15 Haziran 2016 Çarşamba
YOLUN SÜREĞİ CANDADIR
Yazar:
Metin Özdemir
Yaşadığı topraklara bağlı, birbirine uyumlu ve bulunduğu koşullara rağmen kendisini geliştirerek, bu günlere kadar öğretiyi yaşatan Alevi toplumu, doğup büyüdüğü, serpilip geliştiği alanlardan uzaklaştıkça, daha da zor koşullarla karşılaşmaya başlamıştır.
Geçmişte köyde, kasabada yani kırsalda yaşatılan öğreti ve inanç, yerleşim yerlerini değiştirmek zorunda kalan birçok toplum gibi, Aleviler içinde aynı zorluklarla birlikte kentlere taşınmıştır. Alevilerin kırsalda kapalı bir toplum olarak yaşattıkları inanç, artık kentlerde sadece bir kültür olarak yer almaya başlar.
Aleviler kırsalda daha çok "bir lokma bir hırka" düsturuyla yaşamlarını sürdürmüştür. Fakat Alevilerle birlikte, Aleviliğinde kent koşullarına taşınmayla emek mücadelesi, gelecek kaygısı gibi insani kaygılarla inanç, öğreti ve toplumsal birliktelik belli oranda geri plana atılır.
Ocağından, süreğinden uzaklara giden canların bir çoğu şehirlerdeki farklı sosyal ve ekonomik durumlara rağmen yola sahip çıkmaya devam ederler. Fakat yinede dedesinden, pirinden, yüzyıllardır bağlı olduğu ocağından, süreğinden uzakta kalan büyük bir kısmı, inançta ve yolda yalnız kalmışlardır.
Aleviler, yaşadıkları toplum içerisinde hep birbiriyle dayanışma içinde olmuşlar. İnançlarının gereği olarak görgüde, sorguda birbirlerini hep kontrol altında tutmuşlardır. Bir canın hareketi, herhangi bir davranışı bütün toplumu etkilediğinden, birbirlerine karşı sorumlu davranırlar. Bir canın başı dara düşse ona haldaş, yoldaş olurlar.
Yola sahip çıkan Aleviler, yolun geleceği olan çocuklara, gençlere de sahip çıkmışlar. Gençliği olmayan bir toplumun geleceği olmaz düşüncesiyle, çocuklarını yolun erdemleriyle yetiştirmeye çalışmışlardır. Kırsal koşullarda bu daha kolayken, kentlere göçle birlikte yolda olduğu kadar, toplumsal alanda da kopukluklar başlamıştır. Aynı inancın bireyleri birbirinden uzaklaştıkça aralarındaki kontrol mekanizması da zorlaşır. Her can, toplumun bütün çocuklarına, gençlerine göz kulak olurken, neredeyse kendi evlatlarından uzak kalmışlardır.
Değişen dünya düzeniyle uyum hiçte kolay değildir. Etkileşimler, kültürel ilişkiler her alanda asimilasyon halini alıyordur artık. Yerinden, yurdundan, köklerinin olduğu yerlerden uzaklaştıkça, çevre değişir, insanlar değişir. Yalnızca sosyal çevre değil, kültürel ve inançsal birliktelikten de uzaklaşır insanlar artık. Ta ki kendi güçlerinin farkına varıp bir araya gelmeye başlayana kadar. Bu sürece gelene kadar da birçok kuşak, dış çevre etkenleriyle kendini farklı yapıların içinde bulurlar. Hele ailede de öz inancını yeterince yaşamadıysa... Bu gerek yeni kuşaklar açısından gerekse yolun geleceği açısından canları zora sokar.
Mürşit, dede, talip, bütün canlar inançlarına, öğretilerine sahip çıktıkları kadar, yetişen yeni neslin ahlâkından, her türlü davranışlarından da kendilerini sorumlu hisseder ve toplum yapısının bozulmadan devamlılığını sağlamak için çaba gösterirler. Ama ne yazık ki, günümüz koşullarında bu durum kolay değildir. Mürşidin, pirin dedenin, rehberin o köklü felsefeyi yayma isteği kadar, taliplerin, canların da o bilgiyi almaya istekli olması gerekiyor.
Anadolu'da bir Alevi yerleşiminde yaşanmış bir olay şöyle rivayet edilir: Köylerde güvenlik kaygısıyla cemlere geç saatlerde başlandığı dönemlerdir. Bir Alevi köyünden, yakındaki diğer bir Alevi köyüne ceme katılmak için giden canlar, küçük çocuklarını iki köyün ortasındaki bir yerde bir kayanın kuytusuna bırakır, ceme öyle giderlermiş.
Cem sırasında dede, bir ana sultanın huzursuzluğunu hisseder. Cana sorar: Neyin var talip? Can şöyle der: Dedem, çocuğum uyanır mı diye meraktayım. Dede bunun üzerine bir hikmet gösterir. Hiç meraklanma can, çocuklarımız uyuyor diyerek, oturduğu postu kaldırır ve gösterir. Cemdeki canlar, postun altında çocukların uyuduğunu görürler. Dede şöyle der: Meraklanmayın yavrularımız erenlere emanet... Bu sırrın ortaya çıkması üzerine talip canlar nişan gösterirler. Hizmetler tamamlanır ve cem birlenir. Dönüş yolunda da canlar çocuklarını alarak köylerine dönerler. Buna benzer olaylar birer söylence, birer rivayet olarak anlatılır.
Buradan payımıza düşen hisse sırrı hakikattir. O cemlerdeki canların yola, Hak Muhammet Ali'ye olan bağlılığıdır. Burada yaşanılan sır, dört kapıya kırk makama ulaşmaktan geçer. Canlar böylece, canını erenlere emanet eder, malını varlığını dost yoluna sererler. Artık o pirleri, bu sırra eren kâmil insanları bulmak ne kadar çok zorlaştıysa günümüzde, artık o aşkı bulmakta çok zor. O saf, temiz insanlar azaldıkça işimiz daha da zorlaşıyor.
Yine bu öğretiyle yetiştiğimiz topraklarda bir söz söylenir. "Sen yolu görmezsen, yol seni görmez." Bizlerde yolu arayıp bulacağız... Koşullar ne olursa olsun inancımızdan, yolumuzdan, canlarla olan dayanışmamızdan vazgeçmeden, erdemlerimize sahip çıkmalıyız. Kirli ellere fırsat vermeden, çocuklarımıza, gençlerimize, geleceğimize sahip çıkmalıyız.
Aşkı niyazlarımla...
23 Eylül 2015 Çarşamba
FİKRET OTYAMI UĞURLADIK
Yazar:
Metin Özdemir
9 Ağustos’ta Hâkka
yürüyen Gazeteci, Yazar, Ressam Fikret OTYAM için, 10 Ağustos 2015 günü Saat
17:00’ de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Cemevi’nde
Hâkk’a yürüme erkânı gerçekleştirildi.
Hâkk’a yürüme erkânına
başlamadan önce, Mehmet TURAN Dede canlara şöyle seslendi. “Fikret OTYAM’ın
güzel canları, o koca adamın yiğit insanları, bugün o güzel insanı aramızdan
bedenen uğurlayacağız. Ama can varlığı hep beraber bizle olacak… Bu programı
ona göre bir düzenlemeyle sizlerle buluşturuyoruz. Kendi arzusu ve isteği
üzerine Fikret Baba’yı uğurlama törenimiz Alevi düsturuna göre yerine
getirilecektir. Biliyorsunuz Fikret Baba Alevisi, Sünnisi bütün insanlığa kucak
açan, bütün dünyaya mâl olmuş, çok değerli bir kimlik. Ve Fikret Baba’nın bu
isteğini yerine getirirken bizler, nasıl Sünni canlarımızın, başka inançtaki
canlarımızın, bir can Hakkâ yürüdüğünde hizmetlerinde, varıp onların
hizmetlerine katılıyorsak, onlara aynı saygıyı duyuyorsak, sizlerinde bugün
burada yapacağımız hizmete aynı sevgi ve saygıyla katılacağınızdan eminiz.
Bizler canımızı değerli dostların deyişleri, nefesleri, semahlarıyla
uğurlayacağız. Hepinizin gül yüzüne aşk olsun.”
Mehmet TURAN Dede’den
sonra sözü alan, Devrim KARASOY canlara şöyle seslendi. "Mustafa Kemal
Cumhuriyetinin aydınlık kalemi, erenler kelamı, Anadolu’nun sevda yüklü ustası.
Zor günlerin teslim alamadığı bilincin sahibi, üretkenliğin bilgesi, canlar
canımız, pirimiz Fikret OTYAM merhaba… Seni uğurlamak için değil bir araya
gelişimiz, bize bıraktığın güzelliklerle selamlayacağız seni. Aşkı
niyazlarımızla kucaklaşacağız seninle. Toroslar’dan, Beydağları’ndan,
Ankara’dan esen rüzgarları getirdik sana. Harran Ovası’nın mor benkli keçileri,
mühür gözlüleri ve aslanlarla ceylanları durur saflarımızda.
Borçludur Van’da çıplak
ayak, kar üstünde yürüyen kız çocuğuna borcu vardır. Posof’ta portakal portakal
diye ölen küçük Feride’ye. Ve birde Kilis’te mayından paramparça olan
Mustafa’ya, Urfa’nın ceylan gözlü kadınlarına, kökleri Harran Ovası’ndan,
Kayseri’nin Karaözü’ne, oradan Van’a, Adıyaman’a uzanır.
Tepeden tırnağa
aydınlıkçıdır. Yaşam enerjisiyle, dik duruşuyla aydınlığın esin kaynağı,
çınarıdır. Doksan yıllık hayatına yüze yakın sergi, binlerce fotoğraf, onlarca
kitap sığdıran üretim ustasıdır. Teslimiyet yoktur, umut vardır kaleminde,
fırçasında, çektiği her karede, yazdığı her satırda, fırçasının ucundaki
yeşilinde kırmızısında vicdan vardır. Ahmed Arif’in deyimiyle; objektifi
yüreğine takandır. Gazeteciliği tercih ederken de vicdanının sesini dinler.
Halkın yemeksizlikten kırıldığı, ilaç fabrikalarının bombalandığı, uyuzun bitin
kol gezdiği, İkinci Dünya Savaşı yıllarında tercihini yapmıştır. “İnsanlara
ayna tutacak bir mesleğim olsun istedim.” Yıllar boyu yılmadan, usanmadan
Anadolu’yu yansıtır.
Ve turna misali can
yoldaşı Filiz OTYAM’la omuz omuza sürer gider mücadelesi. Anadolu’nun güzel
insanlarıyla verdiği uğraşı; “daha namuslu bir düzen ve yaşam savaşı” diye
anlatır. Onun için bu doğrusuna inat der. Bu savaş, göçebe Beritan aşiretinin
toprağa kavuşması içindir. Bir harf öğrenmek için yaşamına son veren
Malatya’nın Körsüleyman Köyü çocukları içindir. Zulme uğrayan Alevi canlar
içindir. Yüreği bir buçuk kilometrecik asfalt yol yol diye doğuma yetişemeyen
kadınlar için atar. Kızamıktan kırılan bebekler için... Ağanın zulmünden
inleyen köylüler içindir. Yılmadan, usanmadan kalemiyle savaşır. O bir aydınlık
savaşçısıdır. Ve erenler kelâmıdır Otyam Baba, turap ehlidir.
Sizinle paylaşacağımız
gülbeng yine onun kelâmıdır. Ağulardan süzülmüştür. Çok geçirmiş, çok görmüş
ustamızın kelâmıdır bu gülbeng.
Bismişah… Allah Allah…
Ey canlar, günleriniz hayır ola. Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Meydanımız
abad, gönüllerimiz meshur ola. Çoktan çok, azdan az namuslu bir vergi düzeni
ile, hakça paylaşımla, emeğe saygıyla, fakir fukarada mamur ola. Yardımcımız,
bekçimiz ve gözcümüz örümcek kafalılar değil, Şahı Merdan Ali ve aydınlık
kafalı halk ola. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devrimleri yol ve ışık tutucumuz ola.
Gök Tanrı ulus, ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet ve renk farkı gözetmeksizin tüm
insanları muhabbetten, didardan, katardan, cemalden, dirlikten hele hele
barıştan, insan sevgisinden ayırmaya. İnsanlar yine insan eliyle
sevdiklerinden, yurtlarından koparılmaya. Cümle ehli muhibbanın, darda
kalmışların Hızır darına erişe. Hak erenler cümlemizi ve cümleyi cehennem
azabından yani Allah alıp Allah satan, cennet alıp cennet satan, Sünnidir,
Alevidir diye ayrım koyan, bu canım ülkeyi bize bahşeden Mustafa Kemal ve yol
arkadaşlarına söven, halkın ödediği vergilerle, hısım akraba, çoluk çocuk hak
yiyip hacca giden, havalimanında ihramlarını giyerken donlarını orada unutan,
zengini daha zengin, fakiri daha fakir eden, hâla Emevilik güden insanı insan
kılan laikliğe karşı çıkan, aydınlığı karanlığa yeğleyen, halkın, devletin
malını, mülkünü, parasını ve canını doymadan usanmadan alan, alan, hırsız,
yüzsüz iktidar sahipleri şeytanların şerrinden, kanın, hukukun üstünlüğü,
adalet, laik demokratik cumhuriyet düşmanlarının şerrinden, bu kötülerin emellerinden
yoksun kıla. Bu gibi yolsuzluklara, uğursuzluklara, haksızlıklara dili ve
kalemiyle karşı çıkan ve bu uğurda canlarındna olan, mahpus damlarında
çürütülen dil ve kalem erbabına halas, dam dışında savaşanların kalemlerine,
dillerine kuvvet ihsan eyleye. Piri Sani balım Sulta, Seyit Ali Sultan,
Kaygusuz Abdal Sultan, Abdal Musa Sultan, Laik Cumhuriyetimizin kurucusu
Mustafa Kemal ATATÜRK ve gönül yoldaşları sultanlar. Halk için telli
kuranlarıyla, kalemleriyle aydınlığı, aydınlatmayı, doğruluğu, eşitliği,
hukukun üstünlüğünü, emeğin kutsallığını ve insan sevgisini işleyen Pir Sultan
Abdal, Şeyh Bedrettin, Hallacı Mansur, Nesimi, Serdari, Seyrani, Ruhsati,
Dadaloğlu, Köroğlu, Dedemoğlu, Daimi, Müdami diyelim Nazım Hikmet, Uğur MUMCU,
Muammer AKSOY, Abdi İPEKÇİ, Cahit TÜTENGİL, Turan DURSUN, Çetin EMEÇ, Metin
GÖKTEPE, Ahmet Taner KIŞLALI, Bahriye ÜÇOK namlı canlar, bir Veysel, bir
Feyzullah ÇINAR ve bu uğurda ölen nice halk ozanı, yazanı can sultanların ruhu
alâları, şadı hürrem ve bizden razı ola.
Ey canlar, telli
kuranın birliğine eyvallah. Yerde ve gök kubbede allı turna, telli turna misali
birken binler olup semah dönenlere eyvallah. Ey canlar, birlik ceminde niyaza
duralım. Yurtta ve dünyada barışa eyvallah. İnsana ve emeğin kutsallığına saygı
yüreğimizde daim ola. Eyvallah. Niyazımızda çoğalalım, sayısız can olalım.
Eyvallah. Bir olalım, iri olalım. Eyvallah. Gök Tanrı, tüm insanları
muhabbetten, cemalden, didardan, katardan, birlikten, barıştan, insan
sevgisinden ayırmaya. Eyvallah. Dil bizden, nefes hazreti pirden, kabulü Gök
Tanrı’dan ola. İnayet, seyidi kainat, sırrı Şah-ı Velayet, keremi evliya,
gerçek erenler demine devranına eyvallah hü… Aşk olsun."
Gülbengin okunmasının
ardından, Fikret OTYAM’la kucaklaşma, selamlaşma Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür
Vakfı Genel Başkanı Ercan GEÇMEZ’in konuşmasıyla devam etti. Ercan GEÇMEZ
konuşmasında; “Bu mekan içinde yaşadığımız yüzyıla öncülük etmiş kâmil
insanlardan birini daha uğurluyoruz. Fikret OTYAM, çok sevdiği Hünkârına
gidiyor. Biz Fikret Baba’yı kabesi insanım diyenlerde gördük. Bu ülkenin
değişik coğrafyalarındaki tüm çiçeklerini, hiçbirinin diğerini kıskanmayacağı,
ötekileştirmeyeceği bir bahçede barış içinde yaşamasını öğretmek isterdi.
Fikret OTYAM’la birlikte bu cemevinin
temelini atmıştık. Ve vasiyetiydi on iki yıl düşünüp, on günde yaptığı
bu resmin önünden uğurlanması. Devri asan olsun. Pir Sultan Abdal’ın turnaları,
seni Hünkâr’ın güvercinlerine kavuşturmak için bekliyor. Aşk olsun. Aşk olsun
sana kâmil insan. Gerçeğe hü…"
Fikret Baba’nın avazlarını
büyük coşkuyla ve gönül doygunluğuyla dinlediği Zeynep KARABABA şöyle konuştu. "Sevgili canlar, Fikret OTYAM hepimizin babasıydı. Benimde manevi babamdı. Dayım
Feyzullah ÇINAR’la olan yakınlığından bana da elini verdi. Hani şair der ya;
babam öldü gözüm kör oldu. Fikret Baba öldü, benimde kolum kırıldı. Fikret
OTYAM demek; merhamet ve sevgi demektir. Onu saygıyla selamlıyorum. Aşkı
niyazlarımı sunuyorum. Sevgili eşini saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sizlere
hürmetlerimi sunuyorum. Aşk olsun Fikret Baba. Dedi. “Bunu çok severdi. Şu anda
bizi dinliyor biliyorum.” Diyerek Fikret OTYAM’ın derlediği bir barak havasını
seslendirdi. İlyas ŞİMŞEK’in bağlamasıyla eşlik ettiği, Zeynep KARABABA; “Yüce
dağ başında pınar olsam” ve “Zülfü kaküllerin amber misali” türkülerini
seslendirdi.
Katre idim ummanlara
karıştım. Kaç bulandım, kaç duruldum kim bilir.
Devir edip alemleri dolaştım. Bir sana da kaç sarıldım kim bilir.
Devir edip alemleri dolaştım. Bir sana da kaç sarıldım kim bilir.
Bulut olup ağdığımı
bilirim. Boran olup yağdığımı bilirim.
Altı andan doğduğumu bilirim. Kaç ebeden kaç dürüldüm kim bilir.
Altı andan doğduğumu bilirim. Kaç ebeden kaç dürüldüm kim bilir.
Sümer EZGÜ’de katıldığı
törende şöyle konuştu. "İstanbul’da bir otelde yine alevi dernekleri Fikret Baba
için bir gece düzenlemişti. “Hayatta iki şey önemlidir. Biri sevgi, birisi
vefa. Ben günümüzde vefanın bittiğini düşünmüştüm. Ama bu gece bana geri
geldi.” Dedi. Fikret Baba’ya ne mutlu ki böyle vefalı dostları var. Fikret
Baba’nın meslekleri vardı. Ama o sanatçıydı. Köküne kadar sanatçıydı. Filiz
Abla başta olmak üzere, bütün sevenlerine başsağlığı diliyorum. Zaman zaman toplandığımızda,
onun çok sevdiği bir barak havası vardı. Nur içinde yatsın. Işıklar içinde
uyusun." Diyerek “Aman evlerinin önü baca deliği” türküsünü seslendirdi.
Antalya Abdal Musa
Kültür ve Tanıtma Derneği’nin zakirleri eşliğinde, canlar Fikret OTYAM’ın
etrafında semaha durdular. Ardından Mehmet TURAN Dede, “Bütün evren semah
döner” deyişinden sonra; "Işıklar içinde olsun. Dönülen semahlar onun gül
cemalli turnalarının semahı olsun. Semah eden kollar, dar çeken dizler, gerçek
söyleyen diller kötülük görmesin. Gerçeğe hü. Mümine Ya Ali… Aşk olsun" diyerek
semah gülbengini verdi.
Azmirah eyledik gurbet
elleri, Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Ne kadar kalsak sonu gitmektir. Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Ne kadar kalsak sonu gitmektir. Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Fikret OTYAM’ın
uğurlama törenine katılan canlardan Hüseyin TURAN’da konuşmasında; "Benim için
çok garip bir his. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Benim sanat hayatımda önemli bir
yeri vardır. Tanışıklığımızdan bu yana aramızda arkadaşlığımız, baba oğul
ilişkisi vardı. Benim manevi babamdı. O benim için bir şey söylemişti.
“Hüseyin’i dinlemek mutluluktur bu can için” demişti. Bende onunla aynı dönemde
bulunmaktan, aynı havayı solumuş olmaktan mutluluk duydum. Bende onu çok
sevdiği barak havalarıyla uğurlamak istiyorum. Başkada bir şey diyemiyorum.
Güle güle baba…" dedikten sonra, “Aman kalk gidelim yine boru sesi var. Şu
zalimlerinde bende nesi var.” ve “Kaftan kafa hükmederdi bir zaman.”
Türküleriyle, Fikret Baba’yı uğurladı.
Ardından, Hâkka Yürüme
Erkânı’na geçildi. Mehmet TURAN Dede; "Değerli canlar, onu Alevi erkânıyla
uğurlayacağız. Hepinizin gül cemallerine aşk olsun. Dil bizden olsun, nutuk
sultanı evliyadan, ululardan, velilerden, ışıtanlardan, aydınlatanlardan,
öğretenlerden ola. Hani diyor ya Yunus; “Geldi geçti ömrüm benim. Şol yol esip
geçmiş gibi. Hele bana şöyle gelir. Bir göz yumup açmış gibi.” Ne kadar 89-90
olsa da, zaman içerisinde kendine ayrılmış hayat sürecini yaşadı ve güzel
muhabbetler bırakarak, onun içerisinde renkler, onun içinde notalar, onun
içinde ezgiler ve sevgiler vardı. Bizlere bırakarak, onu bu mekandan
uğurlayacağız. Ve bize diyor ki;
Geldim gider oldum
illerinizden, Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Doyamadım tatlı dillerinize. Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Doyamadım tatlı dillerinize. Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Himmet eylen şu dağları
aşalım. Pir aşkına kaynayalım coşalım.
Gelin birer birer helallaşalım. Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Gelin birer birer helallaşalım. Dostlar sefa ile gönderin bizi.
Sevgili canlar, Fikret
OTYAM’ın hepimizin kulağında sesi ve sözü, hepimizin kursağında mutlaka bir
lokması vardı. Ve en önemlisi emek, onun bizlerle paylaştığı sanattı,
insanlıktı, sevgi ve muhabbetti. Hepimiz birlikte yedik içtik, konduk göçtük.
Sevgili Fikret OTYAM babamız bizlerle yedi içti, kondu göçtü. Bizlerinde ona
hakkı ve lokması olabilir. Burada eksikleri tamama, noksanları birliğe
tamamlama için bir aradayız. Onun için rızalık alacağız. Rızalıktan öte fakir
sorduğunda, Allah Eyvallah diyeceğiz. Şimdiden rızalık vermeyecek varsa dile
gelsin, bile gelsin bu meydanı kimse açmasın. Değerli canlar, Fikret canımız o
güzel canımız, atamız, yoldaşımız, büyüğümüz, ustamız bizlerden rızalık istiyor.
Hak cümle eksikliklerle, tamamlarla, noksanlarla, güzelliklerle, insanlarla
geçirdiği ömrün ve sizlerle paylaştığı muhabbetin, lokmanın, sohbetin,
kardeşlik ve dostluğun rızalığını gönül birliğiyle veriyor musunuz? Kendine
rızalık veriyor musunuz?" diyerek üç defa sordu. Canlar hep birlikte, "Allah
Eyvallah" diyerek rızalık verdiler. Mehmet TURAN Dede’de "Hâk’ta sizlerden hoşnut
ve razı olsun." Dedi.
"Dil bizden, nutuk
sultanı evliyadan. Bismişah… Allah Allah… Yedi kat yerde, yedi kat gökte,
arşta, kürşte, levhi kalemde, on sekiz bin alemde varlığını her nesneye
nakşeyleyen ve canilik üzerine değil, insana bahşeyleyen Hâk aşkına. Hâk cümle
canların dirliğini, birliğini daim eylesin. Onun düşünce ve felsefesinde
bulunan bir olalım, iri olalım, diri olalım düşüncesinde bütün canları aynı
kazanda harman eylesin. Onu aramızdan uğurluyoruz. Mekanı gök çadırlının
yanında daim olsun. Mekanı sevenlerinin gönlünde daim olsun. Onun bu uğurlama
merasimi, bu seramonisine katılan siz değerli canların attığı adım başına bin
bir sağlık, dirlik ve güzellik hanelerinize dolsun. Onu uğurluyoruz, onu
uğurluyoruz ama unutmak için değil, sadece ana kucağında uyutmak için
uğurluyoruz. Onunla her zaman muhabbet edeceğiz. Onunla her zaman sohbet
edeceğiz. Ona Hacıbektaş’ta güller yerine, türküler dökeceğiz, renkler
dökeceğiz. Onlarla toprağa vereceğiz. Hepinizin gül cemallerine aşk olsun. Hâk
cümle canların duvarından taş, gözünden yaş düşürmesin. Dil bizden, nutuk
sultanı evliyadan. Nuru nebi, keremi Ali, pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin
demi, devranı, yolu, erkânı yürüye. Gerçeğe hü… Mümine Ya Ali. Aşk olsun.
Uğurlar olsun. Aşk olsun, cümle canlar birliğinde, dirliğinde, dostluğunda,
kardeşliğinde daim olsun. Dünyada savaşlar ve silahlar sussun. Barış bütün
dünyaya hakim olsun." Diyerek sözlerini noktaladı.
Fikret OTYAM,
Hacıbektaş’ta sırlanmadan önce Ankara’da yapılacak tören için alkışlarla
cemevinden uğurlandı. Ardından cemevinde, can lokması verildi.
Metin
ÖZDEMİR
3 Ağustos 2015 Pazartesi
SELÇİK KÖYÜ'NDE SARI DEDE'Yİ ANMA ve KÜLTÜR FESTİVALİ
Yazar:
Metin Özdemir
Saat 18.00'de başlayan etkinliğe Sandıklı Kaymakamı Faik Arıcan, CHP Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal, CHP Afyonkarahisar İl, merkez ilçe ve Sandıklı İlçe başkanları ve yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü, sendika ve dernek temsilcisi katılım gösterdiler. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir mesaj göndererek, Selçik'lileri tebrik etti.
Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın okunmasından sonra, Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Ali Karamanav ve Selçik Köyü Muhtarı Veli İncekara'nın konuşmalarıyla başladı. Selçik Köyü Derneği Başkanı ve Selçik Köyü Muhtarı birlik ve beraberliğin önemine vurgu yaparlerken, ileriki yıllar içinde katılımcılara yeniden davette bulundular.
Festival Tertip Komitesi adına konuşma yapan Metin Özdemir; 2007 yılından bugüne kadar festival için emeklerini esirgemeyen Selçik Köyü halkı ve dernek yöneticilerine teşekkür ederek konuşmasına başladı. Özdemir " Bu yılki organizasyonun her aşamasında emek veren Selçik Köyü Gençliğine ve Selçik Köyü dostlarına teşekkür ediyorum. Dünyada yaşanan sorunları düşünen, ülke gündemini takip eden bizler, yerelde de Sandıklı'nın, Selçik Köyü'nün sorunlarını biliyoruz. Bu sorunları bildiğimiz gibi, güzelliklerimizi, değerlerimizi, kültürümüzü ve inancımızı yaşatmak içinde, gençlik olarak görev başındayız." diyerek konuşmasına devam etti.
Festivalde genç ozanlardan Deniz Poyraz, Ozan Yıldırım, İnci ve Mustafa Eroğlu sahne alarak türkülerini söylediler. Selçik Köyü Semah Ekibi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Sincan Şubesi Semah Ekibi semahlarını döndüler. Dede Mehmet Turan, Berivan Canbolat, Abdal - Haluk Tolga İlhan ve Oğuz Boran türküleriyle ve halaylarıyla davetlileri coşturdular. Saat 01.30'da yapılan teşekkür konuşmasıyla etkinlik son buldu.
11 Temmuz 2015 Cumartesi
SELÇİK KÖYÜ’NDE ANMA ve KÜLTÜR ETKİNLİĞİ
Yazar:
Metin Özdemir
Selçik Köyü Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından, Afyonkarahisar’ın Sandıklı
ilçesine bağlı Selçik Köyü’nde, derneğin 2007 yılındaki kuruluşundan bu yana
her yıl geleneksel olarak düzenlenen Sarı Dede’yi Anma Etkinliği, 1 Ağustos
2015 Cumartesi günü Saat: 18:00’de gerçekleştirilecek.
9.Geleneksel Sarı
Dede’yi Anma ve Kültür Festivali’nde; Abdal - Haluk Tolga İlhan, Oğuz Boran,
Berivan Canbolat, Dede Mehmet Turan, İnci ve Mustafa Eroğlu Kardeşler, Ozan Yıldırım
sahne alacaklar. Bu sanatçıların yanı sıra etkinlikte, Selçik Köyü Semah Ekibi
ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Sincan Şubesi Semah Ekibi’nin semah
erkânları yer alacak. Etkinliğe katılan canlara lokma (pilav) ikram edilecek.
Selçik Köyü Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin her yıl geleneksel olarak düzenlediği
etkinliğin organizasyonunu bu yıl Selçik Köyü gençleri üstlendi. Selçik Köyü
gençleri etkinliğin düzenlenmesini sağlayarak, köyün ve derneğin geleceği için birer
teminat olduklarını göstermek istiyorlar. Festival hazırlıklarına hız veren
gençler, köylüler ve dernek yöneticileriyle uyum içerisinde bu organizasyonu
gerçekleştirme çabasındalar.
Selçik Köyü’nde ilk
olarak 2007 yılında birlik ve dayanışma günü olarak yapılan Sarı Dede’yi Anma Etkinliği,
geleneksel olarak düzenlenmeye devam ediyor. Derneğin; köylüler arasındaki
birlik ve dayanışmayı güçlendirmek, canları bir araya getirmek için yola
çıktıkları bu süreçte, etkinliği ulusal bir boyuta taşımak gibi bir hedefi var.
Festival yapma
amaçlarının, köylerinde türbesi yer alan Anadolu erenlerinden Sarı Dede’yi anarak,
yüzyıllardan bu güne kadar taşıdıkları inançlarını, kültürlerini duyurmak ve
aralarındaki birlik ve dayanışmanın katlanmasını sağlamak olduklarını dile
getiriyorlar.
“Gelin canlar, 1
Ağustos’ta Selçik Köyü’nde buluşalım. Sarı Dede’de birlik olalım...” sloganıyla
tüm canları, 9.Geleneksel Sarı Dede’yi Anma ve Kültür Festivali’ne davet
ediyorlar.
Metin ÖZDEMİR
26 Mart 2015 Perşembe
YA LAİK EĞİTİM YA ASİMİLASYON
Yazar:
Metin Özdemir
Birileri Alevileri sürekli yanlış anlıyor. Aleviler tüm örgütsel yapısı ile birlikte, hep laik sistemi savunmuştur. Sadece Alevilerin değil, toplumun bütün bileşenleri adına da laik eğitim için mücadele etmeye devam etmekteler. Aleviler eğitimde, hukukta ve sosyal yaşamda hep laikliği özlediler, düşlediler, istediler... İlkelerinde, yasalarında laik yazsa da gerçekte laik olmayan devlet, Alevilerin ve toplumun demokrat paydalarının laiklik taleplerine her dönemde kulak tıkamıştır. Devletin Alevileri yanlış anladığı kadar, bazı Alevilerde demekki bu talepleri yanlış algılamış! Yada anlamak istemiyorlar...
Eğitimin laik olmasından , din derslerinin zorunlu olmasının yanlış olduğundan söz eden Aleviler adına, Alevi adıyla bilinen "özel statülü lise" sıfatıyla bir "Alevi lisesi" açılması umut verici bir proje değildir. Aksine asimilasyonun bir başka ayağıdır.
Hükümetin Alevi açılımı sürecinde bir tabelayla Hacı Bektaş Veli adını Nevşehir Üniversitesi'ne bahşetmesi gibi, bu lise projesinde de "Hacı Bektaş Veli Lisesi" adı verilerek, Hünkar'ın adıyla yeni bir aldatmaca ve algı oluşturma peşine düşüldü.
Her fırsatta "Devletin Alevisi Olmayacağız" diyen Aleviler öğretilerini, devletin bir kurumunun ellerine teslim etmeyeceklerdir. İstanbul'da temeli atılan bu, "özel statülü" Alevi lisesinde Alevi inanç önderi yetiştirileceği müjdesi Milli Eğitim Bakanı tarafından verilmiştir! Ama Alevilerin devletin yetiştireceği, sistemin bir parçası olan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını bu topraklarda yüzyıllardır yok sayan düzenin yetiştireceği dedelere ihtiyacı yoktur.
Aleviler devletin inançlar üzerinden elini çekmesini istiyor. Bu yüzdendir ki ağırlıklı olarak dini eğitimin verildiği imam-hatiplere karşı çıktıkları gibi, Alevi lisesine de karşı olmak laikliğe inananların ve en başta Alevilerin görevidir.
Alevi lisesinin oluşumunda her türlü ortaklık içerisinde olanlar bu işten sorumludur. Alevilerin asimilasyonuna çanak tutanlar ancak bu toplum yok olma noktasına getirildiği zaman anlayacaktır yapılan yanlışı. Bu toplum artık yeni Hızır Paşa'lar istemiyor...
Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet'in kaldırılması gibi... Alevilerin çoğunluğunun aynı düşüncede olduğu konularda hiç bir çabası olmayan yöneticiler, konu Alevilerin asimilasyonu olunca yöneticisiyle, bürokratıyla tam kadro hazır oluyor ne hikmetse...
Aleviler, Alevi örgütleri bu projeye karşı çıkmalıdır. Bu projede Ankara'da uygulanmaya çalışılan cami-cemevi projesi kadar tehlikeli bir adımdır. Dün cami-cemevi yapmaya çalışanlar yarın bu okullarda "imam-dede" yetiştireceğiz derlerse o zaman hiç şaşırmayalım. Cami-cemevi denilen yere belki kimse gitmeyecektir. Ama bu okulda yüzlerce genç öğrenci yerleştirilecek ve sonunda da inanç önderi olarak topluma yansıtılacak! Okulların amacı ne imam, nede dede yetiştirmek olmamalıdır. Kendi bağnaz anlayışlarını, Emevi İslam zihniyetini, Alevilik-Bektaşilik olarak gençlere aşılayacakları Alevi lisesi kanalıyla, bu topraklarda yeni bir Alevilik yaratmak istiyorlar. Aleviliği yok etmeye ve yeniden tasarlamaya ne bu sistemin nede sistemin yağdanlığı kurumların gücü yetmez.
Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin deyişiyle, "Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır..." Aleviler Hünkarın ışığında, izinde olacaklar. Okullarda bilimi öğrenmek, dergahlarda yolu sürdürmek için direnecek, mücadele edeceklerdir. Kendi dini eğitimlerini ailelerinden alarak, devletin yani egemenlerin istediği gibi değil, bu coğrafyada yüzyıllardır baş eğmeden yaşadıkları gibi inançlarını kültürlerini dupduru, turnalar gibi semah döne döne, Ali Ali diye çağırarak yaşamaya devam edecekler.
Demokratik kurumlarımızdan, inanç önderlerimize kadar yola revan olanlar, Alevilerin her türlü asimilasyonuna karşı durdukları gibi bu projeye de karşı durmalıdır.
Aşk ile...
Metin ÖZDEMİR
22 Mart 2015 Pazar
ŞİFALI FRİGYADA BİR HÜDAİ
Yazar:
Metin Özdemir
Çocuğu olmayan kişilerin gelerek, dilek dileyip Hüdai'ye bağlanmalarından sonra olan erkek çocuklara Hüdai Dede'nin adı olarak bilinen, Hidayet adı verilir. Kız çocuklarına ise Ülfet adı konur. Evlatları dünyaya gelen aileler kaplıcaya gelerek burada adak-kurban keserler. Sandıklı yöresinde Hüdai Dede'nin toplum üzerinde büyük etkisi vardır. Yaşamı hakkında kesin bilgiler olmayan Hüdai Dede'nin mezarının yeri de bilinmemektedir.
Rivayet odur ki; Hüdai Baba çocuk yaşta iken annesi Hakka yürür. Babası sonra başka bir kadınla evlenince, eşi bu çocuğun yanlarında kalmasını istemez. Bunun üzerine babası, daha küçük yaşta olan Hüdai'yi, şifalı suları ve şifalı çamuruyla ünlü olan şimdiki kaplıcanın bulunduğu yere bırakır gider. Babası onu buraya bırakıp gittiğinde Hüdai'nin ağzı, yüzü yaralar içindedir. Buradaki suyla ve toprakla oynarken oluşan çamurdan ağzına, yüzüne sürer ve yaraları birden bire iyileşir.
Efsane olarak anlatılan bu olayda, şifalı kaplıcanın suyu ve çamuruyla iyileşen Hüdai Dede'nin burada mekan kurarak Hak ile haldaş olduğu anlatılır. Hüdai Dede'nin kerametiyle buradaki suyun ve çamurun şifa kaynağı haline geldiği anlatılmaktadır.
Özellikle Alevi-Bektaşi inancına bağlı olarak yaşayan canların buraya gelerek, Hüdai Dede'nin nazarında Hak erenlere saygı gösterdikleri görülmektedir. Anlatıla gelen bu söylenceler, toplumun bir zenginliği olarak inanç ve itikat yönünden yola bağlı olan canların dillerinde, gönüllerinde seyran eder.
Erenlerin himmetiyle. Hüdai Dede'nin ışığı üzerinize olsun.
Aşk ile...
Kaynak: Ali Özdemir, Selçik Köyü, 1948 doğumlu, Çiftçi
Metin ÖZDEMİR
13 Şubat 2015 Cuma
SÜREKLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE YOLUN BİRLİĞİ
Yazar:
Metin Özdemir
Birlik Alevi toplumunun her dönemde ihtiyaç duyduğu, ulaşmak için çaba gösterdiği fakat hep engellemelerle karşılaştığı bir olgudur. Tarih boyunca Alevi toplumu, hep karşısında olduğu siyasi iktidarların gücüyle birleşen, toplum baskısıyla parçalanmaya çalışılmıştır. Alevilerin birliği bu koşullarında etkisiyle hep engellenmiştir. Günümüzde de bu böyle devam etmekte...
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında yaygın olarak kullanılan "Yol bir, sürek binbir..." sözü Aleviliğin birliğini ifade etmek için kullanılan bir deyimdir. Alevi öğretisindeki çeşitlilik, bu yolun zenginliğini gösterir. Alevilik yolunun içerisinde ise çokça sürek bulunduğunu biliyoruz. Bu süreklerin varlığı yolu bölmez. Doğru noktalarda ve aynı hedefler için birleşildiğinde inancı ve yolu dahada güçlendirir. Alevilikte inanç temelinde aynı olan kurallar sosyal ve coğrafi koşullara göre değişiklik gösterdiği için dışarıdan farklıymış gibi algılanabilir. Ama Aleviliğin temel taşları arasında "Hak Muhammet Ali yolu" birdir.
Yol içerisindeki süreklerin çeşitliliği ocak temeline dayanır. Ocaklardaki Pir-mürşit-dede-talip ilişkisi farklı sürekler ve oymaklar meydana getirmiştir. Her ocak kendi dede-talip topluluğu içerisinde geçmişten süzülerek gelenekselleşen ve bugünlere ulaştırılan ritüelleri uygulamıştır. Yörelere göre değişklik gösterebilen bu kurallar süreklerin çeşitli olmasının önünü açmıştır. Sürek farklılıkları yolda ayrılığı değil, bütünlük içerisinde küçük farklılıkları içinde barındırır. Her ocak yada sürek kendi yapısı içinde bugünlere ulaşmıştır.
Alevi adı altında birleşen Kızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Çepni, Türkmen gibi adlarla anılan toplumumuz aynı yol etrafında farklı kimliklerle anılmaktadır. "Farklılığımız zenginliğimizdir" söylemiyle Alevi toplumu, Anadolu coğrafyasında hep bir zenginlik, bir kültür, bir yaşam biçimi olarak sunulmaya çalışılmıştır. Aleviliğin tek başına bir inanç olduğu, böylelikle göz ardı edilerek yok sayılmıştır.
Alevilerin içerisinde farklı uygulamalar olsa da, temel olarak birbirlerine uzak görüşte değillerdir. Balkanlardaki Bektaşiler'den, Anadolu'daki Kızılbaş topluluklarına ve Mezopotamya'ya kadar uzanan coğrafyada Yaresanlar ve Ehli Haklar gibi batıni inançları da içinde barındıran Alevilik özde ve gönülde Alevilere hep aynı duyguları hissettirmiş, aynı dili konuşturmuştur. Bizler bu yüzden "binbir" süreğimizi zenginlik olarak görmeliyiz. Alevi toplumunun içerisindeki farklılık gösteren uygulamaları öncelikle bütün Alevilerin sahiplenmesi gerekir. Cemdeki uygulanan oniki hizmetten, dar ve Hakka yürüme erkânına kadar nerede uygulanırsa uygulansın bütün ritüeller tüm Aleviler'den izler taşır ve Alevilik'te izler bırakır.
Örneğin musahipliği ele aldığımızda; koşullar ne olursa olsun musahipli olan canları eleştirmek yada musahibi olmayan talipleri musahip tutmamakla eleştirmek doğru bir yaklaşım olamaz. Çünkü bu Aleviliğin sevgi ve hoşgörüye dayanan felsefesine sığan bir davranış değildir. Oniki hizmette yapılan görevleri birbiriyle kıyaslamak ve eleştirmek ise sadece toplumumuza zarar verir. Bu tür yaklaşımlardan kimseye fayda gelmez.
Son dönemlerde Aleviliğin ve Alevilerin birliği konu edildiğinde aklımıza gelen, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy'un önderliğinde başlatılan "Dergâh'ta Birlik" Aleviliğin birliği noktasında atılmış en önemli adımlardan birisidir. Geçtiğimiz günlerde asılsız bir şekilde Serçeşme'nin eleştirilmesi sadece Dergah'ta Birlik oluşumuna yapılan bir eleştiri değildir. Aleviliğin ve Alevilerin birliğine karşı yapılmış birer eleştiridir.
Dergâh'ta Birlik çalışmasının amacı; Serçeşme etrafında toplanılabildiğini göstererek, Alevilerin bir olduğunu, aslında söylenildiği gibi olmadığını yansıtmaktır. Muhattap bulamıyoruz diyenlere biz burdayız diyebilmektir. Dergah'ta Birlik toplantılarına katılan tüm ocak ve dergâhlar yine kendi hizmetlerine aynı şekilde devam edecektir. Bu yola düşenlerin amacı; söndürülmeye çalışılan küllenmeye yön tutmuş bütün dergâhlarımızın ateşini yeniden alevlendirmektir. Alevilerin bir ve birlik olduğunu göstermek için çıkılan bu yolda karınca misali hizmet eden canlara ve buna vesile olan pirlerimize, mürşitlerimize, dedelerimize, analarımıza saygı duymak ve desteklemek gerekir. Herkesi ve herşeyi özgürce eleştirmek elbette hakkımızdır ama elimizi vicdanımıza koyarak, kimseye haksızlık etmeden.
Alevilerin birliğini engellemek için Selçuklu'da ve Osmanlı'da oynanan oyunlar bugünde kurnazlıkla uygulanmaya çalışılıyor. İktidarlar kendi elleriyle Alevi kurumları açtırarak onları finanse ettiler ve ediyorlar. Bugünde yaptıkları sözde Alevi açılımları için kendi muhattaplarını kendileri oluşturmak istiyorlar. Devlet eliyle kurdurulan, üyesi bile olmayan bilinmedik dernekler, vakıflar ve hatta federasyonlar açtırarak kendi Alevi'sini ve Alevi kurumlarını oluşturmayı da başarıyorlar. Bu gücün karşısında ise bizlere düşen kendi örgütlülüğümüze ve ocaklarımıza, dergâhlarımıza sahip çıkmaktır. Bitmek tükenmek bilmeyen bütün kaynakları kullanarak, kendi Alevi'sini yaratmaya çalışanların karşısında yolun birliği ve devamlılığı için elimizden geleni yapmamız gerekir. Dışarıda mücadele edeceğimiz çok şey varken, içimizde kavga etmeyi artık bırakmalıyız.
"Yolumuz bir, süreğimiz binbir" deyip dururken, birde bakarız ki yol bölük bölük olmuş. Bu sebeple, "Yol cümleden uludur..." Yolu yaşatmak adına elini taşın altına koyan kurumlara ve yol önderlerimize destek olmamız, yanlarında olmamız gerekir.
"Gönül kalsın, yol kalmasın..." sözü yolu doğru sürebilmek içindir. Yolu doğru sürenlere ve yol için, yolun birliği için mücadele verenlere aşk olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















