir hırka" düsturuyla yaşamlarını sürdürmüştür. Fakat Alevilerle birlikte, Aleviliğinde kent koşullarına taşınmayla emek mücadelesi, gelecek kaygısı gibi insani kaygılarla inanç, öğreti ve toplumsal birliktelik belli oranda geri plana atılır.

   Ocağından, süreğinden uzaklara giden canların bir çoğu şehirlerdeki farklı sosyal ve ekonomik durumlara rağmen yola sahip çıkmaya devam ederler. Fakat yinede dedesinden, pirinden, yüzyıllardır bağlı olduğu ocağından, süreğinden uzakta kalan büyük bir kısmı, inançta ve yolda yalnız kalmışlardır.

   Aleviler, yaşadıkları toplum içerisinde hep birbiriyle dayanışma içinde olmuşlar. İnançlarının gereği olarak görgüde, sorguda birbirlerini hep kontrol altında tutmuşlardır. Bir canın hareketi, herhangi bir davranışı bütün toplumu etkilediğinden, birbirlerine karşı sorumlu davranırlar. Bir canın başı dara düşse ona haldaş, yoldaş olurlar.

   Yola sahip çıkan Aleviler, yolun geleceği olan çocuklara, gençlere de sahip çıkmışlar. Gençliği olmayan bir toplumun geleceği olmaz düşüncesiyle, çocuklarını yolun erdemleriyle yetiştirmeye çalışmışlardır. Kırsal koşullarda bu daha kolayken, kentlere göçle birlikte yolda olduğu kadar, toplumsal alanda da kopukluklar başlamıştır. Aynı inancın bireyleri birbirinden uzaklaştıkça aralarındaki kontrol mekanizması da zorlaşır. Her can, toplumun bütün çocuklarına, gençlerine göz kulak olurken, neredeyse kendi evlatlarından uzak kalmışlardır.

   Değişen dünya düzeniyle uyum hiçte kolay değildir. Etkileşimler, kültürel ilişkiler her alanda asimilasyon halini alıyordur artık. Yerinden, yurdundan, köklerinin olduğu yerlerden uzaklaştıkça, çevre değişir, insanlar değişir. Yalnızca sosyal çevre değil, kültürel ve inançsal birliktelikten de uzaklaşır insanlar artık. Ta ki kendi güçlerinin farkına varıp bir araya gelmeye başlayana kadar. Bu sürece gelene kadar da birçok kuşak, dış çevre etkenleriyle kendini farklı yapıların içinde bulurlar. Hele ailede de öz inancını yeterince yaşamadıysa... Bu gerek yeni kuşaklar açısından gerekse yolun geleceği açısından canları zora sokar.

   Mürşit, dede, talip, bütün canlar inançlarına, öğretilerine sahip çıktıkları kadar, yetişen yeni neslin ahlâkından, her türlü davranışlarından da kendilerini sorumlu hisseder ve toplum yapısının bozulmadan devamlılığını sağlamak için çaba gösterirler. Ama ne yazık ki, günümüz koşullarında bu durum kolay değildir. Mürşidin, pirin dedenin, rehberin o köklü felsefeyi yayma isteği kadar, taliplerin, canların da o bilgiyi almaya istekli olması gerekiyor.

   Anadolu'da bir Alevi yerleşiminde yaşanmış bir olay şöyle rivayet edilir: Köylerde güvenlik kaygısıyla cemlere geç saatlerde başlandığı dönemlerdir. Bir Alevi köyünden, yakındaki diğer bir Alevi köyüne ceme katılmak için giden canlar, küçük çocuklarını iki köyün ortasındaki bir yerde bir kayanın kuytusuna bırakır, ceme öyle giderlermiş.

   Cem sırasında dede, bir ana sultanın huzursuzluğunu hisseder. Cana sorar: Neyin var talip? Can şöyle der: Dedem, çocuğum uyanır mı diye meraktayım. Dede bunun üzerine bir hikmet gösterir. Hiç meraklanma can, çocuklarımız uyuyor diyerek, oturduğu postu kaldırır ve gösterir. Cemdeki canlar, postun altında çocukların uyuduğunu görürler. Dede şöyle der: Meraklanmayın yavrularımız erenlere emanet... Bu sırrın ortaya çıkması üzerine talip canlar nişan gösterirler. Hizmetler tamamlanır ve cem birlenir. Dönüş yolunda da canlar çocuklarını alarak köylerine dönerler. Buna benzer olaylar birer söylence, birer rivayet olarak anlatılır.

   Buradan payımıza düşen hisse sırrı hakikattir. O cemlerdeki canların yola, Hak Muhammet Ali'ye olan bağlılığıdır. Burada yaşanılan sır, dört kapıya kırk makama ulaşmaktan geçer. Canlar böylece, canını erenlere emanet eder, malını varlığını dost yoluna sererler. Artık o pirleri, bu sırra eren kâmil insanları bulmak ne kadar çok zorlaştıysa günümüzde, artık o aşkı bulmakta çok zor. O saf, temiz insanlar azaldıkça işimiz daha da zorlaşıyor.

   Yine bu öğretiyle yetiştiğimiz topraklarda bir söz söylenir. "Sen yolu görmezsen, yol seni görmez." Bizlerde yolu arayıp bulacağız... Koşullar ne olursa olsun inancımızdan, yolumuzdan, canlarla olan dayanışmamızdan vazgeçmeden, erdemlerimize sahip çıkmalıyız. Kirli ellere fırsat vermeden, çocuklarımıza, gençlerimize, geleceğimize sahip çıkmalıyız.

   Aşkı niyazlarımla...


Metin ÖZDEMİR






22 Mart 2015 Pazar

ŞİFALI FRİGYADA BİR HÜDAİ


Şifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin Özdemir

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesi'nde, Hüdai Kaplıcaları olarak bilinen mevkide yaşadığı bilinen Hüdai Dede'nin, kaplıcaya adını verdiği veya kaplıcanın adıyla anıldığı bilinmektedir. Hüdai; yöre halkının dilinde Hüzayi olarak adlandırılır. Hüdai Kaplıcaları, Friglerden bugüne kadar şifa dağıtmaya devam etmektedir.

   Çocuğu olmayan kişilerin gelerek, dilek dileyip Hüdai'ye bağlanmalarından sonra olan erkek çocuklara Hüdai Dede'nin adı olarak bilinen, Hidayet adı verilir. Kız çocuklarına ise Ülfet adı konur. Evlatları dünyaya gelen aileler kaplıcaya gelerek burada adak-kurban keserler. Sandıklı yöresinde Hüdai Dede'nin toplum üzerinde büyük etkisi vardır. Yaşamı hakkında kesin bilgiler olmayan Hüdai Dede'nin mezarının yeri de bilinmemektedir.

   Rivayet odur ki; Hüdai Baba çocuk yaşta iken annesi Hakka yürür. Babası sonra başka bir kadınla evlenince, eşi bu çocuğun yanlarında kalmasını istemez. Bunun üzerine babası, daha küçük yaşta olan Hüdai'yi, şifalı suları ve şifalı çamuruyla ünlü olan şimdiki kaplıcanın bulunduğu yere bırakır gider. Babası onu buraya bırakıp gittiğinde Hüdai'nin ağzı, yüzü yaralar içindedir. Buradaki suyla ve toprakla oynarken oluşan çamurdan ağzına, yüzüne sürer ve yaraları birden bire iyileşir.

   Efsane olarak anlatılan bu olayda, şifalı kaplıcanın suyu ve çamuruyla iyileşen Hüdai Dede'nin burada mekan kurarak Hak ile haldaş olduğu anlatılır. Hüdai Dede'nin kerametiyle buradaki suyun ve çamurun şifa kaynağı haline geldiği anlatılmaktadır.

   Özellikle Alevi-Bektaşi inancına bağlı olarak yaşayan canların buraya gelerek, Hüdai Dede'nin nazarında Hak erenlere saygı gösterdikleri görülmektedir. Anlatıla gelen bu söylenceler, toplumun bir zenginliği olarak inanç ve itikat yönünden yola bağlı olan canların dillerinde, gönüllerinde seyran eder.

   Erenlerin himmetiyle. Hüdai Dede'nin ışığı üzerinize olsun.

   Aşk ile...

Kaynak: Ali Özdemir, Selçik Köyü, 1948 doğumlu, Çiftçi


Şifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin ÖzdemirŞifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR





13 Şubat 2015 Cuma

SÜREKLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE YOLUN BİRLİĞİ

Süreklerin Çeşitliliği ve Yolun Birliği - Metin ÖZDEMİR

   Birlik Alevi toplumunun her dönemde ihtiyaç duyduğu, ulaşmak için çaba gösterdiği fakat hep engellemelerle karşılaştığı bir olgudur. Tarih boyunca Alevi toplumu, hep karşısında olduğu siyasi iktidarların gücüyle birleşen, toplum baskısıyla parçalanmaya çalışılmıştır. Alevilerin birliği bu koşullarında etkisiyle hep engellenmiştir. Günümüzde de bu böyle devam etmekte...

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında yaygın olarak kullanılan "Yol bir, sürek binbir..." sözü Aleviliğin birliğini ifade etmek için kullanılan bir deyimdir. Alevi öğretisindeki çeşitlilik, bu yolun zenginliğini gösterir. Alevilik yolunun içerisinde ise çokça sürek bulunduğunu biliyoruz. Bu süreklerin varlığı yolu bölmez. Doğru noktalarda ve aynı hedefler için birleşildiğinde inancı ve yolu dahada güçlendirir. Alevilikte inanç temelinde aynı olan kurallar sosyal ve coğrafi koşullara göre değişiklik gösterdiği için dışarıdan farklıymış gibi algılanabilir. Ama Aleviliğin temel taşları arasında "Hak Muhammet Ali yolu" birdir.

   Yol içerisindeki süreklerin çeşitliliği ocak temeline dayanır. Ocaklardaki Pir-mürşit-dede-talip ilişkisi farklı sürekler ve oymaklar meydana getirmiştir. Her ocak kendi dede-talip topluluğu içerisinde geçmişten süzülerek gelenekselleşen ve bugünlere ulaştırılan ritüelleri uygulamıştır. Yörelere göre değişklik gösterebilen bu kurallar süreklerin çeşitli olmasının önünü açmıştır. Sürek farklılıkları yolda ayrılığı değil, bütünlük içerisinde küçük farklılıkları içinde barındırır. Her ocak yada sürek kendi yapısı içinde bugünlere ulaşmıştır.

   Alevi adı altında birleşen Kızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Çepni, Türkmen gibi adlarla anılan toplumumuz aynı yol etrafında farklı kimliklerle anılmaktadır. "Farklılığımız zenginliğimizdir" söylemiyle Alevi toplumu, Anadolu coğrafyasında hep bir zenginlik, bir kültür, bir yaşam biçimi olarak sunulmaya çalışılmıştır. Aleviliğin tek başına bir inanç olduğu, böylelikle göz ardı edilerek yok sayılmıştır.

   Alevilerin içerisinde farklı uygulamalar olsa da, temel olarak birbirlerine uzak görüşte değillerdir. Balkanlardaki Bektaşiler'den, Anadolu'daki Kızılbaş topluluklarına ve Mezopotamya'ya kadar uzanan coğrafyada Yaresanlar ve Ehli Haklar gibi batıni inançları da içinde barındıran Alevilik özde ve gönülde Alevilere hep aynı duyguları hissettirmiş, aynı dili konuşturmuştur. Bizler bu yüzden "binbir" süreğimizi zenginlik olarak görmeliyiz. Alevi toplumunun içerisindeki farklılık gösteren uygulamaları öncelikle bütün Alevilerin sahiplenmesi gerekir. Cemdeki uygulanan oniki hizmetten, dar ve Hakka yürüme erkânına kadar nerede uygulanırsa uygulansın bütün ritüeller tüm Aleviler'den izler taşır ve Alevilik'te izler bırakır.

   Örneğin musahipliği ele aldığımızda; koşullar ne olursa olsun musahipli olan canları eleştirmek yada musahibi olmayan talipleri musahip tutmamakla eleştirmek doğru bir yaklaşım olamaz. Çünkü bu Aleviliğin sevgi ve hoşgörüye dayanan felsefesine sığan bir davranış değildir. Oniki hizmette yapılan görevleri birbiriyle kıyaslamak ve eleştirmek ise sadece toplumumuza zarar verir. Bu tür yaklaşımlardan kimseye fayda gelmez.

   Son dönemlerde Aleviliğin ve Alevilerin birliği konu edildiğinde aklımıza gelen, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy'un önderliğinde başlatılan "Dergâh'ta Birlik" Aleviliğin birliği noktasında atılmış en önemli adımlardan birisidir. Geçtiğimiz günlerde asılsız bir şekilde Serçeşme'nin eleştirilmesi sadece Dergah'ta Birlik oluşumuna yapılan bir eleştiri değildir. Aleviliğin ve Alevilerin birliğine karşı yapılmış birer eleştiridir.

   Dergâh'ta Birlik çalışmasının amacı; Serçeşme etrafında toplanılabildiğini göstererek, Alevilerin bir olduğunu, aslında söylenildiği gibi olmadığını yansıtmaktır. Muhattap bulamıyoruz diyenlere biz burdayız diyebilmektir. Dergah'ta Birlik toplantılarına katılan tüm ocak ve dergâhlar yine kendi hizmetlerine aynı şekilde devam edecektir. Bu yola düşenlerin amacı; söndürülmeye çalışılan küllenmeye yön tutmuş bütün dergâhlarımızın ateşini yeniden alevlendirmektir. Alevilerin bir ve birlik olduğunu göstermek için çıkılan bu yolda karınca misali hizmet eden canlara ve buna vesile olan pirlerimize, mürşitlerimize, dedelerimize, analarımıza saygı duymak ve desteklemek gerekir. Herkesi ve herşeyi özgürce eleştirmek elbette hakkımızdır ama elimizi vicdanımıza koyarak, kimseye haksızlık etmeden.

   Alevilerin birliğini engellemek için Selçuklu'da ve Osmanlı'da oynanan oyunlar bugünde kurnazlıkla uygulanmaya çalışılıyor. İktidarlar kendi elleriyle Alevi kurumları açtırarak onları finanse ettiler ve ediyorlar. Bugünde yaptıkları sözde Alevi açılımları için kendi muhattaplarını kendileri oluşturmak istiyorlar. Devlet eliyle kurdurulan, üyesi bile olmayan bilinmedik dernekler, vakıflar ve hatta federasyonlar açtırarak kendi Alevi'sini ve Alevi kurumlarını oluşturmayı da başarıyorlar. Bu gücün karşısında ise bizlere düşen kendi örgütlülüğümüze ve ocaklarımıza, dergâhlarımıza sahip çıkmaktır. Bitmek tükenmek bilmeyen bütün kaynakları kullanarak, kendi Alevi'sini yaratmaya çalışanların karşısında yolun birliği ve devamlılığı için elimizden geleni yapmamız gerekir. Dışarıda mücadele edeceğimiz çok şey varken, içimizde kavga etmeyi artık bırakmalıyız.

   "Yolumuz bir, süreğimiz binbir" deyip dururken, birde bakarız ki yol bölük bölük olmuş. Bu sebeple, "Yol cümleden uludur..." Yolu yaşatmak adına elini taşın altına koyan kurumlara ve yol önderlerimize destek olmamız, yanlarında olmamız gerekir.

   "Gönül kalsın, yol kalmasın..." sözü yolu doğru sürebilmek içindir. Yolu doğru sürenlere ve yol için, yolun birliği için mücadele verenlere aşk olsun...


Süreklerin Çeşitliliği ve Yolun Birliği - Metin ÖZDEMİR

Metin ÖZDEMİR






22 Temmuz 2014 Salı

ALEVİ ETKİNLİKLERİ VE GENÇLİK ÜZERİNE

   
Alevi Etkinlikleri ve Gençlik Üzerine - Metin Özdemir

   Yüzlerce yıldan bu yana inancını gizlemiş, bütün kültürel yapısını kendi toplumu içerisinde saklı tutmuş olan Aleviler tarafından, kentleşmenin ve örgütlenme sürecinin hız kazanmasıyla birlikte, kendilerini hem dışarıya tanıtmak, hemde seslerini daha fazla duyurabilmek için onlarca yıldır adına "festival" dediğimiz anma etkinlikleri, anma törenleri, dernek geceleri, dayanışma günleri düzenleniyor.

   Yerel ve uluslararası alanda adını duyurmuş, Alevilik adına bir çok etkinlik geleneksel olarak yıllardır yapılıyor. Bunların içerisinde en bilindik olanları, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri, Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri, Abdal Musa Sultan Anma Etkinlikleri gibi adını dahada çoğaltabileceğimiz çeşitli programlar düzenlenmektedir. Burada sunacağımız öneri ve eleştiriler genel olarak toplumumuzun çoğunun gözlemlerini içermektedir.

   Bu etkinliklerin bazıları bulunduğu yerdeki yerel yönetimlerin imkanlarıyla, kimileriyse Kültür Bakanlığı'ndan destek alınarak yapılıyor. Yine de çoğu organizasyon oraya emek veren canların katkılarıyla gerçekleştiriliyor.

   Yerel yönetimlerin düzenlediği etkinliklerde daha çok protokol ve siyasilere yönelik söylemler ön plana çıkarılmakta. Alevi kültürünün ve inancımızdan örneklerin yer alması gerekirken daha soyut, kuru laflar katılımcılara sunulmaktadır. Etkinliğe katılan politikacıların siyasi görüşüne uygun bir şekilde nutuk atmaya çalışan yerel yöneticiler veya dernek yöneticileri adeta birbirleriyle yarışırlar. Kendi içimizden olan yöneticilerin bile bu şekilde davrandığı törenlerimizde söz alan siyasilerin barış ve kardeşlik naraları atmaları, Hacı Bektaş Veli'den, Pir Sultan Abdal'dan deyişlerle, sözlerle konuşmalarını renklendirmeye çalışmaları toplumun gözüne hoş görünmektedir. Bizim sözlerimizi, bizim görüşlerimizi başkalarının ağzından kendi mekanlarımızda duymak canlarımızı haliyle etkilemektedir. Burada en büyük rol yönetimlere ve tertip komitelerine düşmektedir. Fakat bizim canlarımız iyi bilir ki; "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz."

   Yapılan etkinliklerde içerik kadar, orada yer verilenler de bir o kadar önemlidir. Oraya katılan konukların, söz hakkı verilen konuşmacıların da o kültüre ve inanca layık olmaları gerekir. Bizim meydanlarımızda düzenlenen bu tür etkinlikler, siyasetçilere rant alanı, "hasat toplama" yeri olarak sunulmamalıdır.

   Alevilik adına yapılan etkinliklerde, Aleviliğe uygun eserler üreten sanatçılara yer verilmesi anlamlıdır. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını temsil eden canların varlığı o töreni daha değerli kılar. Öğretimize uygun olmayanlara yer verilmesi hem canlarımızı, hemde yolumuzu incitir.

   Büyük çapta yapılan etkinlikler günlerce sürdürülürken, sadece bir günle sınırlı tutulan etkinliklerde yapılmaktadır. Bir gün içerisinde gerçekleştirilen anma etkinliklerinde sadece saza-söze yer vermek zorunda kalınıyor. Panel, konferans gibi eğitici içerikli programlarda içine katılarak daha verimli hale getirilebilir.

   Bir Alevi ulusu, ereni adına etkinlik düzenleyerek, o yol önderinin adını dahi anmadan sonlandırılan törenler yapıldığı oluyor. O zaman bunu bir anma etkinliği olarak değilde bir şenlik olarak düzenlemek daha doğru olacaktır. Eğer böyle değilse, Aleviliğe yakışır bir şekilde yapılmalıdır. Deyişlerin ve semahların yer aldığı bir etkinlikte yapılan bağışları dile getirmek sıkça yaşanılan bir eksikliğimizdir.

   Sadece tertip komitesinin kararlarının uygulandığı festivallerde her zamanki gibi emek harcayan Alevi gençleridir. Alevi gençliği her etkinlikte, her platformda örgütlerin arkasından duran, her alanda koşturan büyük emektarlardır. Alevi örgütlenmesi de gençlikten ayrı düşünülemeyeceği için gençlere sahip çıkmalıdır. Yaklaşan Alevi etkinliklerinde gençlere gereken değer ve sorumluluk verilmelidir. Çünkü Alevi örgütlenmesinin sürekliliği gençlerle devam edecektir.

   Artık örgütlü yapının içerisinde daha çok gençliğe ve kadınlara yer açılmalıdır. Çünkü "Gezi Direnişi" süreci, bize her alanda yeni bir soluk getirdi. Sadece hizmet eden, emek veren gençler değil, yönetimde yer alan, fikir üreten gençler olmalıdır. Buda bizim öğretimizin derinliklerinden gelen bir bilinçtir. Gençliğimiz bu etkinliklerde sadece kendi kampını, çadırını kuran kitleden ayrı duran bireyler değil, yapılan törenlerde söz sahibi olmalıdır.

   Yapılan işler Alevi-Kızılbaş inancının özüne uygun düşmeyince, alternatif anma törenleri düzenlenmektedir. Burada alternatif üretilmesi, o makamlarda bulunanların kendi görüşlerinden başkasına itibar etmemelerinden kaynaklanıyor. "En iyisini ben bilirim, ben yaparım" mantığıyla hareket etmek, toplumumuzun farklı düşünen kesimlerini bu yapının dışına itmektedir. Bu yüzden sorun alternatif etkinlik yapanlarda değil, bundan başka çözüm bırakmayanlardadır.

   Pirlere, mürşitlere kulak vermeden, sadece belediye başkanlarının, muhtarların, dernek başkanlarının sözüyle etkinlik yaparak toplumun önüne çıkmak, bu inancı resmi ideolojiye hapsederek özgün yapısından uzaklaştırır. Kendimizi, inancımızı dışarıya tanıtmak, dışarıya şirin görünmek adına kendimize yabancı olur, gülünç duruma düşeriz. İşte o zaman yaptığımız "Hak için değil, seyir için" olmuş olur...

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş öğretisine uygun yapılması gereken etkinlikler adeta bir "kiraz festivali" görünümünden kurtarılmalıdır. Anma töreni düzenliyorsak, o anma etkinliği aslına uygun olarak yapılmalıdır. Çünkü bizim etkinliklerimiz, katliamlarla dolu ezilenler tarihinin en büyük parçası Alevilerin acılarının paylaşılacağı alanlardır.

   Dersim'in, Maraş'ın, Çorum'un, Sivas'ın, Gazi'nin acıları Gezi'de, Okmeydanı'nda kaybettiğimiz canlarımızla perçinlenmiştir. Bu acıları unutmadan, değerlerimize sahip çıkarak neler yaptığımıza dikkat etmeliyiz. Bu sebeple etkinliklerimize, anma törenlerimize çağırdığımız konuklar, konuşmacılar bizim değerlerimizi hiçe saymayan, acılarımıza tuz basmayacak, bizi sözleriyle ve şimdiye dek yaptıklarıyla incitmeyecek insanlar olmalıdır. Eli boğazımızdan hiç eksik olmamış katillerin ve işbirlikçilerinin meydanlarımızda yeri yoktur.

   Bu mevsimde köylerimizde, beldelerimizde ve yoğun olarak yaşadığımız kentlerde çeşitli törenler düzenlenecektir. Dikkatli olmamız ve uymamız gereken, değerlerimizden uzaklaşmadan, yola ve ulularımıza uygun davranmaktır. Çünkü içimizden herhangi bir kişinin bile yaptıkları, bu yola ve Alevilere yansıtılacaktır.

   Bu yola baş koyanların Hızır yoldaşı olsun. Aşk ile...


Alevi Etkinlikleri ve Gençlik Üzerine - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR



 




31 Mayıs 2014 Cumartesi

ALEVİLİĞİN MİRASI ZULME DİRENMEKTİR



Aleviliğin Mirası Zulme Direnmektir - Metin Özdemir

   Bu topraklarda öteki olmak, egemenlerin karşısında yüz yıllar boyu başkaldıran asla boyun eğmeyen Alevilerin yazgısı olmuştur. Bu sebeple otoriteyi elinde tutmaya çalışan her güç Alevileri hep sindirmeye, bastırmaya çalışmıştır. Aleviler ise egemen güçlerin karşısında hep dimdik ayakta durmuşlardır.

   Aleviler tarih boyunca katliamlara uğramış, asılmış, yerlerinden yurtlarından edilerek sürgünlere uğratılmışlardır. Kerbela'da Şah Hüseyin'le başlayan zalime karşı direniş, günümüze kadar hep aynı evrelerden geçmiştir. Bu sebeple Alevilerin tarihi hep zalimlere karşı mücadeleyle doludur.

   Canlarını kaybede kaybede, katliamların ve ölümlerin sayısını ve kanlı tarihleri ezber etmek zorunda bırakılan Aleviler, hem canları için hem de inançlarını kaybetmemek adına mücadele veriyorlar.

   Toplu katliamlara, can kırımlarına uğrayan Aleviler canlarını kaybetmiş, ozanı-yazanı asılmış, yakılmış, eli kanlı hükümdarların katline uğramıştır. Ama hiçbir zaman inançlarından vazgeçmemişlerdir. Bugüne kadar ötekileştirmeye çalışılan ve yok olmaları için egemenlerin ellerinden geleni yaptıkları Aleviler, bugünde aynı sıkıntılarla karşı karşıyadır.

   Geçtiğimiz bir yıl içerisinde "Gezi" direnişinin yarattığı ortam içerisinde kendilerini eylemlerle ifade eden Aleviler, burada da tesadüf olduğuna asla inanmadığımız bir şekilde genç yaşta can vermiş Alevi gençleriyle tarihe not düşülmüştür. Gezi direnişi üzerinden Alevilere olan nefretini dışa vuranlar, iktidarın gücünü arkasına alarak bu süreçte Alevilere daha çok sataşmaya başlamıştır. Gezi direnişinde önde olan Alevi gençlerini öne sürerek, 'terörist' yaftasını bu gençlere ve Alevilere yapıştırmaktan geri durmamışlardır. Muhalif olan, hak arayan bu gençlere 'terörist' diyerek bunun üzerinden bütün Alevi toplumuna bu damgayı vurma amacındadırlar.

   Toplumu kutuplaştırma konusunda, ölüleri dahi ayırmaktan geri durmayan bu zihniyet, bu olaylarda yaşama hakları ellerinden alınan gençlere 'terörist' demekle birlikte bütün kin ve nefretini dışarı saçmaktadır.

   Soma katliamında yitirdiğimiz işçilerin içinde yer alan Alevi canlarımızın yaşadığı İzmir'in Kınık'a bağlı Elmadere Köyü'ndeki ailelerine başsağlığı dilemeye bile gitmeyen yetkililerin yaptığı ayrımcılık ortadadır. Soma katliamına sebep olan ihmalleri ve suçları örtmek adına "Alevileri Soma'ya toplayarak olay çıkarıyorlar" diyecek kadar da her sorunu Alevilerin üzerine yıkma telaşı içerisindeler.

   Gezi'de yitirdiklerimizin ardından elbette ki toplum olarak çok üzüntü duyduk. Berkin'in ölümü üzerine 'terörist' ilan edildik. Yakın zaman içerisinde Okmeydanı'nda yaşanan olaylarda hedef gözeterek polisin direk ateş açması sonucu Alevilerin mabedi olan cemevinin bahçesinde bir canımızı kaybettik. Uğur Kurt'un ölümüne sebep olan olayın cemevi bahçesinde, bir yakınının cenaze erkanı için geldiği sırada gerçekleşmesiyse insanlık adına utanç vericidir. Türkiye tarihinde cemevi bahçesinde, kolluk kuvvetlerinin ateş etmesi sonucu bir canın yaşamını yitirmesi, devletin bir yüz karasıdır. Artık cellatlar, Alevilerin cemevlerine kadar girmiştir. Ölüm, ibadethanelerimiz de kol gezmeye başlamıştır.

   Okmeydanı'nda yaşanan bu olaylar devletin kara lekesidir. Bu olayları aydınlatmak yada örtbas etmek tamamen iktidarın sorumluluğundadır. Ölen canlarımızın kanları artık iktidarın ellerindedir. Bu kanı temizlemek; Alevileri hiç bir şekilde tanımayan, her fırsatta aşağılayan iktidar kanadının ve iktidarın başının sorumluluğundadır. Ya Alevilerin bu ölümlerini aydınlatır hesabının teker teker sorarlar. Yada tarihteki fikir babaları gibi Alevi-Kızılbaş katili olarak tarihe geçerler.

   Alevilerin katline sebep olanlar, Alevileri hedef gösterenler ortadadır. Onların kin ve nefret saçan dilleri bu olayların müsebbibidir. 'Terörist' diye nitelendirilen Alevi toplumu, 'ateist' olarak adlandırılarak inançlarına dil uzatılmaktadır. "Ali'siz Aleviler" diyerek aşağılama içerisindedir. Alevilerin örgütlü yapısından rahatsızlık duyan Alevi düşmanları, yaşanan olaylara bu şekilde yaklaşarak bütün toplumu itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

   Bu ülkenin yüz akı olan Aleviler, gittikleri her ülkede kendilerini kabul ettirmiş, Avrupa ülkelerince resmi olarak tanınmış, kendi örgütlerini emekleriyle kurmuş ve haklarını almışlardır. "Ali'siz Aleviler" "Ateist Aleviler" diye inancımızı tanımlamaya çalışanlar, Alevilerin örgütlü gücünden rahatsız oldukları için her seferinde bize dil uzatmaktadırlar. Alevilere dil uzatanların hedefinde, Aleviliği yeniden inşa etmek, kendi inançlarını Alevilik olarak yansıtarak Alevileri asimile etmek vardır.

   Her defasında Alevilere yönelik kin ve nefretlerini yansıtanlar, Alevilerin ibadet yeri olan cemevlerinden başlayarak aşağılama ve horlama içerisinde olurlar. "Cemevleri cümbüş evidir" diyenlerin başını çektiği iktidarın üyelerden birisi çıkar ve "Cemevlerini ibadethane olarak kabul edemeyiz" diyerek, yenice cemevi bahçesinde bir canını yitirmiş toplumu daha derinden yaralar. Tabi bu sözlere biz yine pek şaşırmadık...

   "Açılın kapılar Şah'a gidelim' diyerek bir yerlerden medet umma devri geride kalmıştır." diyerek yine inancımıza dil uzatanlar. Pir Sultan Abdal'ın sözlerine atıfta bulunarak, hem Pir Sultan'ın Alevilerin gönlündeki yerini bildikleri için söyledikleri bir sözdür. Burada kast edilen Şah'ın "Şah-ı Merdan Ali" olduğunu da bildikleri halde, Aleviliğe ve Alevilere dil uzatılmaktadır. Alevilik, herkesin sıkıştıkça ağzına dolayacağı kadar basit değildir. Alevilerde her sözün sahibine itibar edecek kadar çaresi değillerdir.

   Bir Alevi deyişinde de net olarak ifade edildiği gibi; "Zalimlerin zulmü bizim gözümüzü yaş eyledi. Ali aşkı namımızı böyle Kızılbaş eyledi..." Bu yüzden Alevilik-Bektaşilik-Kızılbaşlık, bizler için bir onurdur.

   Alevi-Kızılbaş inancının özünde, zalimin karşısında boyun eğmek değil, direnmek vardır. Direncini Şah Hüseyin'den alan Aleviler, tarihte olduğu gibi günümüzde de çağın Yezid'ine karşı Hüseyin duruşunu gösterecektir.

   Hızır Paşa karşısında "Sizde Şah diyeni öldürürlerse, bende bu yayladan Şah'a giderim" diyerek darağacına dimdik giden Pir Sultan Abdal'ın evlatları, Nesimi gibi derisini meydana serme pahasına, zalimlere boyun eğmeyeceklerdir.

   Aşk ile...


Metin ÖZDEMİR