Eşit Yurttaşlık Hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eşit Yurttaşlık Hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2014 Salı

TAHRİK EDEN ALEVİLER

Tahrik Eden Aleviler - Metin ÖZDEMİR / Oniki Gazetesi

   Alevilere yapılan saygısızlıklara her gün bir yenisi daha ekleniyor. Bu yüzden gün geçmeden bir tehdide, saldırıya ve işaretlemeye maruz kalmamız normal bir durummuş gibi algılanmaya devam ediyor. Nedense hep "suçlu" yine Alevi olan ve Aleviler oluyor. Saldıran, tehdit eden yada zarar veren başkası ne hikmetse "tahrik eden" Aleviler. Geçmişte bunun örneklerine çok sık rastlandığı gibi, Aleviler yine "ötekileri tahrik etmeye" devam ediyor.

   Bu günlerde Aleviler olarak yaşadığımız en güncel örnek; Erzurum'da bir Alevi derneği tarafından canların bir araya getirilerek cem yaptıkları sırada yaşanıyor. Erzurum Merkez'de cemevi olmadığı için, Erzurum Büyükşehir Belediyesi'nin bir spor salonu yer olarak seçilmiş. Ülkemizin bazı yerlerinde de olduğu gibi, Erzurum'da da bir araya gelip cem yapacak yerleri olmayan Aleviler, mecburen belediyeye ait bir hizmet binasında cemlerini yapmak mecburiyetinde kalıyorlar. Fakat olaylar tabiki bu kadarla da kalmıyor...

   Cem birlenen salonda, gönülleri birleyen ve merkezine insanı koyan bir inancın sahipleri yoktur sadece. Belediyenin bir binası olması itibariyle salonda belediye personeli de bulunuyor. Yüzlerce yıldır gerek siyasi erklerin, gerekse toplumun kötü niyetli kesimleri tarafından atılan iftiralardan beslenen kişiler yine geçmişte olduğu gibi zihnindeki düşünceleri dışa vururlar. Cem sırasında çerağlar uyarılırken, salonun ışıklarını kapatmak Alevilere yapılan iftiraların ve halen yapılmak istenen karalamaların asırlardır son bulmadığının, bizim için çok fazla bir şeyin değişmediğinin bir göstergesidir.

   Bu yaşanan olay, Erzurum'da değilde, ülkenin başka bir yerinde de yaşanabilir. Çünkü bu zihniyetin memleketi, mekanı, zamanı yok. Çünkü bunların beslendikleri noktalar belli. Bu olayın spor salonunda gerçekleşmesi de önemli değil. Başka bir mekanda da bu saygısızlık yapılabilirdi. Bizler, bizden başkasına ve bizi bilmeyenlere, bu inancı, bu öğretiyi anlamayanlara muhtaç kaldıkça, muhtaç bırakıldıkça buna benzer olumsuzlukları her zaman, her yerde yaşarız.

   Yüzyıllardır bize attıkları "mum söndü" iftirasını burada onlara anlatmaya çalışmayacağız tabi. Çünkü herkes baktığı yerden görür. Zihinlerindeki karanlık düşüncelerini asla bize kabul ettiremeyecekleri için hep karalama ve iftira atmaya devam edecekler. Onlar bizim için "o kapının itleridir" Ama Pir Sultan'ın dediği gibi "bizim derdimiz kapı itleriyle değil, o kapının kendisiyledir.

   Aleviler daha henüz terk-i diyar edip köylerinden, yurtlarından kentlere göç eylemeden önce, cemlerini gizli yapıyordu. Nüfusunun tamamı Alevi olan köylerde bile hem devlet-asker korkusundan, hemde çevrenin baskısından çekinerek cemevlerini kapalı tutuyorlardı. Kapılara, pencerelere kilimler örterek dışarı ışık sızdırmadan, ibadetlerini gizlenerek yapıyorlardı. Bugünde biz korkularımızı yenmeye çalıştıkça başkaları bizim ışığımızı söndürmek istiyor. Ama bu inancın sahipleri buna izin vermeyecekler. Bunu başaramayacaklar.

   Köylerde, cemdeki "gözcü postu" gibi, köyün büyüklüğüne ve çevrenin durumuna bağlı olarak değişecek sayıda canı "pervane" olarak görevlendirirler. Bu canlarımız dışarıya karşı cem kardeşlerinin güvenliğini sağlar. Günümüzde bu "pervane postu" halen sürdürülmektedir. Şehirlerde de illaki bunu mu yapmak gerekir? Geldiğimiz noktada bir ibadethanenin yada ibadet edilen yerin güvenliğini sağlamaya çalışmak kadar utanç verici bir durum var mıdır? Devletin resmi olarak tanımadığı ve resmi bir statüsünün olmadığı cemevlerimizin kapısına gelseler kime ne diyebileceğiz. Çünkü yine bizden başka karşı koyacak kimsemiz yok. Ne devlet tarafından eşit yurttaşlık hakkımız tanınıyor, nede toplumun bir kısmı tarafından saygı görüyoruz. Cemevleri bir ibadethane değilde tekke-zaviye olarak kabul ettirilmek isteniyor.

   Erzurum'da yaşanılan bir olaydan yola çıkarak, bu basite alınacak münferit bir olay değildir aslında. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı olan cemevlerimiz tanınarak, Alevilere de eşit mesafede yaklaşılmadıkça bu sorunların ardı arkası kesilmeyecektir. Aleviler özellikle bazı kentlerde halen cemevi sorunu yaşıyor. Cemevlerinin yeterli sayıda olmaması bu sorunların asıl sebebidir. Bu yüzdendir ki olanlara da sahip çıkalım. Ayakta tutalım ki ayakta duralım. Zalime minnet etmeyelim. Mevcut olan cemevleri içerisinde birlik olmamız şart. Ayrışmadan, eşit yurttaşlık mücadelemizi birlikte sürdürelim. Sen, ben demeyi bırakıp biz demeliyiz. Çünkü Yezidin taşı hepimizi yaralar.

Tahrik Eden Aleviler - Metin ÖZDEMİR / Oniki Gazetesi

Metin ÖZDEMİR






1 Kasım 2013 Cuma

ÖRGÜTLENME SÜRECİNDE ALEVİLER


Örgütlenme Sürecinde Aleviler - Metin Özdemir

   Türkiye'de eşit yurttaşlık hakkı isteyen kesimlerin başında gelen Alevi toplumunun demokrasi ve özgürlük mücadelesi, Cumhuriyet döneminden bugüne kadar yakın tarihimizde ses getiren, uzun soluklu bir mücadele sürecidir.

   Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, Osmanlı'nın ümmetçi anlayışından kurtulan, toplumun diğer kesimleri gibi Aleviler'de birey olmuşlardır. Her ne kadar, halen eşit yurttaş olma mücadelesi veriyor olsak ta...

   Alevi-Bektaşiler, Mustafa Kemal'e Kurtuluş Savaşı' nda ve Cumhuriyet'in ilan edilmesinde destek verdiler. Padişahın ümmetçi anlayışına karşı, Mustafa Kemal'in "halkçı" Cumhuriyet yönetimini ve devrimlerini desteklediler. Lâkin, tekke ve zaviyelerin kapatılması için çıkarılan kanundan en çok etkilenen ve zarar gören Alevi-Bektaşiler oldular. Bu kanun Alevilerin aleyhinde işlemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı' nın kurulmasıyla Alevilerin asimilasyona maruz kalma dönemi hızlanmıştır. Mustafa Kemal'in kazandırdığı laiklik ilkesini savunan Aleviler, laiklikten yeterince yararlanamadılar.

   Cumhuriyet tarihinde ilk Alevi-Bektaşi örgütlülüğü, 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlükçü anlayışla kendini ifade etmeye ve sesini duyurmaya başladı. İlerici ve demokrat Alevi aydınları, yazar, akademisyen ve öğrenci çevreleri Alevi bildirgeleri yayınladılar. Alevi örgütleri varlık göstermeye başladı. Alevi-Bektaşi inancı üzerine yazıların, kitapların yayınlanması hız kazandı. Alevilik adına gazete ve dergiler çıkarıldı.

   Aleviler siyaset sahnesinde ilk olarak, Türkiye Birlik Partisi adı altında partileştiler. Siyaset alanında Aleviler olarak birlik olmayı başaramamış olsa da, özellikle sol siyasette demokrasi mücadelesi vermeyi bireysel olarak sürdürüyorlar. Özellikler yetmişli yıllarda devrimci mücadele içerisinde yer alan Aleviler, sosyalist düşünce toplulukları ve devrimci yapılanmaların içinde oldular. Hak ve özgürlük mücadelesinde hep önde olan Alevi gençleri, birer devrimci olarak politik duruş sergilediler. Bu yine böyle devam etmektedir. Doksanlı yıllarda Demokratik Barış Hareketi adıyla partileşme çalışmalarına yeniden başlayan Aleviler, Barış Partisi adıyla yeni bir siyasi parti kurdular. Fakat yine tabandan yeterli destek sağlanamadı.

   Seksenli yıllardan önce yaşanan Maraş, Çorum gibi katliamların yaşandığı dönemlerde devrimci olduğu bilinen canlarımız, özellikle Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Alevi kimliklerinden dolayı katliamlara maruz kaldılar. Bunun sonucunda canlarından, mallarından oldular. Evlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kaldılar. Alevilerin büyük kentlere göçü böylece dahada hızlandı.

   Avrupa'nın bir çok ülkesine işçi olarak giden Aleviler, orada birlik olarak zamanla Türkiye'deki Alevi hareketini de özendirecek, örnek olacak düzeyde, ülke ülke, şehir şehir örgütlendiler. Aleviliği ve inançlarını Avrupa'da yaşatmaya devam ediyorlar.

   Aleviler yetmişli yıllarda yaşanan siyasal olaylarda, hak ve özgürlük mücadelesinden yana tavır takındılar. Askeri darbeler ve devletin Aleviler üzerinde artan asimilasyon politikalarına karşın dik duruş sergilediler. Seksenli yılların sonlarına doğru çoğalmaya başlayan demokratik Alevi örgütleri, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş halk kitlelerinin bu dik duruşuna ortaklık, önderlik, yoldaşlık etmeyi amaçlayarak kurulmuşlardır. Alevilerin taleplerini demokratik yollarla mücadele ederek, kültürümüze ve inancımıza sahip çıkılması amaçlanmaktadır. Bu kurumlar Alevileri temsil eden, Alevilerin içinden olan kişiler tarafından, kendi olanaklarıyla kurulmuş olan dernek, vakıf gibi örgütlerdir.

   Alevilerin, Sivas Katliamı'nı yaşadıktan sonra daha örgütlü hale geldiği ve seslerini daha çok yükselttiği bilinen bir gerçektir. Alevilerin verdiği demokrasi mücadelesi, eşit yurttaşlık hakkı talepleri, Madımak'tan sonra daha bilinçli bir, örgütlü toplum olma yolunda ilerleme kat etti.

   Demokratik Alevi örgütleri ve Aleviler hep halktan yana bir tavır sergilerken, iktidar destekli olduğu bilinen, Alevi toplumunun önderliğine ve temsilciliğine soyunan diğer kuruluşlarsa, her dönemde hükümetlerden yana, asimilasyoncu ve inkarcı bir yapı içerisinde yer aldılar.

   Alevilerin hakları söz konusu olunca meydanlarda ve demokratik mücadelede görünmeyen devlet destekli bu kurumlar, kapalı kapılar ardında asimilasyona ortak olarak, cemaatlerle ve iktidar kanadıyla el sıkışarak "eşit yurttaşlık mücadelesi" veren kurumları da adeta birer 'terör örgütüymüş' gibi damgalamaya çalışıyorlar.

   Bir gerçek ortadadır ki, Cumhuriyetle başlayan Alevi örgütlenmesi günümüzde iki koldan ilerlemektedir. Birisi Alevi toplumunun çoğunluğunun temsil edildiği ve desteklediği demokratik Alevi kurumlarıdır. Dernekler, vakıflar ve federasyonlardan oluşan bu örgütlü yapı her alanda, Alevi dergahlarıyla da beraber olarak Alevi toplumunun hakları için mücadele ederek, alanlarda, meydanlarda sesini yükselten, kurultaylar düzenleyen, barıştan ve demokrasiden yana olan Alevi hareketidir. Tabi ki bu örgütlülük, Avrupa'daki Alevi kurumlarıyla birlikte hareket etmektedir. Alevilerin bu örgütlü kanadı iktidar tarafından sakıncalı olarak görüldüğü için, hiç bir şekilde muhatap alınmıyor. Bu sebeple iktidar, kendi gibi düşünen muhataplar aramakta yada kendi muhataplarını yaratmaktadır.

   İktidarın kendi gibi düşündüğünü bildiği kurumları muhatap alması ve Alevileri sadece bu kurumların temsil ettiğini yansıtması karşılıklı bir çıkar ilişkisidir. İktidar kendisi gibi düşünen Alevileri yaratmak için, önce kendi gibi düşünen Alevi kurumları yaratmaya başladı. Cem Vakfı'da bu amaçla kurulmuş vakıflardan dır. "Cem Vakfı' nı biz kurdurduk" diye resmi ağızların itiraf ettiği bir kuruluştur. Bu yüzden Cem Vakfı' nın bu icraatları, kuruluş amacının gereğidir.

   Demokratik Alevi örgütleri, Diyanet İşleri Başkanlığı' nın tamamen kaldırılması gerektiğini, Diyanet'in laikliğe aykırı bir kurum olduğunu söylerken, devlet destekli olarak kurulduğu bilinen Cem Vakfı gibi kuruluşlar, Alevilerin Diyanet'de temsil edilmesi gerektiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı bir Alevilik masasının kurulması gerektiğini savunuyorlar. Bu amaçla federasyonlar kurarak, Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı adı altında Diyanet taklidi bir yapılanma içinde oldular. Kurdukları bu Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'nı, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlayarak, bir 'Alevi Diyaneti' oluşturma niyetindedirler. Girdiğimiz Muharrem ayında da Diyanet İşleri Başkanlığı ve Cem Vakfı el ele vererek, Avrupa'ya dede gönderme telaşı içindeler.

   Birde AKP tarafından yandaş bularak kendi elleriyle "Anadolu Alevi" dernekleri ve vakıfları kurdurarak kendi muhataplarını yaratıp, düzenledikleri 'Alevi Açılımı' çalıştayların da kendilerine yandaş yarattılar. Tamamen AKP eliyle desteklenerek kurulan bu çakma kurumların Alevi hakları ve Alevi mücadelesinde hiçbir talebi olmadığı, iktidarın borazanlığını yaptığı açıktır. Bu çakma kurumlar hiç bir şekilde Alevileri ve Aleviliği temsil etmemektedir.

   'Alevi Açılımı'na destek veren ve "Muharrem İftarı" adı altında, yine Alevi öğretisinde yeri olmayan işler yaparak kendilerini belli ederken, doksanlı yıllarda Alevileri bölmek için kurulduğu net olarak söylenen Cem Vakfı, Muharrem ayı için Diyanet ile işbirliği yaparak, Türkiye'den Avrupa'ya iktidar patentli dedeler gönderiyor. Bunun amacının Avrupa'da örgütlü olan Alevi bütünlüğünü kırmak olduğu biliniyor. Yoksa, Türkiye'de Alevilerin taleplerine kulaklarını tıkayan iktidar, Avrupa'daki Alevileri neden düşünsün. İktidarın kendisi için sakıncalı olarak gördüğü Avrupa'daki örgütlü Alevi yapısına müdahale etme isteği şimdi, Diyanet özentili kuruluşlar tarafından destekleniyor.

   Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının kazanılması için mücadele veren kurumlar bir tarafta, her devirde iktidardan yana olan kuruluşlar diğer taraftadır.

   Bin yıllık bir barış ve kardeşlik projesi olarak gündeme getirilen "Cami-Cemevi-Aşevi" projesi adı altında Alevilerin yüzyıllardır uğradığı asimilasyona bir katkıda içimizden, bir Alevi kurumu olduğunu söyleyen Cem Vakfı tarafından, iktidar-cemaat işbirliğiyle, Alevi toplumuna dayatılmak isteniyor. 1800'lü yıllardan itibaren Alevi-Bektaşi dergahlarının yanına ötekileştirme amaçlı olarak inşa edilen camileri, "bakın cami ile dergahlar bir arada" diye örnek göstererek, kendi elleriyle "cami-cemevi-aşevi" adıyla yeni bir bina inşa etmek isteyenler, aslında yeni bir asimilasyon projesi inşa etmektedirler. Bu yalanlarla toplumu kandırma çabasında olanlar, tarih sahnesinde sadece kendilerini kandırırlar.

Örgütlenme Sürecinde Aleviler - Metin Özdemir

   Kasım ayı başında İstanbul'da iki etkinlik yapılacak. Birisi 2 Kasım 2013 Cumartesi günü Bostancı Gösteri Merkezi'nde yapılacak olan, Cem Vakfı tarafından düzenlenen "6. Anadolu İnanç Önderleri" toplantısı gerçekleştirilecek. Alevilerin hiç bir talebini kabul etmeyen ve eşit yurttaşlık haklarını tanımayan Cem Vakfı'nın bu davetine katılacak olan, gerçekten yol ehli olan dedelerimizi ve rehberlerimizi Cem Vakfı ve Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'nın teslimiyetçi anlayışından kurtarmalıyız. İçinde Hak Muhammet Ali ve On İki İmam aşkını yaşayan "dedelerimiz" bu oyuna gelemeyeceklerdir. Alevi toplumunun yol önderlerinin yanı, hoca efendilerle yarenlik edenlerin değil, Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı'dır. Serçeşme'dir.

   3 Kasım 2013 Pazar günü ise Kadıköy'de, Alevi Bileşenleri tarafından düzenlenecek olan miting, asimilasyona ve inkarcılığa karşı bir haykırış olacaktır. Eşit yurttaşlık haklarını yeniden talep edecek olan Alevi toplumu 3 Kasım'da Kadıköy'de olacaktır. Aleviler, Türkiye'nin her yerinden İstanbul'a gelerek haklı taleplerini dile getirecekler. Alevilere ve demokrat çevrelere düşen görev bu mitingi düzenleyen Alevi kurumlarının yanında olmak, Alevileri ve Aleviliği kendi kaderine terk etmemektir.

   Alevilerin kurumsallaşmış örgütleri, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık haklarını savunmasına yoldaşlık eden örgütlerdir. Alevi-Bektaşilerin Serçeşmesi, Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Alevi-Bektaşilerin mürşididir. Alevi-Bektaşi toplumunun inanç önderi olan Veliyettin Ulusoy, Alevilerin inanç yönünden birliğini sağlamaya çalışarak "Dergah'ta Birlik" adıyla toplantılar düzenlemektedir. Türkiye'deki Alevi-Bektaşilerin inanç ve düşünce birliğini sağlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla kurulan Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı'da Alevilerin birlik olmaları yönünde çalışmalar yürütmektedir.

   Alevi-Bektaşilerin yeri yol düşkünlerinin değil, yol evlatlarının yanı olmalıdır. Başta Alevi kurumları olmak üzere, tüm Alevi kesimlerini "Serçeşme" etrafında "Dergah'ta Birlik" olmaya çağırıyoruz. O zaman Hünkâr'ın dediği gibi; "Bir oluruz, iri oluruz, diri oluruz..."

   Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar gelişerek ve yükselerek gelen Alevi hareketi eksiğiyle fazlasıyla, örgütlenme sürecinin ileri bir noktasındadır. Alevileri bu örgütlü yapıya sahip çıkarak, kendi bireysel ve toplumsal haklarına sahip çıkmaya, 3 Kasım'da Kadıköy Mitingi'nde her türlü asimilasyona ve ayrımcılığa karşı çıkmaya davet ediyoruz.

   Kadıköy Meydanı, 3 Kasım'da "cami-cemevi-aşevi" adı altında Alevileri eritmeye çalışanlara karşı, yeryüzünü Hak'kın mabedi, insanın gönlünü Hak'kın mihrabı bilenlerin meydanı olacaktır. Tüm canları bu meydanda cem olmaya, birlik olmaya çağırıyoruz. Çünkü Alevilerin hem inançta, hem siyasette, hem de mücadelede birlik olmaya ihtiyacı var.

Örgütlenme Sürecinde Aleviler - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR







6 Temmuz 2013 Cumartesi

BARIŞIN DİLİ ALEVİLER


Barışın Dili Aleviler

   Anadolu'nun eski ve köklü bir inanç kitlesi olan Aleviler, yaşadıkları coğrafyada hep huzur ortamı içerisinde olmayı, bütün etnik kökenlerdeki ve inançsal yapıdaki herkesin barış içerisinde bulunmalarını amaç edinmişlerdir. Her devirde barıştan, birlikten ve beraberlikten yana tavır sergilemişlerdir. Ezilmiş, horlanmış, yok sayılmışlar fakat, yinede hep dik durmuşlardır.

   Aleviliğin gelmiş geçmiş tüm uluları her zaman haklının, güçsüzün ve ezilenin yanında olmuşlar. İnançları ve ilkeleri uğrunda kendi canlarını ortaya koymuşlardır. Alevilik; "demirden bir leblebi" gibi çetin ve zorlu bir yoldur. Bu yolu yürütenler hep zor koşullarda yaşamışlar ve hiç bir zaman doğrulardan taviz vermemişler.

   Alevilik etnik bir kökene değil, inanç temeline dayanan bir yoldur. Alevilik; ozanın tabiriyle, bir sevgi dinidir, barışın dilidir. Çeşitli etnik kimliklere ve farklı örgütlenmelerin içerisine hapsedilmeye çalışılan Alevilik, evrensel değerleri olan bir öğretidir. Bu öğreti dar kalıplar arasına sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Ama bu kültür, dar kalıplara sokulamayacak kadar hoşgörü içeren bir inanç sistemidir. Bu nedenle, Alevilik evrenseldir.

   Aleviler her koşulda barışın ve sevginin türküsünü söylemişlerdir. Bunu da hiç bir kesimin zorlamasıyla değil, kendi dünya görüşlerinin gereği olarak yaparlar. Alevi önderleri ve Aleviliğin yol ehli canları hiç bir kimseyi dilinden,renginden, dininden ve inancından dolayı sorgulama yada yargılamaya kalkışmazlar.

   Her devirde ezilen ve hakları ellerinden alınanlar Alevilerin bugünde ayrımcılığa ve asimilasyona uğramaktadırlar. Alevilerin hakları her zaman olduğu gibi günümüzde de yok sayılmaya, iradeleri ellerinden alınmaya çalışılmaktadır.

   Bunca haksızlığa uğrayan Aleviler, her zaman toplumsal barış ortamı istemişlerdir. Önce karşısındaki insanın hakkını gözetirler. Artık bu duyarlılığı Aleviler kendileri içinde bekliyorlar. Yaşadıkları coğrafyaya sevgiyi ve barışı gönülleri kazanarak getiren yol önderlerinden öğrendiklerini topluma yansıtan Aleviler, herkesin içerisinde olacağı bir toplumsal barış ortamı istemekteler ve artık yok sayılmadan kabul görmek istiyorlar.

   Alevilerin geçmişi ve hatta bugünü de "katliamlar tarihi" olarak görülmektedir.  Bu doğru bir tespittir. Aleviler tarih boyunca baktığımızda, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hep kırıma uğramış, canları yakılmış, asılmış, ezilmiş bir ezilenler bütünüdür.

   Yakın tarihte de Maraş, Çorum, Sivas ve daha niceleri gibi can kırımlarına, toplu katliamlara maruz kalmışlardır. Yok edilmişler ama yok olmamışlardır. Hiç bir zaman can kıyma yanlışına düşmemişlerdir. Hiç bir Alevi, uğradığı haksızlık karşısında, Hakkın yarattığı bir candan öç almak, gibi bir hataya düşmemiştir. Aleviler sonuçları ne olursa olsun her koşulda barıştan yanadırlar. Bu sebeple şimdiye dek çok fazla bedel ödemişlerdir. Bugünde bedel ödemeye devam ediyorlar.

   Eşit yurttaşlık haklarının kendilerine verilmesini isteyen Alevi toplumu, her koşulda barışı ve demokrasiyi savunur. Sadece bunu kendilerine değil, bütün yurttaşlara eşit şekilde istemektedirler. Çünkü toplumsal bir barış bütün insanlığı ancak rahata eriştirebilir.

   Hakları gözardı edilmeden, yok sayılmadan eşit yurttaşlık talebinde bulunan Aleviler herkesin eşit haklara sahip olmasını istiyorlar. Öğretisi, inancı ve kültürüyle barışa, özgürlüğe ve demokrasiye özdeş bir toplumsal yapısı olan Aleviler, bütün kesimlerin eşit yurttaşlık haklarına sahip olması gerektiğini, her bireyin düşüncesi, inancı ve etnik kökeni ne olursa olsun eşit haklara sahip olması gerektiğine inanırlar ve bu yolda örgütlü mücadele ederler.

   "Yetmiş üç millete bir nazarla bakınız." "Hiç bir milleti ayıplamayınız." diyen Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin yolundan giden Aleviler, herkes için eşit haklar istiyorlar ve kendilerinin hep yok sayılmış, gözardı edilmiş olan haklarını istiyorlar.

   Barışın, demokrasinin ve özgürlüğün susmayan dili olan Aleviler, her dönemde ve her koşulda barıştan yana olacaklar. İnsanı ve insan haklarını savunmaya devam edeceklerdir...


Barışın Dili Aleviler


Metin ÖZDEMİR


Barışın Dili Aleviler - Metin ÖZDEMİR