16 Nisan 2014 Çarşamba

YEŞİL EŞİKLİ CİHAN DEDE



Yeşil Eşikli Cihan Dede / Metin Özdemir

   Balçıkhisar'ın Tekke mahallesinde köyün yükseklerine yerleşmiş, Alevi canların yaşadığı küçük bir yerleşim yerine mekan tutan Cihan Dede, yüzyıllardan beri burada yaşamış olan ve bugünse canların yüreklerinde yaşattıkları bir erendir. Balçıkhisar'da, Tekkelilerin sahiplendiği bir türbesi bulunmaktadır. Şuhut'un diğer Alevi köylerinden ve çevreden ziyaretçiler buraya gelerek Cihan Dede'ye yüz sürerler.

   Tekke Mahallesinde yaşayan erenlerin "Can Dede" diye gönül verdikleri, Cihan Dede'nin makamı "Yeşil Eşikli Cihan Dede" türbesi olarak anılmaktadır. Rumi 1398, Miladi 1982 yılında yapılan türbenin şekli ahşap yapılıdır. Türbenin içerisinde üç oda bulunmaktadır. Türbe kapısından girişte bir küçük salon, kapının sağ tarafında Cihan Dede'nin makamının bulunduğu bölüm yer alır. Diğer oda ise aşevi-mutfak ve misafirhane olarak kullanılmaktadır.

   Türbenin giriş kapısının üzerinde; "Ey Adem oğlu sabret. Sabrın nebiler ve velilerin sabrı gibi olsun" yazılıdır. Cihan Dede'nin makamının bulunduğu bölümde türbeye ait eski eserlerde yer almaktadır. Bu eski eserler günümüzde insanları manevi anlamda rahatlatmak içinde kullanılıyor.


Yeşil Eşikli Cihan Dede / Metin Özdemir

   Balçıkhisar'ın Tekke Mahallesi canları, Cihan Dede türbesi yanında "Balçıkhisar Cihan Dede Cemevi" inşaatını kendi imkanlarıyla tamamlayarak, kullanılır duruma getirmişlerdir. Cemevi ve aşevi olarak kullanılmaya başlanan bu bina, Tekkeli canların özverileri, maddi manevi imkanları ve içten çabalarıyla yapılmıştır.

   Afyonkarahisar'ın Şuhut ilçesine bağlı Balçıkhisar beldesinin Alevi mahallesi olan Tekke'de, bir Anadolu ereni olan Cihan Dede'nin eşiğinin dibinde, bu türbeye hizmet ederek, cemevinin yapımında emeği geçenlerin hizmetleri Hak katında ve Cihan Dede dergahında kabul olsun.

   Tekke Mahallelilerin bu çabalarının ve cesaretlerin Anadolu'nun değişik yörelerinde bulunan Alevi canlara da örnek olması temennisiyle, Başta mahalle halkı olmak üzere, tüm canların Balçıkhisar Cihan Dede Cemevi'ne katkı sunması ve ettikleri hizmetin bu ocağı her geçen gün daha fazla ileriye götürmesi amaçlanmalıdır.

   Bu dergahta hamları pişirecek, insanı kamil eğleyecek canlara,
Can Dede'nin aşkıyla...
   
   Aşk ile...


Yeşil Eşikli Cihan Dede / Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR


 





14 Nisan 2014 Pazartesi

KAYABELEN'DE HAMZA ŞEYH DEDE DERGAHI


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede Dergahı

   Afyonkarahisar'ın Alevi yoğunluğunun en fazla olduğu ilçesi Şuhut'tur. Şuhut'un en büyük Alevi yerleşimi ise Kayabelen'dir. Eski adı Bedeş olarak bilinen bu yerleşim yerimiz, köy iken belde statüsüne erişmiş bir Alevi köyüdür. Ne yazık ki şimdi yine köy konumundadır.

   Kayabelen; Alevi nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir köyümüzdür. Alevi gelenek ve göreneklerine bağlılığın olduğu bir talip köyü iken, aynı zamanda dede ocaklarının bulunduğu bir ocak köyüdür. Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede ocağına bağlı bulunan Alevi inanç önderleri, dedelerimiz mevcuttur. Hamza Şeyh Dede türbesi köyün en büyük yatırı ve dergahıdır.

   Hamza Şeyh Dede dergahının etrafında bir çok yatır ve ziyaret yerleri vardır. Beklece ve Arap Dede bu erenlerden bazılarıdır.

   Hamza Şeyh Dede'nin türbesi Kayabelen'den, Balçıkhisar'a giden yol istikametindedir. Hamza Şeyh Dede türbesinin yanına daha sonradan köy mezarlığı ilave edilmiştir. Bu yapısıyla bir dergah konumunda olduğu görülmektedir. Köydeki bulunan ocakzadelerin kabirleri, ayrı bir yerde dergahın yakınındadır.

   Hamza Şeyh Dede türbesi eski görünümüyle ahşap bir yapı iken 1999 yılında beldenin ilk Belediye Başkanı Selahattin AYDOĞAN tarafından, annesi Satı AYDOĞAN'ın maddi katkılarıyla restore ettirilerek, tamamı mermerle kaplanmıştır. Türbenin duvarına bitişik olarak birde çeşme bulunmaktadır. Türbeye gelen ziyaretçilerin kurbanlarını keserek, lokmalarını yedirebilecekleri bir aşevi ve kurban kesim alanı yapılmıştır.

   Türbe içerisinde yedi makam bulunmaktadır. Büyük olan iki makamdan ilki Hamza Şeyh Dede'ye, diğeri ise eşi Şerife Ana'ya aittir. Karşılarında ise isimleri bilinmeyen beş çocuğun yatırları yer almaktadır.


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede Dergahı

   Hamza Şeyh Dede türbesinin "kapısının kilit tutmadığı" yöre halkı tarafından bilinen bir gerçektir. Bu yüzden türbeye kilit vurulmaz. Türbenin kapısı ziyarete gelen canlara her daim açıktır. Hamza Şeyh Dede türbesine halk arasında Alevi inancına dayalı olarak, adaklar adanır, dilekte bulunulur ve kurbanlar kesilir. Türbe toprağının (cevherin) şifalı olduğuna inanılır. Hamza Şeyh Dede türbesinde ayrıca diğer ziyaret yerlerinde pek fazla rastlanmayan ve dikkati çeken bir sancak (bayrak) vardır. Hamza Dede'nin olduğu söylenen bu sancak, Hamza Şeyh Dede'nin bir "sancaktar" olduğunu düşündürmektedir. Anadolu'da Alevi inancının yayılmasında etkisi bulunan, Şeyh Hamza Dede'nin bir "tahtakılıçlı" olduğunu gösteriyor. Hem bir inanç önderi, hemde askeri-siyasi bir önder olduğu düşüncesini yansıtmaktadır. Türbede bulunan sancak, yerinden hareket ettirilmez. Yerinden alınması gerekiyorsa, kurban kesilerek yerinin değiştirilmesi gerçekleştirilir. Bu sancağın nazarında, Hamza Şeyh Dede'ye büyük saygı gösterilir. Dualar ve niyazlar sancağın bulunduğu yerde edilir.

   Türbenin girişinde bulunan eski yazıtlar, buranın tarihi bir değerinin olduğunun göstergesidir. Bu yazıtlardan türbenin yapılış tarihinin Rumi 1279, Miladi 1863 yılı olduğu görülmektedir. Türbede ayrıca Hamza Şeyh Dede'yi simgeleyen, "erenler" sembollerinden geyik boynuzları yer almaktadır. Afyonkarahisar yöresinin bilinen Alevi önderlerinden olan Hamza Şeyh Dede, Geyikli Baba gibi erenlerle çağdaştır.

   Kayabelen'de uzun yıllar Hamza Şeyh Dede adına anma törenleri düzenlenerek ulusal ve uluslararası düzeyde, adının duyurulmasına gayret gösterilmiş, büyük anma törenleri ve festivallere ev sahipliği yapılmıştır. Hamza Şeyh Dede türbesinin yukarı kesimlerinde bulunan festival alanında, yine Hamza Şeyh Dede adına içerisinde büyük bir cemevinin bulunduğu bir kültür merkezi inşa edilmiştir.

   Alevi inancını temel taşlarından olan Anadolu erenlerinin yurt edindiği topraklarda, bugün Aleviliği sürdürmek ve yaşatmak, dedesiyle, talibiyle Kayabelen'lilere düşmektedir.

   Hak erenler canları, Hamza Şeyh Dede'nin sancağının dibinde niyaza durmaktan ayırmasın. Kin ve kibirden değil, birlik ve beraberlikten yana saf tutanlara aşk olsun...


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede Dergahı

Metin ÖZDEMİR






5 Ocak 2014 Pazar

EDEB ERKAN BİZE DOĞRU YOL OLDU

   
Edeb Erkan Bize Doğru Yol Oldu - Metin ÖZDEMİR

   Edeb, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan bir kavramdır. Alevi-Bektaşi inancında Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin "eline, diline, beline sahip ol..." telkini, uyulması gereken mutlak kurallardan olduğu gibi, ayrıca insan olabilmenin de gereklerindendir.

   Aleviler, "eline, diline, beline sahip olmayı" kendilerine düstur edinmişlerdir. Eliyle koymadığını almazlar. Emeklerinin geçmediği, alın teri dökmeden kazanılanı yemezler. Diliyle söylediği sözün doğruluğundan şüphe duymazlar. "Gördüklerini örter, görmediklerini söylemezler" Yola ikrar veren can, turna misali eşinden başka kimseye kem gözle bakmaz. Canı tenden ayrılana kadar ikrarlıdır...

   Aleviler toplum içerisinde söylemleriyle, duruşlarıyla ve tavırlarıyla kendilerini gösterirler. Halk içinde sevilen, sayılan Aleviler yaşam biçimleriyle ve davranışlarıyla kendini kanıtlamış insanlardır. Ama her ne hikmetse, diğer kesimler tarafından hep yüze gülerek; "Aleviler iyi insanlardır. Fakat işte Aleviler..." gibi söylemlere hepimiz tanık olmuşuzdur.

   Kendi yargı sistemini kurarak, kendi sorgularını görgü cemleri içerisinde yürüten Alevi toplumu yakın tarihe kadar hiç bir sorununu dışarıya taşımaz, toplum içerisinde çözerlerdi. Çoğu yörede bu halen sürdürülmektedir. Aslında olması gereken budur. Ama geldiğimiz noktada bu çokta kolay olmamaktadır.

   Aleviler kendilerinden başka hiç kimsenin adaletine güvenmemiş. Bu yüzden kendi yargı-sorgu sistemlerini kurmuşlar, sorunlarını kendi toplum yapısı içerisinde aşmaya çalışmışlardır. Alevinin her sorunu mahkemede değil, cemde çözülmüştür.

   Değerleriyle yaşayan Aleviler eline sahip olmak ilkesini sadece kendileri için değil, bütün insanlık için uygularlar. Hem kendi haklarını, hemde halkın tümünün haklarını savunarak, yetim hakkını gözetirler.

   Günümüzde Diyanet'in devletin yani, halkın bütçesinden beslenerek, sadece tek bir kesime fayda sağlaması, diğer toplum kesimlerinin haklarını gasp etmektir. Devlet halkın parasını sadece bir kesimin yararına kullanarak halkın hakkını yemektedir. Bir yandan kul hakkından bahsederken, diğer yandan yurttaşının hakkını yemektedir.

   Türkiye'de çok partili döneme geçildiği ellili yıllarda, Anadolu'da bir Alevi köyünde, köyden şehire gidecek yol yoktur. Bunu fırsata çevirmek isteyen oy avcıları bu Alevilerin oylarını alabilmek için kapılarını çalarlar. Bu gibi yaşanan örneklerle şimdiye kadar Alevi oylarını kendilerine çekmeyi amaçlamıştır.

   Alevi köyüne gelen Demokrat Parti heyeti köy meydanında köylüleri karşısına alarak, "size yol yapımınız için para getirdik." diye başlayan nutuklarını sıralarlar. Bunları dinleyen köy halkı bu konuşmalara itibar etmeyerek, "biz sizin paranızı da almayız, yolunuzdan da geçmeyiz..." derler. Köylülerin bu tavrı karşısında şaşıran siyasetçiler ısrarcı olurlar. Kendilerine bu parayı vermek için uğraşsalar da çabaları boşadır. Köyün ileri gelenleri partililerin bu teklifini geri çevirirler. "Bu parada saçı bitmedik yetimin hakkı var. Biz paranızı da almayız, yolunuzu da istemeyiz. Tarla tarla gideriz, yine sizin yolunuzdan gitmeyiz..." derler.

   Yol yapımı için kendilerine verilmek istenen bu para teklifini geri çeviren bu köylüler, yaşanan bu olaydan yaklaşık on yıl sonra kendi yollarını kendi emek ve çabalarıyla imece usulü yaparlar. Hiç kimseye eğilip bükülmeden ve bir kuruş para dahi almadan.

   Anadolu köylüsü, bu parayı inançlarını ve dünya görüşlerini değiştirmeye yönelik olduğunu düşünerek geri çevirirler. Paraya ve vaatlere kanmayıp, inancın öğrettiği gibi onurlu davranarak, bu rüşveti kabul etmemiştir. Yıllar öncesinde yaşanan bu olay, bugünümüze örnek olmalı, ışık tutmalıdır.

   Edeb felsefesini özümsemiş olan Aleviler onurlu olmayı yaşam biçimi edinmişlerdir. Çalmamış, çırpmamış, hak yememeyi hak buyruğu saymışlardır. Hiç kimsenin hakkını yemedikleri gibi, toplumun hakkını gözetmişlerdir.

   Devletin Diyanet'inin hakkını yediği Aleviler, Diyanet bünyesinde kendilerine yer verilmesini isteyenlere de karşı çıkarak, Diyanet'e ayrılan payın eğitime, sağlığa yani halka aktarılmasını isterler. Cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını isterken kendi cemevlerini kendileri, devletten yardım almadan yapmaya devam ediyorlar. Cemevlerinin giderlerini kendi toplulukları içerisinde karşılamaktadırlar.

   Alevi köylerinde yıllar öncesinde, Aleviler kendilerine yol yapımı için verilen parayı bile almazken, bugün ülkenin getirildiği durumda yapılan yolsuzluğun hesabı bile tutulamamaktadır. Yol yaparken yolunu bulanlar, sayısız yolsuzluğa bulaşanlar, saçı bitmedik yetimlerin hakkını yemeye devam ediyorlar.

   Aleviler kendilerinin yenilen haklarını ve insanların ellerinden alınan haklarının sonuna dek peşindeler. Haklarını bu dünyada almak için mücadele ediyorlar. Hak yemeden, haklarını almanın mücadelesini veren canlarımız halen var.

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş felsefesinin "edeb" anlayışını tam anlamıyla yerine getirebildiğimiz sürece, inancımızı ve öğretimizi hep bir adım daha ileri taşıyabiliriz. Talibinden rehberine, dedesinden mürşidine uzanan bu yolda Alevi adını taşıyan kurum ve kurum yöneticileri de aynı anlayışta olmalıdır ki, bu yola talip olan canlar güvenlerini eksiltmesinler. Her görgüde özünü dara çeken Aleviler hep bir adım ileride olmalıdır. Böylece yapılan yolsuzluklara ve haksızlıklara karşı hep söyleyecek sözümüz olsun. Alevi duruşunu gösterebilelim.

   Alevice yaşayan yol ehline. Aşk ile...

***Edeb erkan bize doğru yol oldu / Pir Sultan Abdal

Metin ÖZDEMİR

Serçeşme Dergisi / Ocak-Şubat 2014 / 6.SayıSerçeşme Dergisi / Ocak-Şubat 2014 / 6.Sayı

Edeb Erkan Bize Doğru Yol Oldu - Metin Özdemir - Dersimnews





13 Aralık 2013 Cuma

SANDIKLI ÇEVRESİNDE ALEVİ YERLEŞİMLERİ

Sandıklı Çevresinde Alevi Yerleşimleri - Metin ÖZDEMİR

   Alevilik ve Bektaşilik daha çok kırsal kesimlerde varlık gösteren bir inançtır. Günümüzde kent koşullarında yaşayan Alevi nüfusun artışıyla birlikte, köylerdeki nüfus oranı azalma göstermiştir. Anadolu'da bazı köy ve kasabalarımızda sadece Alevi inancına mensup canlarımız yaşarken, karışık olarak bir arada yaşamını sürdüren yerleşim alanları da vardır.

   Sandıklı ve çevresinde, tarihten günümüze Afyonkarahisar'ın Alevi-Bektaşi nüfusunun en fazla olduğu yörelerdendir. Eski yerleşim yerleri başta olmak üzere Alevi-Bektaşi inancına ait isimlerin, değerlerin izlerini taşıyan çok sayıda dergah, türbe ve ziyaret yeri bulunmaktadır.

   Yalnızca Alevi nüfusunun yaşadığı yerleşim yeri olarak, Sandıklı'nın tek Alevi köyü Selçik' tir. Selçik Köyü'nün dışında, sünni inançlı insanların yoğun olarak yaşadığı ve içlerinde Alevilerinde yaşadığı Dutağaç ve Gökçealan (Mingile) köylerinde de Alevi sülale ve aileler yaşamaktadır. Ayrıca Sandıklı'nın ilçe merkezinde de köylerden göç eden Aleviler yaşamaktadır. Çay Mahallesindeki Akdere'de ise yerli Aleviler yoğunluktadır. Burada dede ocakları mevcuttur. Sandıklı çevresinde günümüzde yerleşim yeri olmayan dağılmış Alevi köyleri de vardır.

   Alevi nüfusun tamamını oluşturduğu Selçik Köyü, kurulduğu bilinen günden bu yana tamamı Alevilerin yaşadığı bir köyümüzdür. Bir dönem sünni bir sülalenin Selçik Köyü'nde yaşadığı biliniyor. Fakat yakın tarihte Selçik'te yaşayan bu sülalenin köken itibariyle Alevi inancını taşıdığı, sonradan dönüşüme uğradığı biliniyor.

   Selçik Köyü sadece Alevi canların yaşadığı bir yerleşim yeridir. Bu inancın ve kültürün halen Selçik Köyü'nde aksamadan yaşanıyor olmasında, köyde bulunan Sarı Dede Sultan (Sarı Selçuk) Türbesi'nin varlığı oldukça önemlidir. Alevi inancının, cem ibadetlerinin eksiksiz olarak uygulandığı köyümüzde, işlevini sürdüren bir cemevi bulunuyor. Canların yaşadığı Selçik Köyü'nde Alevilik tüm canlılığıyla varlık göstermektedir.

   Sandıklı'da Alevi inançlı ailelerin yaşadığı iki köy daha yer alıyor. Dutağaç ve Gökçealan köylerinde az sayıda da olsa Alevi aileler yaşamaktadır.

   Bir arada yaşamanın örneklerinin görüldüğü bu köylerimizde, inanç ve ibadetimizin gereklerini yerine getirmenin koşulları zorda olsa bugüne kadar getirilmiştir. Anadolu'nun her yerinde olduğu gibi buralarda da cemler geç saatlerde başlayarak, gizlilik içerisinde yapılmıştır.

   Dutağaç ve Gökçealan köylerinde yaşayan Aleviler eskiye oranla daha çok göç etmişlerdir. Yurt içinde bir çok yere göç eden bu köylerdeki Alevilerin büyük çoğunluğu Sandıklı merkezine yerleşmişlerdir. Bugün azda olsa Dutağaç ve Gökçealan köylerinde Aleviler yaşamaktadır.

   Eskiden Alevilerin yaşadığı yerler arasında olan Kusura'dan bir sülale yakın zamanda Selçik Köyü'ne göç etmiştir. Dutağaç ve Gökçealan köylerinden de Selçik Köyü'ne göç eden sülaleler olmuştur. Bugün bu aileler tamamıyla Selçik Köyü ile bütünleşmişlerdir.

   Bu yörede tarih boyunca kaybolan, yok olan yerleşim yerleri de olmuştur. Sandıklı çevresinde olduğu bilinen Sarıcık, Mastanini ve Esegözü gibi mevkilerde geçmişte birer yerleşim yeridir. Buralar birer Alevi-Bektaşi köyüdür.

   Sarıcık ve Mastanini'nin dağılmasından sonra burada yaşayan insanların çoğunluğu Selçik'e yerleşmişlerdir. Dağılmış, kaybolup gitmiş, yok olmuş bu köylerden geriye sadece taş, kaya kalıntıları kalmıştır. Canlar dağılmış, köyler viran olmuştur...

   Sandıklı çevresindeki Bekteş, Karkın, Menteş vb. gibi Alevi ocaklarının isimlerini çağrıştıran köylerde vardır. Geçmişteki inanç ve kültürel yapısı tam olarak bilinmemektir. Fakat bugün bu köylerde Alevi inancına dair uygulamalar yoktur.

   Alevi dergahlarının, türbelerin sayılarının çok fazla olduğu Sandıklı ve çevresinde bugün Alevi inancını tam olarak yaşayan tek bir Alevi köyünün olması ve Alevi ailelerin içinde yaşadığı yalnızca bir kaç köyün kalması oldukça düşündürücüdür.

   Anadolu'nun kadim bir inancı olan Alevilik bugün şehirlerde ve köylerde yaşatılmaya devam ediyor. Dağılmış köyleri, sahipsiz kalmış dergahları ve ocakları göz önünde bulundurduğumuzda artık bu inanca daha çok sahip çıkmamız gerektiğinin ve geleceğe daha doğru bir şekilde aktarabilmenin bilincinde olmalıyız.

   Bu yol, yola sahip çıkanı yolda koymaz...

Metin ÖZDEMİR





4 Aralık 2013 Çarşamba

ZİYARET EYLESEM ULU DERGÂHA

Selçik Köyü'nde Ziyaret Yerleri

SELÇİK KÖYÜ'NDE ZİYARET YERLERİ


   Alevi yol ve erkânında türbe ve yatır ziyaretleri önemli bir yer tutar. Türbe ve yatırlar edep, erkan usullerine uygun bir şekilde ziyaret edilir. O makamda yatan erenin, Hak dostunun, bilgisinin ve öğretisinin yaydığı ışığa saygı gösterilir. Türbenin eşiğinden girililmesinden ziyaretin tamamlanmasına kadar bu inancın bilinciyle hareket edilir.

   Alevi-Bektaşi inancının yaşatıldığı Afyonkarahisar'ın Sandıklı Selçik Köyü'nde türbe ve yatırlara ziyaret aynı edep-erkan esaslarına uygun olarak gerçekleştirilir. Selçik Köyü'nde yer alan ziyaret yerlerinden en yaygın olarak bilineni Sarı Dede Sultan (Sarı Selçuk Dede) Türbesi'dir. Sarı Dede'nin, köyün orta yerinde büyük bir türbe içerisinde makamı bulunur.

   Türbe ve dergahlara baş eğilerek girilir ve genellikle "yüzün yüzün, dizin dizin sürünerek" ve dualarla birlikte 'eşik tercümanı' okunarak orada yatan erenin makamına varılır. Türbede ziyaret sırasında kıble aranmaz. Tek kişi ziyaret ediyorsa yön türbenin makamına, erenin bulunduğu markâd'a doğru çevrilir. Topluluk halinde ziyaret ediliyorsa cemlerde olduğu gibi canlar birbirlerinin yönlerine dönerek "cemal cemale" halka şeklinde ibadetlerini yaparlar. Türbenin etrafında dua ederek üç kere dönülür ve niyaz edilir. Ziyaret eden can, çıkarken de yine niyaz ederek makama sırt dönmeden türbeden ayrılır.

   Türbe toprağı olan "cevher"den almak kutsallık kazanmış bir ritüeldir. Dertlerin, hastalıkların giderilmesinde uygulanan bir inanç şekli halini almıştır. Türbe ziyeretlerinde çerağ, (delil, ışık, mum) yakmakta sıkça görülen bir inanç şeklidir. Ziyaret anında dua edilerek, dilek dilenir ve mum yakılır. Perşembe akşamları ve de Hıdırellez, Nevruz gibi bayram günlerinde de kutsal mekanlara mum yakmak bir görenektir.

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ziyaret yerleri sadece türbeler değildir. Bir ağaç, dağ, kaya, pınar gibi doğa varlıkları da birer ziyaret mekanı olabilmiştir. Selçik Köyü'nde de bu böyledir. Yine köyün içerisinde yer alan "Balıklı Pınar" bir su kaynağına kutsallık yüklenmesine bir örnektir. Balıklı Pınar'ın bulunduğu yerde bir ulu erenin yatırının olduğu bilgisi yaygındır. Bunun yanı sıra bir su kaynağı yani pınar olması ayrıca bir önem kazandırmaktadır. Burada da mum yakma, dilek dileme, adak adama gibi diğer ziyaret yerlerinde ve türbelerde görülen ritüeller uygulanır. Pınarın bulunduğu su kuyusunu temizlemek eski bir gelenektir. Balıklı Pınar'da dilek dileme ve adak adama şeklidir. Türbe ve ziyaret yerlerinde adak ve kurban kesmek yapılan en yaygın 'ibadet' biçimidir.

   Sarıcık mevkisinde bulunan Gelincik Ana Yatırı'da en çok ziyaret edilen yerlerdendir. Gelincik Ana asırlardır bu topraklarda yolda kalmışlara, kırda çalışanlara, sürüsünü otlatan çobanlara yoldaşlık, yarenlik eder.

   Köy içerisinde adı, makamı bilinmedik bir çok ziyaret yeri vardır. Bu yerler çiğnenmez, üstünden geçilmez, itikat sahipleri tarafından saygı gösterilir. Su kaynakları ve göletlerin bulunduğu yerlere ayrı bir kutsallık yüklenmiştir. Çünkü su hayattır... İnsanlık tarihi boyunca her şey su üzerine kurulmuştur. Yaşam suyun olduğu yerlerdedir. Alevi toplumu tarafından buna dikkat çekildiği için inanca da böyle yansımıştır.

   Selçik Köyü'nde fırın yerleri de saygı gösterilen mekanlardandır. Buraların yatırlı olduğuna inanılır. Çünkü fırınlar insanların temel besinlerinden olan ekmeğin yapıldığı yerlerdir. ekmek yani emek bu yüzden değerlidir. Fırın yerlerine de bu yüzden ayrı bir ilgi gösterilir.

   İnsan verdiği önemi ve değeri içinde yaşadığı, barındığı doğaya da gösteren Aleviler dağları, suları, ağaçları kutsamışlar ve onlara saygı göstermişlerdir. "Ulu ağaçların niyaza indiği vakittir..." diye dillendirilir dualarda, gülbenklerde... "...Sarı Dede Sultan, gulbünde bulunduğumuz erenler evliyalar..." diye Allah Allah sesleri eşliğinde gülbenk çeker erenler, bu yurtlarda ve bu makamlarda yürütülen cemlerde, sürülen demlerde...


Selçik Köyü'nde Ziyaret Yerleri

Metin ÖZDEMİR





16 Kasım 2013 Cumartesi

YUSUF DEDE SULTAN

   
Yusuf Dede Sultan - Metin ÖZDEMİR

   Erenler yurdu Anadolu'da kadim bir inanç olan Alevilik, ozanın; "Çıktım Horasan'dan sökün eyledim. Şam'da kul Yusuf'u görmeye geldim..." dizelerinde olduğu gibi, Horasan üzerinden Anadolu'ya gelen ulu bilgelerin, erenlerin, evliyaların öğretilerini yaydıkları topraklardır.

   Anadolu topraklarında Afyonkarahisar ve Sandıklı bir erenler diyarıdır. Sandıklı'ya 8.km uzaklıkta olan Akin Köyü'nde türbesi bulunan Yusuf Dede Sultan'ın Horasan Erenlerinden olduğu bilinmektedir.

   Yusuf Dede Sultan'ın Sandıklı'da, eski adıyla Çayköy'de (şimdiki Yunus Emre Mahallesi) türbesi bulunan Yunus Emre, Selçik Köyü'nde türbesi bulunan Sarı Dede Sultan, (Sarı Selçuk Dede) ve Koçgazi Köyü'nde türbesi bulunan Koçgazi Baba'yla çağdaş olduğu tahmin ediliyor. Erenlerin serçeşmesi Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya aktardığı ışık bu kez Sandıklı'nın Akin Köyü sınırlarında "Yusuf Dede" donunda baş göstermiştir. Horasan erenlerinden olduğu bilinen Yusuf Dede Sultan, Hacı Bektaş Veli öğretisinin bir temsilcisidir. Sandıklı'daki çağdaşları Yunus Emre, Sarı Dede Sultan, Koçgazi Baba gibi daha nice "ışık eriyle" muhabbete hem hâl olan Yusuf Dede Sultan, mekanını Sandıklı'nın Akin Köyü'ne kurmuştur.

   Akin Köyü'nün girişinde makamı bulunan Yusuf Dede'nin mekanı Alevi-Bektaşi öğretisindeki inanca göre; Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya attığı kuru asâdan yeşeren, filizlenen dut ağaçlarıyla kaplı bir avlu içerisinde, üzeri açık yatır halindedir. Binlerce yıldır Anadolu'da boy veren bu öğreti gibi, asırlık bu dut ağaçları da bu inancın, öğretinin, kültürün bir simgesidir adeta. Evrenin gizlerini dışa vuran tabiat bu kez bu dergahta yeşermiştir.

   Yusuf Dede Sultan, etrafı taş duvarlarla örülmüş bir bahçe içerisinde, yüzlerce yıllık dut ağaçlarının altında, eşi Satı Sultan ile birlikte yan yana karşılamaktadır dergaha gelen mihmanlarını. Kabirlerinin üstü eskiden taşlarla örülü iken, daha sonra betondan yapılmıştır. Yaptırılan bu mezarların taşlarına "Horasan Erenlerinden Hz. Yusuf" ve "Horasan Erenlerinden Hz. Yusuf'un eşi Satı Ana" yazdırılmış.

   Yusuf Dede'nin yaşamı hakkında kesin bilgiler yoktur. Yusuf Dede Sultan, inanan canların gönüllerinde yer etmiş bir Anadolu erenidir. Yusuf Dede'nin bulunduğu mekanın erenlerin ziyaret yerleri ve türbeleriyle çok yakın olması sebebiyle bir toplanma yeri olduğu düşünülmektedir. Sandıklı yöresindeki türbe ve ziyaret yerleri göz önünde bulundurulduğunda eşi ile türbesi yan yana bulunan az sayıda eren-evliyadandır. Bu duruma genellikle Alevi-Bektaşi dergahlarında rastlanmaktadır. Böylelikle Yusuf Dede Sultan'ın eşinin de yüce bir kişiliğe sahip olduğu görüşü ortaya çıkmaktadır. Alevi-Bektaşi inancında "er, erden seçilmez..." ve "aslanın, dişisi de aslandır..." diye söylenir. Alevi inancında kadın-erkek farkı yoktur. Her kişi bir candır...

Yusuf Dede Sultan - Metin ÖZDEMİR

   Yusuf Dede Sultan ve Satı Ana'nın, halkın gönlündeki yeri çok büyüktür. Çocuğu olmayan aileler buraya gelerek Hak'tan dilek dilerler. Sandıklı çevresinde eskiden beri erkek çocuklara Yusuf, kız çocuklara Satı ve Safiye isminin yoğun olarak verilmesinin sebebi budur. Türbe ziyaretlerinde görülen dilekte bulunmak, adak adamak, mum yakmak ve bez bağlamak gibi ritüeller burada da yaşatılmaktadır. Yusuf Dede Sultan'ın türbesinin dut ağaçlarıyla kaplı olması da bu mekana ayrı bir duygu katmaktadır. Bu kara dutların şifa olduğuna, dertlere derman olacağına inanılır. Dutların olgunlaşmasıyla türbeye akın akın ziyaretçi gelmektedir. Özellikle yakın köylerde, harmanı kaldırdıktan sonra sonra Yusuf Dede'ye adağa gelmek bir gelenek halini almıştır.

   Yusuf Dede Sultan ve Satı Ana'yı ziyarete gelenler burada adaklarını keserler. Kazanlar kaynatılarak, lokmalar pişirilir. Gelen canlar bu adaktan hep birlikte yerler. Genellikle kesilen adağın burada pişirilerek, türbenin bahçesinde yenilmesine dikkat edilir. Özellikle Alevi inancını Sandıklı yöresinde yaşatan tek köy olan Selçik Köyü'nde bir gelenek haline gelen, "Yusuf Dede'ye adak" eskiden yolmaların bitmesinin ve harmanın kaldırılmasının ardından kalabalıklar halinde gerçekleştirilirmiş. Akin Köyü'ne Yusuf Dede'ye ziyarete gelenler dualar eder, dilekte bulunurlar. Kesilen adakların pişirilerek yenmesiyle birlikte, en önemlisi de türbenin dutundan nasibini almaktır. Genç yaşlı Yusuf Dede'yi ziyaret eden herkes burayı büyük bir inançla sahiplenirler. Bir sonraki yıl yeniden gelebilmek özlemiyle bu kutsal mekandan ayrılırlar...

   Yusuf Dede Sultan ve Satı Ana'nın, Anadolu'da canların gönüllerine yaydıkları bu aydınlık, bugünde bu topraklarda canlı tutulmaktadır. Yusuf Dede'nin aradığı asâsından filizlenen, yeşeren dut ağaçları gibi Anadolu'daki bu inançta hep canlı kalacaktır. Mevsimi boyunca ziyaret eden her cana nasip olan ve her canlıya yeten bu dutlar gibi, bu topraklarda bereketlidir. Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya yaydığı bu inancı canlara eriştiren Yusuf Dede'ler her devirde var olmuştur. Yusuf Dede'nin yanında olan Satı Ana'lar da hep var olmuştur. Bu öğreti kadın-erkek farkı gözetmeksizin, can gözüyle bakanların ışığıyla yaşatılmıştır.

   "Erkek, kadın sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın, erkek farkı yok. Eksiklik, noksanlık senin görüşlerinde..." diyen Hünkâr'a ve ardıllarına aşk olsun...

Metin ÖZDEMİR



Serçeşme Dergisi / Mart 2014 / 7.Sayı Serçeşme Dergisi / Mart 2014 / 7.Sayı








1 Kasım 2013 Cuma

ÖRGÜTLENME SÜRECİNDE ALEVİLER


Örgütlenme Sürecinde Aleviler - Metin Özdemir

   Türkiye'de eşit yurttaşlık hakkı isteyen kesimlerin başında gelen Alevi toplumunun demokrasi ve özgürlük mücadelesi, Cumhuriyet döneminden bugüne kadar yakın tarihimizde ses getiren, uzun soluklu bir mücadele sürecidir.

   Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, Osmanlı'nın ümmetçi anlayışından kurtulan, toplumun diğer kesimleri gibi Aleviler'de birey olmuşlardır. Her ne kadar, halen eşit yurttaş olma mücadelesi veriyor olsak ta...

   Alevi-Bektaşiler, Mustafa Kemal'e Kurtuluş Savaşı' nda ve Cumhuriyet'in ilan edilmesinde destek verdiler. Padişahın ümmetçi anlayışına karşı, Mustafa Kemal'in "halkçı" Cumhuriyet yönetimini ve devrimlerini desteklediler. Lâkin, tekke ve zaviyelerin kapatılması için çıkarılan kanundan en çok etkilenen ve zarar gören Alevi-Bektaşiler oldular. Bu kanun Alevilerin aleyhinde işlemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı' nın kurulmasıyla Alevilerin asimilasyona maruz kalma dönemi hızlanmıştır. Mustafa Kemal'in kazandırdığı laiklik ilkesini savunan Aleviler, laiklikten yeterince yararlanamadılar.

   Cumhuriyet tarihinde ilk Alevi-Bektaşi örgütlülüğü, 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlükçü anlayışla kendini ifade etmeye ve sesini duyurmaya başladı. İlerici ve demokrat Alevi aydınları, yazar, akademisyen ve öğrenci çevreleri Alevi bildirgeleri yayınladılar. Alevi örgütleri varlık göstermeye başladı. Alevi-Bektaşi inancı üzerine yazıların, kitapların yayınlanması hız kazandı. Alevilik adına gazete ve dergiler çıkarıldı.

   Aleviler siyaset sahnesinde ilk olarak, Türkiye Birlik Partisi adı altında partileştiler. Siyaset alanında Aleviler olarak birlik olmayı başaramamış olsa da, özellikle sol siyasette demokrasi mücadelesi vermeyi bireysel olarak sürdürüyorlar. Özellikler yetmişli yıllarda devrimci mücadele içerisinde yer alan Aleviler, sosyalist düşünce toplulukları ve devrimci yapılanmaların içinde oldular. Hak ve özgürlük mücadelesinde hep önde olan Alevi gençleri, birer devrimci olarak politik duruş sergilediler. Bu yine böyle devam etmektedir. Doksanlı yıllarda Demokratik Barış Hareketi adıyla partileşme çalışmalarına yeniden başlayan Aleviler, Barış Partisi adıyla yeni bir siyasi parti kurdular. Fakat yine tabandan yeterli destek sağlanamadı.

   Seksenli yıllardan önce yaşanan Maraş, Çorum gibi katliamların yaşandığı dönemlerde devrimci olduğu bilinen canlarımız, özellikle Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Alevi kimliklerinden dolayı katliamlara maruz kaldılar. Bunun sonucunda canlarından, mallarından oldular. Evlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kaldılar. Alevilerin büyük kentlere göçü böylece dahada hızlandı.

   Avrupa'nın bir çok ülkesine işçi olarak giden Aleviler, orada birlik olarak zamanla Türkiye'deki Alevi hareketini de özendirecek, örnek olacak düzeyde, ülke ülke, şehir şehir örgütlendiler. Aleviliği ve inançlarını Avrupa'da yaşatmaya devam ediyorlar.

   Aleviler yetmişli yıllarda yaşanan siyasal olaylarda, hak ve özgürlük mücadelesinden yana tavır takındılar. Askeri darbeler ve devletin Aleviler üzerinde artan asimilasyon politikalarına karşın dik duruş sergilediler. Seksenli yılların sonlarına doğru çoğalmaya başlayan demokratik Alevi örgütleri, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş halk kitlelerinin bu dik duruşuna ortaklık, önderlik, yoldaşlık etmeyi amaçlayarak kurulmuşlardır. Alevilerin taleplerini demokratik yollarla mücadele ederek, kültürümüze ve inancımıza sahip çıkılması amaçlanmaktadır. Bu kurumlar Alevileri temsil eden, Alevilerin içinden olan kişiler tarafından, kendi olanaklarıyla kurulmuş olan dernek, vakıf gibi örgütlerdir.

   Alevilerin, Sivas Katliamı'nı yaşadıktan sonra daha örgütlü hale geldiği ve seslerini daha çok yükselttiği bilinen bir gerçektir. Alevilerin verdiği demokrasi mücadelesi, eşit yurttaşlık hakkı talepleri, Madımak'tan sonra daha bilinçli bir, örgütlü toplum olma yolunda ilerleme kat etti.

   Demokratik Alevi örgütleri ve Aleviler hep halktan yana bir tavır sergilerken, iktidar destekli olduğu bilinen, Alevi toplumunun önderliğine ve temsilciliğine soyunan diğer kuruluşlarsa, her dönemde hükümetlerden yana, asimilasyoncu ve inkarcı bir yapı içerisinde yer aldılar.

   Alevilerin hakları söz konusu olunca meydanlarda ve demokratik mücadelede görünmeyen devlet destekli bu kurumlar, kapalı kapılar ardında asimilasyona ortak olarak, cemaatlerle ve iktidar kanadıyla el sıkışarak "eşit yurttaşlık mücadelesi" veren kurumları da adeta birer 'terör örgütüymüş' gibi damgalamaya çalışıyorlar.

   Bir gerçek ortadadır ki, Cumhuriyetle başlayan Alevi örgütlenmesi günümüzde iki koldan ilerlemektedir. Birisi Alevi toplumunun çoğunluğunun temsil edildiği ve desteklediği demokratik Alevi kurumlarıdır. Dernekler, vakıflar ve federasyonlardan oluşan bu örgütlü yapı her alanda, Alevi dergahlarıyla da beraber olarak Alevi toplumunun hakları için mücadele ederek, alanlarda, meydanlarda sesini yükselten, kurultaylar düzenleyen, barıştan ve demokrasiden yana olan Alevi hareketidir. Tabi ki bu örgütlülük, Avrupa'daki Alevi kurumlarıyla birlikte hareket etmektedir. Alevilerin bu örgütlü kanadı iktidar tarafından sakıncalı olarak görüldüğü için, hiç bir şekilde muhatap alınmıyor. Bu sebeple iktidar, kendi gibi düşünen muhataplar aramakta yada kendi muhataplarını yaratmaktadır.

   İktidarın kendi gibi düşündüğünü bildiği kurumları muhatap alması ve Alevileri sadece bu kurumların temsil ettiğini yansıtması karşılıklı bir çıkar ilişkisidir. İktidar kendisi gibi düşünen Alevileri yaratmak için, önce kendi gibi düşünen Alevi kurumları yaratmaya başladı. Cem Vakfı'da bu amaçla kurulmuş vakıflardan dır. "Cem Vakfı' nı biz kurdurduk" diye resmi ağızların itiraf ettiği bir kuruluştur. Bu yüzden Cem Vakfı' nın bu icraatları, kuruluş amacının gereğidir.

   Demokratik Alevi örgütleri, Diyanet İşleri Başkanlığı' nın tamamen kaldırılması gerektiğini, Diyanet'in laikliğe aykırı bir kurum olduğunu söylerken, devlet destekli olarak kurulduğu bilinen Cem Vakfı gibi kuruluşlar, Alevilerin Diyanet'de temsil edilmesi gerektiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı bir Alevilik masasının kurulması gerektiğini savunuyorlar. Bu amaçla federasyonlar kurarak, Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı adı altında Diyanet taklidi bir yapılanma içinde oldular. Kurdukları bu Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'nı, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlayarak, bir 'Alevi Diyaneti' oluşturma niyetindedirler. Girdiğimiz Muharrem ayında da Diyanet İşleri Başkanlığı ve Cem Vakfı el ele vererek, Avrupa'ya dede gönderme telaşı içindeler.

   Birde AKP tarafından yandaş bularak kendi elleriyle "Anadolu Alevi" dernekleri ve vakıfları kurdurarak kendi muhataplarını yaratıp, düzenledikleri 'Alevi Açılımı' çalıştayların da kendilerine yandaş yarattılar. Tamamen AKP eliyle desteklenerek kurulan bu çakma kurumların Alevi hakları ve Alevi mücadelesinde hiçbir talebi olmadığı, iktidarın borazanlığını yaptığı açıktır. Bu çakma kurumlar hiç bir şekilde Alevileri ve Aleviliği temsil etmemektedir.

   'Alevi Açılımı'na destek veren ve "Muharrem İftarı" adı altında, yine Alevi öğretisinde yeri olmayan işler yaparak kendilerini belli ederken, doksanlı yıllarda Alevileri bölmek için kurulduğu net olarak söylenen Cem Vakfı, Muharrem ayı için Diyanet ile işbirliği yaparak, Türkiye'den Avrupa'ya iktidar patentli dedeler gönderiyor. Bunun amacının Avrupa'da örgütlü olan Alevi bütünlüğünü kırmak olduğu biliniyor. Yoksa, Türkiye'de Alevilerin taleplerine kulaklarını tıkayan iktidar, Avrupa'daki Alevileri neden düşünsün. İktidarın kendisi için sakıncalı olarak gördüğü Avrupa'daki örgütlü Alevi yapısına müdahale etme isteği şimdi, Diyanet özentili kuruluşlar tarafından destekleniyor.

   Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının kazanılması için mücadele veren kurumlar bir tarafta, her devirde iktidardan yana olan kuruluşlar diğer taraftadır.

   Bin yıllık bir barış ve kardeşlik projesi olarak gündeme getirilen "Cami-Cemevi-Aşevi" projesi adı altında Alevilerin yüzyıllardır uğradığı asimilasyona bir katkıda içimizden, bir Alevi kurumu olduğunu söyleyen Cem Vakfı tarafından, iktidar-cemaat işbirliğiyle, Alevi toplumuna dayatılmak isteniyor. 1800'lü yıllardan itibaren Alevi-Bektaşi dergahlarının yanına ötekileştirme amaçlı olarak inşa edilen camileri, "bakın cami ile dergahlar bir arada" diye örnek göstererek, kendi elleriyle "cami-cemevi-aşevi" adıyla yeni bir bina inşa etmek isteyenler, aslında yeni bir asimilasyon projesi inşa etmektedirler. Bu yalanlarla toplumu kandırma çabasında olanlar, tarih sahnesinde sadece kendilerini kandırırlar.

Örgütlenme Sürecinde Aleviler - Metin Özdemir

   Kasım ayı başında İstanbul'da iki etkinlik yapılacak. Birisi 2 Kasım 2013 Cumartesi günü Bostancı Gösteri Merkezi'nde yapılacak olan, Cem Vakfı tarafından düzenlenen "6. Anadolu İnanç Önderleri" toplantısı gerçekleştirilecek. Alevilerin hiç bir talebini kabul etmeyen ve eşit yurttaşlık haklarını tanımayan Cem Vakfı'nın bu davetine katılacak olan, gerçekten yol ehli olan dedelerimizi ve rehberlerimizi Cem Vakfı ve Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'nın teslimiyetçi anlayışından kurtarmalıyız. İçinde Hak Muhammet Ali ve On İki İmam aşkını yaşayan "dedelerimiz" bu oyuna gelemeyeceklerdir. Alevi toplumunun yol önderlerinin yanı, hoca efendilerle yarenlik edenlerin değil, Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı'dır. Serçeşme'dir.

   3 Kasım 2013 Pazar günü ise Kadıköy'de, Alevi Bileşenleri tarafından düzenlenecek olan miting, asimilasyona ve inkarcılığa karşı bir haykırış olacaktır. Eşit yurttaşlık haklarını yeniden talep edecek olan Alevi toplumu 3 Kasım'da Kadıköy'de olacaktır. Aleviler, Türkiye'nin her yerinden İstanbul'a gelerek haklı taleplerini dile getirecekler. Alevilere ve demokrat çevrelere düşen görev bu mitingi düzenleyen Alevi kurumlarının yanında olmak, Alevileri ve Aleviliği kendi kaderine terk etmemektir.

   Alevilerin kurumsallaşmış örgütleri, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık haklarını savunmasına yoldaşlık eden örgütlerdir. Alevi-Bektaşilerin Serçeşmesi, Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Alevi-Bektaşilerin mürşididir. Alevi-Bektaşi toplumunun inanç önderi olan Veliyettin Ulusoy, Alevilerin inanç yönünden birliğini sağlamaya çalışarak "Dergah'ta Birlik" adıyla toplantılar düzenlemektedir. Türkiye'deki Alevi-Bektaşilerin inanç ve düşünce birliğini sağlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla kurulan Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı'da Alevilerin birlik olmaları yönünde çalışmalar yürütmektedir.

   Alevi-Bektaşilerin yeri yol düşkünlerinin değil, yol evlatlarının yanı olmalıdır. Başta Alevi kurumları olmak üzere, tüm Alevi kesimlerini "Serçeşme" etrafında "Dergah'ta Birlik" olmaya çağırıyoruz. O zaman Hünkâr'ın dediği gibi; "Bir oluruz, iri oluruz, diri oluruz..."

   Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar gelişerek ve yükselerek gelen Alevi hareketi eksiğiyle fazlasıyla, örgütlenme sürecinin ileri bir noktasındadır. Alevileri bu örgütlü yapıya sahip çıkarak, kendi bireysel ve toplumsal haklarına sahip çıkmaya, 3 Kasım'da Kadıköy Mitingi'nde her türlü asimilasyona ve ayrımcılığa karşı çıkmaya davet ediyoruz.

   Kadıköy Meydanı, 3 Kasım'da "cami-cemevi-aşevi" adı altında Alevileri eritmeye çalışanlara karşı, yeryüzünü Hak'kın mabedi, insanın gönlünü Hak'kın mihrabı bilenlerin meydanı olacaktır. Tüm canları bu meydanda cem olmaya, birlik olmaya çağırıyoruz. Çünkü Alevilerin hem inançta, hem siyasette, hem de mücadelede birlik olmaya ihtiyacı var.

Örgütlenme Sürecinde Aleviler - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR