26 Mart 2015 Perşembe

YA LAİK EĞİTİM YA ASİMİLASYON


Ya Laik Eğitim Ya Asimlasyon - Metin Özdemir

   Birileri Alevileri sürekli yanlış anlıyor. Aleviler tüm örgütsel yapısı ile birlikte, hep laik sistemi savunmuştur. Sadece Alevilerin değil, toplumun bütün bileşenleri adına da laik eğitim için mücadele etmeye devam etmekteler. Aleviler eğitimde, hukukta ve sosyal yaşamda hep laikliği özlediler, düşlediler, istediler... İlkelerinde, yasalarında laik yazsa da gerçekte laik olmayan devlet, Alevilerin ve toplumun demokrat paydalarının laiklik taleplerine her dönemde kulak tıkamıştır. Devletin Alevileri yanlış anladığı kadar, bazı Alevilerde demekki bu talepleri yanlış algılamış! Yada anlamak istemiyorlar...

   Eğitimin laik olmasından , din derslerinin zorunlu olmasının yanlış olduğundan  söz eden Aleviler adına, Alevi adıyla bilinen "özel statülü lise" sıfatıyla bir "Alevi lisesi" açılması umut verici bir proje değildir. Aksine asimilasyonun bir başka ayağıdır.

   Hükümetin Alevi açılımı sürecinde bir tabelayla Hacı Bektaş Veli adını Nevşehir Üniversitesi'ne bahşetmesi gibi, bu lise projesinde de "Hacı Bektaş Veli Lisesi" adı verilerek, Hünkar'ın adıyla yeni bir aldatmaca ve algı oluşturma peşine düşüldü.

   Her fırsatta "Devletin Alevisi Olmayacağız" diyen Aleviler öğretilerini, devletin bir kurumunun ellerine teslim etmeyeceklerdir. İstanbul'da temeli atılan bu, "özel statülü" Alevi lisesinde Alevi inanç önderi yetiştirileceği müjdesi Milli Eğitim Bakanı tarafından verilmiştir! Ama Alevilerin devletin yetiştireceği, sistemin bir parçası olan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını bu topraklarda yüzyıllardır yok sayan düzenin yetiştireceği dedelere ihtiyacı yoktur.

   Aleviler devletin inançlar üzerinden elini çekmesini istiyor. Bu yüzdendir ki ağırlıklı olarak dini eğitimin verildiği imam-hatiplere karşı çıktıkları gibi, Alevi lisesine de karşı olmak laikliğe inananların ve en başta Alevilerin görevidir.

   Alevi lisesinin oluşumunda her türlü ortaklık içerisinde olanlar bu işten sorumludur. Alevilerin asimilasyonuna çanak tutanlar ancak bu toplum yok olma noktasına getirildiği zaman anlayacaktır yapılan yanlışı. Bu toplum artık yeni Hızır Paşa'lar istemiyor...

Ya Laik Eğitim Ya Asimlasyon - Metin Özdemir

   Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet'in kaldırılması gibi... Alevilerin çoğunluğunun aynı düşüncede olduğu konularda hiç bir çabası olmayan yöneticiler, konu Alevilerin asimilasyonu olunca yöneticisiyle, bürokratıyla tam kadro hazır oluyor ne hikmetse...

   Aleviler, Alevi örgütleri bu projeye karşı çıkmalıdır. Bu projede Ankara'da uygulanmaya çalışılan cami-cemevi projesi kadar tehlikeli bir adımdır. Dün cami-cemevi yapmaya çalışanlar yarın bu okullarda "imam-dede" yetiştireceğiz derlerse o zaman hiç şaşırmayalım. Cami-cemevi denilen yere belki kimse gitmeyecektir. Ama bu okulda yüzlerce genç öğrenci yerleştirilecek ve sonunda da inanç önderi olarak topluma yansıtılacak! Okulların amacı ne imam, nede dede yetiştirmek olmamalıdır. Kendi bağnaz anlayışlarını, Emevi İslam zihniyetini, Alevilik-Bektaşilik olarak gençlere aşılayacakları Alevi lisesi kanalıyla, bu topraklarda yeni bir Alevilik yaratmak istiyorlar. Aleviliği yok etmeye ve yeniden tasarlamaya ne bu sistemin nede sistemin yağdanlığı kurumların gücü yetmez.

   Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin deyişiyle, "Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır..." Aleviler Hünkarın ışığında, izinde olacaklar. Okullarda bilimi öğrenmek, dergahlarda yolu sürdürmek için direnecek, mücadele edeceklerdir. Kendi dini eğitimlerini ailelerinden alarak, devletin yani egemenlerin istediği gibi değil, bu coğrafyada yüzyıllardır baş eğmeden yaşadıkları gibi inançlarını kültürlerini dupduru, turnalar gibi semah döne döne, Ali Ali diye çağırarak yaşamaya devam edecekler.

   Demokratik kurumlarımızdan, inanç önderlerimize kadar yola revan olanlar, Alevilerin her türlü asimilasyonuna karşı durdukları gibi bu projeye de karşı durmalıdır.

   Aşk ile...
Ya Laik Eğitim Ya Asimlasyon - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR





22 Mart 2015 Pazar

ŞİFALI FRİGYADA BİR HÜDAİ


Şifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin Özdemir

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesi'nde, Hüdai Kaplıcaları olarak bilinen mevkide yaşadığı bilinen Hüdai Dede'nin, kaplıcaya adını verdiği veya kaplıcanın adıyla anıldığı bilinmektedir. Hüdai; yöre halkının dilinde Hüzayi olarak adlandırılır. Hüdai Kaplıcaları, Friglerden bugüne kadar şifa dağıtmaya devam etmektedir.

   Çocuğu olmayan kişilerin gelerek, dilek dileyip Hüdai'ye bağlanmalarından sonra olan erkek çocuklara Hüdai Dede'nin adı olarak bilinen, Hidayet adı verilir. Kız çocuklarına ise Ülfet adı konur. Evlatları dünyaya gelen aileler kaplıcaya gelerek burada adak-kurban keserler. Sandıklı yöresinde Hüdai Dede'nin toplum üzerinde büyük etkisi vardır. Yaşamı hakkında kesin bilgiler olmayan Hüdai Dede'nin mezarının yeri de bilinmemektedir.

   Rivayet odur ki; Hüdai Baba çocuk yaşta iken annesi Hakka yürür. Babası sonra başka bir kadınla evlenince, eşi bu çocuğun yanlarında kalmasını istemez. Bunun üzerine babası, daha küçük yaşta olan Hüdai'yi, şifalı suları ve şifalı çamuruyla ünlü olan şimdiki kaplıcanın bulunduğu yere bırakır gider. Babası onu buraya bırakıp gittiğinde Hüdai'nin ağzı, yüzü yaralar içindedir. Buradaki suyla ve toprakla oynarken oluşan çamurdan ağzına, yüzüne sürer ve yaraları birden bire iyileşir.

   Efsane olarak anlatılan bu olayda, şifalı kaplıcanın suyu ve çamuruyla iyileşen Hüdai Dede'nin burada mekan kurarak Hak ile haldaş olduğu anlatılır. Hüdai Dede'nin kerametiyle buradaki suyun ve çamurun şifa kaynağı haline geldiği anlatılmaktadır.

   Özellikle Alevi-Bektaşi inancına bağlı olarak yaşayan canların buraya gelerek, Hüdai Dede'nin nazarında Hak erenlere saygı gösterdikleri görülmektedir. Anlatıla gelen bu söylenceler, toplumun bir zenginliği olarak inanç ve itikat yönünden yola bağlı olan canların dillerinde, gönüllerinde seyran eder.

   Erenlerin himmetiyle. Hüdai Dede'nin ışığı üzerinize olsun.

   Aşk ile...

Kaynak: Ali Özdemir, Selçik Köyü, 1948 doğumlu, Çiftçi


Şifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin ÖzdemirŞifalı Frigya'da Bir Hüdai - Metin Özdemir

Metin ÖZDEMİR





13 Şubat 2015 Cuma

SÜREKLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE YOLUN BİRLİĞİ

Süreklerin Çeşitliliği ve Yolun Birliği - Metin ÖZDEMİR

   Birlik Alevi toplumunun her dönemde ihtiyaç duyduğu, ulaşmak için çaba gösterdiği fakat hep engellemelerle karşılaştığı bir olgudur. Tarih boyunca Alevi toplumu, hep karşısında olduğu siyasi iktidarların gücüyle birleşen, toplum baskısıyla parçalanmaya çalışılmıştır. Alevilerin birliği bu koşullarında etkisiyle hep engellenmiştir. Günümüzde de bu böyle devam etmekte...

   Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında yaygın olarak kullanılan "Yol bir, sürek binbir..." sözü Aleviliğin birliğini ifade etmek için kullanılan bir deyimdir. Alevi öğretisindeki çeşitlilik, bu yolun zenginliğini gösterir. Alevilik yolunun içerisinde ise çokça sürek bulunduğunu biliyoruz. Bu süreklerin varlığı yolu bölmez. Doğru noktalarda ve aynı hedefler için birleşildiğinde inancı ve yolu dahada güçlendirir. Alevilikte inanç temelinde aynı olan kurallar sosyal ve coğrafi koşullara göre değişiklik gösterdiği için dışarıdan farklıymış gibi algılanabilir. Ama Aleviliğin temel taşları arasında "Hak Muhammet Ali yolu" birdir.

   Yol içerisindeki süreklerin çeşitliliği ocak temeline dayanır. Ocaklardaki Pir-mürşit-dede-talip ilişkisi farklı sürekler ve oymaklar meydana getirmiştir. Her ocak kendi dede-talip topluluğu içerisinde geçmişten süzülerek gelenekselleşen ve bugünlere ulaştırılan ritüelleri uygulamıştır. Yörelere göre değişklik gösterebilen bu kurallar süreklerin çeşitli olmasının önünü açmıştır. Sürek farklılıkları yolda ayrılığı değil, bütünlük içerisinde küçük farklılıkları içinde barındırır. Her ocak yada sürek kendi yapısı içinde bugünlere ulaşmıştır.

   Alevi adı altında birleşen Kızılbaş, Bektaşi, Tahtacı, Çepni, Türkmen gibi adlarla anılan toplumumuz aynı yol etrafında farklı kimliklerle anılmaktadır. "Farklılığımız zenginliğimizdir" söylemiyle Alevi toplumu, Anadolu coğrafyasında hep bir zenginlik, bir kültür, bir yaşam biçimi olarak sunulmaya çalışılmıştır. Aleviliğin tek başına bir inanç olduğu, böylelikle göz ardı edilerek yok sayılmıştır.

   Alevilerin içerisinde farklı uygulamalar olsa da, temel olarak birbirlerine uzak görüşte değillerdir. Balkanlardaki Bektaşiler'den, Anadolu'daki Kızılbaş topluluklarına ve Mezopotamya'ya kadar uzanan coğrafyada Yaresanlar ve Ehli Haklar gibi batıni inançları da içinde barındıran Alevilik özde ve gönülde Alevilere hep aynı duyguları hissettirmiş, aynı dili konuşturmuştur. Bizler bu yüzden "binbir" süreğimizi zenginlik olarak görmeliyiz. Alevi toplumunun içerisindeki farklılık gösteren uygulamaları öncelikle bütün Alevilerin sahiplenmesi gerekir. Cemdeki uygulanan oniki hizmetten, dar ve Hakka yürüme erkânına kadar nerede uygulanırsa uygulansın bütün ritüeller tüm Aleviler'den izler taşır ve Alevilik'te izler bırakır.

   Örneğin musahipliği ele aldığımızda; koşullar ne olursa olsun musahipli olan canları eleştirmek yada musahibi olmayan talipleri musahip tutmamakla eleştirmek doğru bir yaklaşım olamaz. Çünkü bu Aleviliğin sevgi ve hoşgörüye dayanan felsefesine sığan bir davranış değildir. Oniki hizmette yapılan görevleri birbiriyle kıyaslamak ve eleştirmek ise sadece toplumumuza zarar verir. Bu tür yaklaşımlardan kimseye fayda gelmez.

   Son dönemlerde Aleviliğin ve Alevilerin birliği konu edildiğinde aklımıza gelen, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy'un önderliğinde başlatılan "Dergâh'ta Birlik" Aleviliğin birliği noktasında atılmış en önemli adımlardan birisidir. Geçtiğimiz günlerde asılsız bir şekilde Serçeşme'nin eleştirilmesi sadece Dergah'ta Birlik oluşumuna yapılan bir eleştiri değildir. Aleviliğin ve Alevilerin birliğine karşı yapılmış birer eleştiridir.

   Dergâh'ta Birlik çalışmasının amacı; Serçeşme etrafında toplanılabildiğini göstererek, Alevilerin bir olduğunu, aslında söylenildiği gibi olmadığını yansıtmaktır. Muhattap bulamıyoruz diyenlere biz burdayız diyebilmektir. Dergah'ta Birlik toplantılarına katılan tüm ocak ve dergâhlar yine kendi hizmetlerine aynı şekilde devam edecektir. Bu yola düşenlerin amacı; söndürülmeye çalışılan küllenmeye yön tutmuş bütün dergâhlarımızın ateşini yeniden alevlendirmektir. Alevilerin bir ve birlik olduğunu göstermek için çıkılan bu yolda karınca misali hizmet eden canlara ve buna vesile olan pirlerimize, mürşitlerimize, dedelerimize, analarımıza saygı duymak ve desteklemek gerekir. Herkesi ve herşeyi özgürce eleştirmek elbette hakkımızdır ama elimizi vicdanımıza koyarak, kimseye haksızlık etmeden.

   Alevilerin birliğini engellemek için Selçuklu'da ve Osmanlı'da oynanan oyunlar bugünde kurnazlıkla uygulanmaya çalışılıyor. İktidarlar kendi elleriyle Alevi kurumları açtırarak onları finanse ettiler ve ediyorlar. Bugünde yaptıkları sözde Alevi açılımları için kendi muhattaplarını kendileri oluşturmak istiyorlar. Devlet eliyle kurdurulan, üyesi bile olmayan bilinmedik dernekler, vakıflar ve hatta federasyonlar açtırarak kendi Alevi'sini ve Alevi kurumlarını oluşturmayı da başarıyorlar. Bu gücün karşısında ise bizlere düşen kendi örgütlülüğümüze ve ocaklarımıza, dergâhlarımıza sahip çıkmaktır. Bitmek tükenmek bilmeyen bütün kaynakları kullanarak, kendi Alevi'sini yaratmaya çalışanların karşısında yolun birliği ve devamlılığı için elimizden geleni yapmamız gerekir. Dışarıda mücadele edeceğimiz çok şey varken, içimizde kavga etmeyi artık bırakmalıyız.

   "Yolumuz bir, süreğimiz binbir" deyip dururken, birde bakarız ki yol bölük bölük olmuş. Bu sebeple, "Yol cümleden uludur..." Yolu yaşatmak adına elini taşın altına koyan kurumlara ve yol önderlerimize destek olmamız, yanlarında olmamız gerekir.

   "Gönül kalsın, yol kalmasın..." sözü yolu doğru sürebilmek içindir. Yolu doğru sürenlere ve yol için, yolun birliği için mücadele verenlere aşk olsun...


Süreklerin Çeşitliliği ve Yolun Birliği - Metin ÖZDEMİR

Metin ÖZDEMİR






4 Aralık 2014 Perşembe

ANTALYA ABDAL MUSA DERNEĞİ'NDEN PANEL VE MUHABBET

Antalya Abdal Musa Derneği'nden Panel ve Muhabbet - Metin ÖZDEMİR

   Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği tarafından 29 Kasım 2014 Cumartesi akşamı Saat 19:30'da Antalya HBVAKV Cemevi'nde panel ve muhabbet düzenlendi.

   Serçeşme Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Koçak'ın konuşmacı olarak katıldığı panel, muhabbet ortamında sıcak ve samimi bir şekilde geçti. Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça'nın moderatörlüğünde, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Tufan Eroğlu'nun da katıldığı panelde, Abdal Musa Derneği zakirleri Süleyman Demir ve Sefa Küçük canlar deyişleri Ahmet Koçak ile birlikte seslendirdiler. Gahi saz, gahi sözle devam eden etkinliğe katılan canların sorularıyla renklendi.

   Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça; canlarla bu tür etkinliklerde beraber olmaya devam edeceklerini dile getirdi. HBVAKV Antalya Şube Başkanı Tufan Eroğlu; Alevilerin sorunlarıyla ilgili konularda ve 12 Ekim Ankara mitingine yönelik değerlendirmelerde bulundu.


Antalya Abdal Musa Derneği'nden Panel ve Muhabbet - Metin ÖZDEMİR

   Panelde Alevilerin örgütlü mücadelesi, inançsal değerler ve Alevilerin sorunlarına ilişkin güncel konularda bilgiler verildi. Başbakan'ın Hacıbektaş ve Dersim'de yaptığı konuşmaların eleştirilerinin yapıldığı panelde Serçeşme Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Koçak; "Dergah'ta Birlik" ve Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı'nın çalışmaları hakkında bilgiler verdi.

   Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça etkinliğe katılan canlara ve ev sahipliğinden dolayı Antalya Cemevi yöneticilerine teşekkür etti. 13 Aralık'ta Antalya Cemevi'nde Hüseyin Keskin Dede'nin yürüteceği ceme ve 27 Aralık'ta Gani Pekşen'in katılacağı programa canları davet etti. Serçeşme Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Koçak'ın kitaplarını imzalamasının ardından panel 23:00'da sona erdi.


Antalya Abdal Musa Derneği'nden Panel ve Muhabbet - Metin ÖZDEMİR


Metin ÖZDEMİR

 





25 Kasım 2014 Salı

KEPEZ'DE AŞURE LOKMASI

Kepez'de Aşure Lokması - Metin ÖZDEMİR

   Alevi Kültür Dernekleri Antalya Kepez Şubesi'nin aşure etkinliği 16 Kasım 2014 Pazar günü Kepez İsmet İnönü Parkı'nda düzenlendi. Halk Derneği'nin de katkı sunduğu etkinliğe Belediye meclis üyeleri, Alevi kurumlarının başkan ve yöneticileri ile davetli canlar katıldı.

   Başlangıcında deyişlerin seslendirildiği etkinlikte açılış konuşmasını yapan Alevi Kültür Dernekleri Kepez Şube Başkanı Abidin Özkan aşure etkinliğine katılan ve derneklerine katkı sunan canlara teşekkür etti. Aşurelerini sadece canların kendi katkılarıyla kaynattıklarına dikkat çekti.

   Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı Ali Aktaş ise yaptığı konuşmasında aşure gününün önemine ve Alevi toplumunun sorunlarına değindi.

   Antalya Alevi Gençlik Platformu Semah Ekibi'nin genç semahçılarının döndüğü semahlar aşk ile izlendi. Semahların ardından Hüseyin Gazi Metin Dede'nin aşure gülbengini çekmesiyle birlikte lokmalar canlara sunuldu.

   Aşure etkinliğinde "Cemevleri ibadet yerlerimizdir" pankartı ile cemevleri mücadelesinin önemine vurgu yapıldı. Alevi Kültür Dernekleri Kepez Şubesi olarak geleneksel hale getirdikleri aşure etkinliğini her yıl tekrarlayacaklarını dile getirdiler.

Kepez'de Aşure Lokması - Metin ÖZDEMİR

Metin ÖZDEMİR





KONYAALTI'NDA GELENEKSEL AŞURE GÜNÜ

Konyaaltı'nda Geleneksel Aşure Günü - Metin ÖZDEMİR

   Antalya Konyaaltı Belediyesi ve Alevi Kültür Dernekleri Konyaaltı Şubesi tarafından birlikte düzenlenen 5. Geleneksel Aşure Etkinliği 16 Kasım 2014 Pazar günü Konyaaltı Kent Meydanı'nda gerçekleştirildi. 

   Konyaaltı Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve Belediye Meclis Üyeleri ile birlikte, Alevi Kültür Dernekleri Konyaaltı Şubesi Başkanı Tahsin Akpınar ve dernek yöneticileri etkinliğe katılan canlara aşure dağıttılar. 

   Aşure günü etkinliğinde zakirler deyişlerini seslendirirken, Antalya Alevi Gençlik Platformu Semah Ekibi'de sahne aldı.

   Konyaaltı'nda beş yıldır geleneksel hale getirileren aşure lokmasına çok sayıda can katıldı. Konyaaltı Belediyesi ve Alevi Kültür Dernekleri Konyaaltı Şubesi yetkilileri etkinliğe katılan canlara teşekkürlerini sundular.


Metin ÖZDEMİR

TAHRİK EDEN ALEVİLER

Tahrik Eden Aleviler - Metin ÖZDEMİR / Oniki Gazetesi

   Alevilere yapılan saygısızlıklara her gün bir yenisi daha ekleniyor. Bu yüzden gün geçmeden bir tehdide, saldırıya ve işaretlemeye maruz kalmamız normal bir durummuş gibi algılanmaya devam ediyor. Nedense hep "suçlu" yine Alevi olan ve Aleviler oluyor. Saldıran, tehdit eden yada zarar veren başkası ne hikmetse "tahrik eden" Aleviler. Geçmişte bunun örneklerine çok sık rastlandığı gibi, Aleviler yine "ötekileri tahrik etmeye" devam ediyor.

   Bu günlerde Aleviler olarak yaşadığımız en güncel örnek; Erzurum'da bir Alevi derneği tarafından canların bir araya getirilerek cem yaptıkları sırada yaşanıyor. Erzurum Merkez'de cemevi olmadığı için, Erzurum Büyükşehir Belediyesi'nin bir spor salonu yer olarak seçilmiş. Ülkemizin bazı yerlerinde de olduğu gibi, Erzurum'da da bir araya gelip cem yapacak yerleri olmayan Aleviler, mecburen belediyeye ait bir hizmet binasında cemlerini yapmak mecburiyetinde kalıyorlar. Fakat olaylar tabiki bu kadarla da kalmıyor...

   Cem birlenen salonda, gönülleri birleyen ve merkezine insanı koyan bir inancın sahipleri yoktur sadece. Belediyenin bir binası olması itibariyle salonda belediye personeli de bulunuyor. Yüzlerce yıldır gerek siyasi erklerin, gerekse toplumun kötü niyetli kesimleri tarafından atılan iftiralardan beslenen kişiler yine geçmişte olduğu gibi zihnindeki düşünceleri dışa vururlar. Cem sırasında çerağlar uyarılırken, salonun ışıklarını kapatmak Alevilere yapılan iftiraların ve halen yapılmak istenen karalamaların asırlardır son bulmadığının, bizim için çok fazla bir şeyin değişmediğinin bir göstergesidir.

   Bu yaşanan olay, Erzurum'da değilde, ülkenin başka bir yerinde de yaşanabilir. Çünkü bu zihniyetin memleketi, mekanı, zamanı yok. Çünkü bunların beslendikleri noktalar belli. Bu olayın spor salonunda gerçekleşmesi de önemli değil. Başka bir mekanda da bu saygısızlık yapılabilirdi. Bizler, bizden başkasına ve bizi bilmeyenlere, bu inancı, bu öğretiyi anlamayanlara muhtaç kaldıkça, muhtaç bırakıldıkça buna benzer olumsuzlukları her zaman, her yerde yaşarız.

   Yüzyıllardır bize attıkları "mum söndü" iftirasını burada onlara anlatmaya çalışmayacağız tabi. Çünkü herkes baktığı yerden görür. Zihinlerindeki karanlık düşüncelerini asla bize kabul ettiremeyecekleri için hep karalama ve iftira atmaya devam edecekler. Onlar bizim için "o kapının itleridir" Ama Pir Sultan'ın dediği gibi "bizim derdimiz kapı itleriyle değil, o kapının kendisiyledir.

   Aleviler daha henüz terk-i diyar edip köylerinden, yurtlarından kentlere göç eylemeden önce, cemlerini gizli yapıyordu. Nüfusunun tamamı Alevi olan köylerde bile hem devlet-asker korkusundan, hemde çevrenin baskısından çekinerek cemevlerini kapalı tutuyorlardı. Kapılara, pencerelere kilimler örterek dışarı ışık sızdırmadan, ibadetlerini gizlenerek yapıyorlardı. Bugünde biz korkularımızı yenmeye çalıştıkça başkaları bizim ışığımızı söndürmek istiyor. Ama bu inancın sahipleri buna izin vermeyecekler. Bunu başaramayacaklar.

   Köylerde, cemdeki "gözcü postu" gibi, köyün büyüklüğüne ve çevrenin durumuna bağlı olarak değişecek sayıda canı "pervane" olarak görevlendirirler. Bu canlarımız dışarıya karşı cem kardeşlerinin güvenliğini sağlar. Günümüzde bu "pervane postu" halen sürdürülmektedir. Şehirlerde de illaki bunu mu yapmak gerekir? Geldiğimiz noktada bir ibadethanenin yada ibadet edilen yerin güvenliğini sağlamaya çalışmak kadar utanç verici bir durum var mıdır? Devletin resmi olarak tanımadığı ve resmi bir statüsünün olmadığı cemevlerimizin kapısına gelseler kime ne diyebileceğiz. Çünkü yine bizden başka karşı koyacak kimsemiz yok. Ne devlet tarafından eşit yurttaşlık hakkımız tanınıyor, nede toplumun bir kısmı tarafından saygı görüyoruz. Cemevleri bir ibadethane değilde tekke-zaviye olarak kabul ettirilmek isteniyor.

   Erzurum'da yaşanılan bir olaydan yola çıkarak, bu basite alınacak münferit bir olay değildir aslında. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı olan cemevlerimiz tanınarak, Alevilere de eşit mesafede yaklaşılmadıkça bu sorunların ardı arkası kesilmeyecektir. Aleviler özellikle bazı kentlerde halen cemevi sorunu yaşıyor. Cemevlerinin yeterli sayıda olmaması bu sorunların asıl sebebidir. Bu yüzdendir ki olanlara da sahip çıkalım. Ayakta tutalım ki ayakta duralım. Zalime minnet etmeyelim. Mevcut olan cemevleri içerisinde birlik olmamız şart. Ayrışmadan, eşit yurttaşlık mücadelemizi birlikte sürdürelim. Sen, ben demeyi bırakıp biz demeliyiz. Çünkü Yezidin taşı hepimizi yaralar.

Tahrik Eden Aleviler - Metin ÖZDEMİR / Oniki Gazetesi

Metin ÖZDEMİR