27 Mart 2013 Çarşamba

KIRKLAR BİR YERDE DURDULAR


   Alevi inancının temelini oluşturan "Kırklar Meclisi" yani "Kırklar Cemi" Hazreti Muhammed'in miraç yolunda, Kırklara karışarak, orada bulunan canlarla kaynaşmasını aktaran, kimine göre efsane, kimine göre gerçek olan mitolojik bir anlatıdır. Kırklar ifadesi burada, bir bedende vücut bularak, bir araya gelmiş olan bir topluluğu, yol diliyle Güruh-u Naci'yi temsil etmektedir.

   Alevilikte Kırklar kavramı, varoluşun başlangıcını temsil eder. Günümüzde Alevi-Bektaşi inanç sisteminde görülen bir çok ritüel de Kırklar'a dayandırılmaktadır. Kırklar Meclisi, Kırklar Cemi ve  ilk olarak burada dönülen Kırklar Semahı'nın temellerinin bu mitolojik anlatıdan beslendiği bilinmektedir. Kırklara karışmak, kırklara katılmak gibi deyimlerle de Kırklar anlatısı güçlendirilmiştir.


   Kırklar denildiğinde ilk başta erenler ve evliyalar akla gelmektedir. Kırklar ayrıca Alevi inancına mensup olanlara verilen bir isim haline gelmiştir. Alevilerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde Kırklar adını taşıyan ziyaretler ve türbeler sıklıkla yer almaktadır.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesinde de "Kırklar" adına bir türbe yer almaktadır. Sandıklı'ya kuş bakışı bakan bir tepenin yamacında yer alan bu türbenin bulunduğu mevkiye "Kırklar Kümeleri" adı verilmiştir. Kırklar Türbesi, Sandıklı'nın Ece Mahallesi sınırları içerisinde yer alırken, mahallelerin bölünmesi sonucunda, yeni kurulan Fatih Mahallesi sınırları içerisinde kalmıştır. Oysa "Kırklar Kümeleri" olarak adlandırılan bu yere "Kırklar" adının verilmesi çok daha anlamlı olurdu.

   Kırklar Türbesi'nin en son hali, Abdurrahman Taşkelek tarafından, annesi Safiye Taşkelek anısına yaptırılarak bu şekli almıştır. Türbe yapılmadan önceki durumu ise, üstü ve etrafı açık etrafı duvarla çevrili taş yapı bir yatır şeklindedir. Daha sonra türbenin yanına birde ek yapılmıştır. Burası şimdilerdeyse mescit durumuna getirilmiş vaziyettedir. Sandıklı ve çevresinden Kırklar Türbesi'ne çok sayıda ziyaretçi gelmektedir. Kırklar Türbesinin türbedarlığını Tepekent diyede  bilinen, Kırklar Kümeleri'nde yaşayan Alevi canlarımız yapmaktadır. Türbe bahçe içerisinde etrafı ağaçlık ve yeşillik geniş bir alana sahiptir.

   Türbeye ziyaret için gelenler burada dua ederek, çerağ(mum) yakarak, dileklerde bulunurlar. Bu dileklerde bulunulurken uygulanan şekillerden en göze çarpanı, ziyaretçilerin türbe etrafındaki taşlarla şekiller çizmeleridir. Ziyaretçiler gönüllerinde olanı bu taşlarla toprağın üzerine resmederler. Kimisi ev şekli yapar, bacası tüten bir yuva diler. Kimiside gönlünde olanı, aklından geçeni Kırklar'da diler. Hiç kimsede bu şekillere dokunmaz, bilerek bozmaz. Çünkü bu inançlar bizim zenginliklerimizdir. Gönüldeki dilekler Hak'tan dilenmektedir, Kırkların yüzü suyu hürmetine.

   Kırklar, Güruh-u Naci'dir. Yani temiz toplumu temsil ederler. Kırklar Meclisi'nde bulunanlar, Kırklar Cemi'nde, Kırklar Semahı dönenler, inançlarına ve bu inancın dalları olan türbelerimize ve dergahlarımıza sahip çıkmalıdırlar. Kırklar Türbesi'de bir Alevi dergahıdır. Bizler bu dergaha sahip çıkmalıyız, dergahlarımızı kendi ellerimizle başkalarına teslim etmeden. Kırklar Türbesi'ne sahip çıkması gerekense yine Alevi toplumudur. Kırklar'a hizmet eden canların nefesleride Kırklar Meclisi'nde var olur böylelikle.




Kırklar Türbesi / Sandıklı
Kırklar Türbesi / Sandıklı

Metin ÖZDEMİR






9 Mart 2013 Cumartesi

ERENLER HAK İÇİN OTURMUŞ POSTA

YAŞAYAN HAZİNELERİMİZ: HÜSEYİN KESKİN DEDE


Hüseyin Keskin Dede

   Mürşit eşiğinde, geldiğimiz Hak kapısı, durduğumuz Mansur darında, Hak Muhammet Ali yoluna pir, mürşit, dede eliyle bağlanıp dost gönlüne giren canlara aşk olsun.

   "Bugün ben pirimi gördüm
     Pirin eşiği güldür gül.
     Eğildim yüzümü sürdüm
     Pirin eteği güldür gül."

   Şah Hatayi' nin yukarıdaki güller saçan dizelerinde olduğu gibi inancımızda pirlere karşı sevgi, saygı ve muhabbet öğütlenmektedir.

   Erenler Şahı, Şah-ı Merdan Ali; "İmamet öyle bir şeydir ki gittiği yere ışık ve derman götürür" der. Pir olmak, mürşit-dede olmakta gittiği yerlere bilgiyi ve yol aşkını götürmek demektir.

   Hüseyin Keskin Dede' de Şah-ı Merdan Ali'nin yolunu ve erkanını yürüten yol önderlerimizdendir. Hüseyin Keskin Dede, Seyyid Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı olarak yola hizmet etmeye başlamıştır. Dönemin dergah Mürşidi Halil Özdamar tarafından, dedelik tacı giydirilmiştir.

   Hüseyin Keskin Dede; "Veli Baba Sultan rehberimiz, Hacı Bektaş Veli mürşidimiz" diyerek, Alevi-Bektaşi yolununun serçeşmesi Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy'dan icazetli olarak, Hak-Muhammet-Ali yolunu ve erkanını yürütmeye devam etmektedir.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesi'ne bağlı Selçik Köyü ve Isparta'nın Senirkent İlçesine bağlı Uluğbey Kasabası başta olmak üzere yurt içi ve yurt dışına bu bölgelerden giden bağlı talipleri bulunmaktadır.

   Hüseyin Keskin Dede, cemlerde dedelik hizmetinin beraberinde Dede-Ozan geleneğinin de temsilcisi olarak zakirlik-aşıklık hizmetini de yürütmektedir. Bilgisini dağıttığı taliplere aynı zamanda sazıyla sözüyle de buyrukları, duvazları, nefesleri aktarmaktadır.

   Hüseyin Keskin Dede, Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı olarak dedelik yapmış olan "Kabak Çiçeği" lakabıyla bilinen Mustafa Keskin'in soyundan, post sahibi, dede soylu bir yol evladıdır.

   "Bildiğimizin alimiyiz, bilmediğimizin talibiyiz" diyerek canlara Alevi-Bektaşi inancının gereklerini ileten Hüseyin Keskin Dede, yurt içi ve yurt dışında da Alevilik konulu çeşitli etkinliklerde bulunmaktadır.

Hüseyin Keskin Dede
Hüseyin Keskin Dede - Dergahta Birlik Toplantısı - Hacıbektaş
Fotoğraf: Ahmet Koçak

   Yaşantımızda, ibadetlerimizde sürekli birlik ve dirlik içerisinde olmanın önemini dile getiren Hüseyin Keskin Dede, sözümüzün de özümüzün de güzel olması gerektiğini, bu güzelliğe de ancak, Hak muhabbetinin yapıldığı, çerağın uyandırıldığı, demlerin sürdürüldüğü cemlerde ulaşılacağını, sözümüzün ve özümüzün birliğinin de ancak yolda birlikle olacağını söylemektedir.

   Gençlerin eğitimi ve Aleviliğin öğretilmesi konusunda Hüseyin Keskin Dede; "Bizler çocuklarımıza bu yolu göstermeliyiz. Cemlerde çocuklarımızı yetiştirmeliyiz. Gençliği olmayan bir görüşün ve düşüncenin yarını olmaz. Gençlerimizi ve çocuklarımızı eğitmeliyiz" demektedir. Kişilerin hatası yolun hatası değildir, diyerek kişilerin yanlışlıklarının yola mâl edilmemesi gerektiğini aktarmaktadır.

   Hüseyin Keskin Dede, yapılan cemler hakkında; "Cemlerimiz insan haklarının, eşitliğin, kadın-erkek eşitliğinin timsalidir. Cemlerimizde ibadetlerimizi ana-bacı, saçlı-taçlı, birlikte yaparız. Bizler yanımızda oturana can gözüyle bakarız. Cemlerimizde makam mevki olmadığı gibi ayağımzı başta, başımız ayaktadır" demektedir.

   Alevilikte dede evrenseldir. Senin deden, benim dedem demek yanlıştır. Bu yolu sürdüren dedelerde, talipleri de bunun farkında olmalıdırlar. Çünkü dede, talibe bir öğretmendir. Her zaman iyiyi, doğruyu, güzeli gösterir.

   "Yol erkan Ali'nindir." Bu yolu sürdüren, hizmet erleri olan pirler, mürşitler, dedeler de Şah-ı Merdan Ali'nin birer temsilcisidir. Alevi-Bektaşi inancını, Hak-Muhammet-Ali yolunu sürerek, bu yolu bu erkanı yaşatan, bugünlere ulaştıran dedelerimizin postları kadim olsun.
   Aşkı Niyazlarımla...


Hüseyin Keskin Dede'den Nefesler ve Duvaz-ı İmam'lar






















Kayıtlar ve Arşiv: Metin Özdemir


Hüseyin Keskin Dede
Hüseyin Keskin Dede - Büyük Alevi Mitingi - İzmir
Fotoğraf: İsmail Karamanav

Metin ÖZDEMİR

3 Mart 2013 Pazar

KAYBOLAN ALEVİ YERLEŞİMLERİ - SARICIK

Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü
   
   Sandıklı yöresi, Alevilik inancının geçmişten bugüne yoğun olarak yaşatıldığı ve dergahların çok fazla sayıda olduğu yerler arasındadır. Yalnız günümüzde bu dergahlardan pek azı işlevini yerine getirmektedir. Geçmişte çok daha fazla yerleşim alanında Alevilik sürdürülürken, şimdi bu sayı "üç can, bir cem" olacak kadar azalmıştır. Sayıları azda olsa, bu kültürü sürdüren, inancı sıcak tutan insanları, içinde barındıran köyler, yerleşim yerleri olmakla beraber eskiden yerleşim alanı olan yalnız günümüzde kaybolmuş, taş üstünde taş kalmamış köyler, yerleşim yerleri de vardır.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesi sınırları içerisinde yer alan, özellikle Selçik Köyü'nün yerleşim alanına daha yakın olan Sarıcık ve Mastanini adlarıyla bilinen eski köylerde günümüzde yerleşim yoktur. Selçik Köyü civarındaki eski köylerden Sarıcık; Karadeli mevkisinde, Mastanini; Soğancı mevkisinde bugünkü bilinen mevki adlarıyla bilinmektedir. Sarıcık ve Mastanini bugün Selçik Köyü ve civarında birer mevki isimleri olarak bilinse de geçmişte buralarda ayrı ayrı köyler, o toprakların üzerinde yaşayan insanlar vardı. Her birinin farklı yaşamları, birlikte oluşturdukları değerleri, kültürleri ve yaşattıkları inançları vardı.

   Sarıcık Köyü; Saracık, Sarıcaköy, adlarıyla geçmişte Sandıklı köyleri arasında yer alan fakat günümüzde yerleşim yeri olmayan dağılmış, kaybolmuş bir köyümüzdür. Günümüzde Sarıcık, Selçik ve Bekteş köyleri arasında yer alan Karadeli mevkisinde bulunmaktadır. Sarıcıkta bulunan bir çok mağara ve buranın geçmişte yerleşim alanı olduğunu gösteren temel ve yapı izleri görülmektedir.

   Sarıcık'ta, Gelincik Ana ve Babadağlar diye bilinen erenlerin yatırlarının bulunduğu mekanlarda vardır. Bu yatırlar halen günümüzde inanç açısından varlıklarını sürdürmektedirler. Anadolu Alevi inancında yer alan çerağ yakma gibi önemli simgeler, belirli günlerde bu yatırlarda uygulanmaktadır.

   Sarıcık Köyü'nün dağılmasıyla birlikte burada yaşayanların bir bölümü Selçik Köyü'ne göç ederek yerleşmişlerdir. Bu sülalelerden bazıları; Gocahasanlar, Mollalar, Uzunalılar'dır. Sarıcıklıların diğer bir bölümü de Bekteş Köyü'nün alt tarafına yerleşmişlerdir.

   Alevi inançlı olan Sarıcıklılar, göç ettikleri yerlerde, Selçik Köyü'nde yaşayan insanlarında Alevi olmaları sebebiyle inançlarını sürdürebilmişlerdir. Diğer yerleşimlere göç edenler ise yaşamlarında kültürlerinden izler barındırsalar da zamanla farklı inançlara bürünmüşlerdir.

   Sarıcık,  geçmişte ortalama olarak 30-40 haneli bir Alevi köyüdür. Sarıcıklılar sürekli Selçiklilerle irtibat halinde olmuşlardır. Sarıcıklıların da yine aynı Selçikliler gibi mürşitleri-dedeleri Isparta'dan yani Uluğbey'den Veli Baba Sultan ocağındandır. Cem yürüten dedeler aynı dergahtandır. Her iki köyün canları birbirlerinin cemlerine katılarak, birlikte ibadet ederlermiş.

Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü
Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü

   "Söylencelerle tarih yazılmaz. Fakat tarih içerisinde söylencelere yer verilir." düşüncesiyle bizde Sarıcık Köyü'nün dağılması hakkındaki anlatılan söylencelere yer vereceğiz.

   Yaklaşık 150 yıl öncesinde Sandıklı civarındaki Sarıcık Köyü'nde "Koca Kofalak" namıyla anılan bir efe -eşkiya- varmış. Sarıcık'ta yine cemler yapılmış, demler sürülmüş ve köye o yıl taliplerini görgüden geçirmek, cemler yürütmek için gelmiş olan dedenin köyden ayrılma vakti gelmiş. Sarıcık'tan Denizli-Çal bölgesine, oradan da Senirkent-Uluğbey'e dönecek olan dedeye eşlik etmek için dedenin yanına Koca Kofalak katılmış.

   Köyden uzaklaştıktan sonra niyetini açığa vuran Koca Kofalak, dedeye kötülük etmek ister. Dedenin varı yoğu ne varsa alarak, canına kıymak niyetindedir. Koca Kofalak, artık ikrarından dönmüş, yola kör bakmaktadır. Yoldayken yola, mürşit yanındayken mürşide inkar gelen Koca Kofalak, önünde merkebin üstünde giden dedeye tüfeğini doğrultarak, dedeyi öldürmek ister. Tüfeği doğrulttuğunda mürşit, Koca Kofalak'ın gözünün önünde bir kuş olup havalanır, uçar gider. Buna hayli şaşıran Koca Kofalak tüfeğini indirir. Bakar ki dede yine yolda gitmektedir. Yine tüfeğini dedeye yönelttiğinde, aynı olay yine tekrerlanır. Koca Kofalak bu yaşadığı hayal mi, gerçek mi ayırt edemediği duruma dahada şaşırmıştır.

   Mürşidinin arkasında canını alamaya çalışan talibinin durumu dedeye malum olur. Dede, Koca Kofalak'a şöyle seslenir. "Gel evlat, senin ateşin bizi yakmaz." diyerek yanına çağırır. Dedenin bu olgunluğu karşısında Koca Kofalak daha da küçülür.

   Dedeyle, Koca Kofalak varacakları yere kadar birlikte giderler. Dede orada Koca Kofalak'ın üstüne yeni kıyafetler giydirerek geri gönderir ve şöyle der. "Köyüne var, ilk gün gez, ikincisi gün hasta ol, üçüncü gün mürd ol (öl) ben varana kadarda o köyde taş üstünde taş kalmasın."

   Ertesi sene yine dede talipleri görgüden geçirmek için bölgeye geldiğinde, köyün yerinde yeller esmektedir. Herkes yerini yurdunu bırakmış gitmiş, taş üstünde taş kalmamıştır.

   Bu söylencede de anlatıldığı gibi, geçmişte yolu inkar edenler olmuştur. Bugünde yola sahip çıkmayanlar, dedeye-mürşide kör bakanlar vardır. Alevi toplumunun günümüzde kendi özünü dara çekerek, geçmişte yaşananlardan pay çıkarması gerekmektedir. Çünkü kişilerin hatası, yolun hatası değildir. Yola sahip çıkmak, yolu doğru sürerek olur. Bu inancı da yalnız bir pire bağlanarak, bir mürşit eşiğinde el etek tutarak, Hak Muhammed Ali aşkına hizmet ederek sürdürebiliriz.


Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık KöyüKaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü

Metin ÖZDEMİR






22 Şubat 2013 Cuma

DİLDEN DİLE SARI DEDE

Araştırmacı-Yazar Lütfi Kaleli'nin Sarı Dede'yi Ziyareti
   
   Anadolu Erenleri kök saldılar bu topraklara, Horasan'dan kalkıp sökün eylediler Anadolu'ya. Rum Erenleri oldular, Kayıp Erenleri oldular, gezdiler gönüllerde diyardan diyara. Erenler, evliyalar, pirler, gâh nefes oldular, gâh nefes verdiler, el verdiler, aydınlattılar insanlığı. İnancın erleri, bu coğrafyada hep barışın, sevginin dili olmuşlardır. Dilden dile çoğalarak yüreklerde. Şah'ın nefesi, Hünkar'ın dili oldular.

   Sarı Dede Sultan da, bu yolun pirlerindendir. Sarı Dede'nin yaşamı hakkında yazılı kaynaklarda kesin ve net bilgiler olmamakla beraber, Sarı Dede, canların inancında, kültüründe yaşamakta, dillerinde söylenerek anlatıla gelmektedir.

Sarı Dede Türbesi


   Sarı Dede'nin Türbesi, Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesine bağlı Selçik Köyü'nün ortasında yüzyıllardır orada simge olmuş bir anıt gibi durmaktadır. Sarı Dede Türbesi ilk başlarda, avlu içerisinde, taş duvarlarla örülü, etrafında beyaz dut ağaçlarının olduğu bir mekandan oluşan bir yatırdır. Sarı Dede yatırı 1952 yılında köyün genelinde yapı malzemesi olarak kullanılan ve köydeki tepelerden çıkarılan "küfeki" taşlarından yapılmıştır. Yatırın bulunduğu yer (yani mezar) köy halkından Hüseyin Akça tarafından, köye kalaycılık için gelen aynı zamanda taş ustası olan bir kişiye yaptırtılmıştır. Bahçe içerisinde ağaçların bulunduğu yatırın gölgesinde canlar burada toplanırlarmış. Sarı Dede'ye kesilen kurbanlar, adaklar da burada birlik dirlik içerinde yenilirmiş.

   Sarı Dede'nin avlusundaki büyük ağaçlar daha sonra türbe yapımı için kestirilmiştir. Sarı Dede Türbesi 1972 yılında köy halkından Bayram Çekmez'in önder olmasıyla, köylülerinde yardımları ve destekleri sayesinde yaptırılmıştır. Türbe, dikdörtgen bir yapıdadır. Tek giriş kapısı olan türbenin, şimdi beş tane penceresi bulunmaktadır. Sarı Dede'nin makamı türbenin içerisinde giriş kapısının tam karşısında yer almaktadır. Türbe oldukça büyük bir alana sahiptir. Sarı Dede'nin makamının da yapı olarak büyük olması dikkatleri buraya çekmektedir. Türbeye 2002 yılında Mustafa Çekmez tarafından restorasyon yaptırılmıştır. Türbenin bakımı ve onarımı için köylüler maddi ve manevi katkılarını esirgememektedir. Yine köy halkından Sultan Dinç, türbenin tabanının yapılmasında katkı sağlamıştır.

Sarı Dede'nin Yaşamı ve Ailesi 


   Sarı Dede hakkında rivayetler, söylenceler oldukça fazladır. Yaşamı ve ailesi hakkında yöre halkı tarafından bilinenler mevcuttur. Sarı Dede'nin eşinin "Fatma Ana" adında bir zat olduğu ve üç çocuğunun olduğu anlatılanlar arasındadır. Sarı Dede türbesine gelerek dilek dileyenler, adak adayanlar, kurban kesenler olmaktadır. Evlat özlemi duyanlar gelerek Sarı Dede'nin yüzü suyu hürmetine dilek diler, niyaz eder, Hakka dua ederler. Evlat hasretine kavuşanlar olduğunda buraya gelerek kurban keserler. Sarı Dede'ye bağlananların erkek çocuklarına Selçuk, kız çocuklarına Fatma isimlerini koydukları bilinmektedir. Buna benzer ritüeller halkımızın doğal ve saf inançlarıdır. Bu inançlara herkesin saygı göstermesi gerekir.

   Sarı Dede'nin "Sarı" ünvanını taşıyan bir aileden olduğu düşünülmektedir. Adının Selçuk olduğu söylenenler arasındadır. Bekteş Köyü'nde de köy içinde, yol kenarında yatırı bulunan yine Sarı Dede (Sarı Bekteş) diye bilinen ereninde, Sarı Dede ile kardeş olduğu anlatılmaktadır.

   Sarı Dede'nin ayrıca Selçuklu beylerinin torunlarından olduğu, Selçuklu Devleti'nin çöküş dönemlerinde buraya gelerek yerleştiği yada bu bölgeye sürgün edildiği anlatılmaktadır. Fakat Selçuklu döneminde de Alevilere uygulanan baskı ve zulümleri göz önünde bulundurursak bunun gerçeklikle ilgisinin olamayacağı düşüncesine varabiliriz.
Ayrıca Sarı Dede'yle birlikte, Ethem adında bir amcazadesinin de olduğu, onunda İstanbul'a gönderildiği söylenmektedir.

   Yaşlılardan aktarılan diğer bir bilgiyse Sarı Dede'nin "Karamanoğulları'ndan yani Konya'dan, Afyon'a gelerek Selçik Köyü'nü mekan tuttuğu" asıl adının da Mehmet Efendi olduğudur.

   Sarı Dede'nin şimdi türbesinin bulunduğu yerin aşağısında bir dergahının olduğu, burada eserlerinin olduğu düşünülmektedir. Sarı Dede'nin yaşadığı döneme ait eserlerden geriye kalan tek bir yapıt türbenin çaprazındaki "dibek" taşıdır. Burada köy halkı yüzyıllardır Muharrem ayında Kerbela Şehitleri aşkına yaptıkları aşurelik buğdayı hazırlamaktadır. Balıklı Pınar'ın etrafında yer alan taşlarında buraya ait olduğu bilinmektedir.

Sarı Selçık mu? Sarı Saltuk mu?


   Sarı Dede hakkında diğer bir görüş ise, Selçuk isminin Sarı Dede'ye ait olup olmadığıdır. Çünkü Selçuk ismi yaşayan yaşlılar tarafından bugüne kadar bilinmemektedir. Köyde Selçuk ismini taşıyanlar şu anda en fazla 20-25 yaşlarındadır. Oysaki Akin Köyü'nde meftun olan Yusuf Dede'nin adı, köylüler arasında daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Yani Akin'de yatırı bulunan Yusuf Dede'nin adı, Selçik'te türbesi bulunan Sarı Dede'ye ait olduğu söylenen Selçuk ismine nazaran çocuklara daha fazla isim olarak verilmiştir. Bu durumda bu düşünceyi desteklemektedir.

   Selçuk ismi zamanla, köyün adının Selçuk, (daha sonradan Selçik olmuştur.) olmasıyla ilişkilendirilerek, Sarı Dede'ye Sarı Selçuk da denilmeye başlanmıştır. Yalnız yazılı kaynaklara bakıldığı zaman Anadolu Alevi-Bektaşi inancının hiçbir yerinde başka bir "Selçuk" adına rastlanılmamaktadır.

   Selçik Köyü'ndeki Sarı Dede'nin, yine tarihteki Anadolu Erenlerinden Sarı Saltuk'a ait bir yatır olabileceği üzerinde durabiliriz. Bu konuda düşüncelerine başvurduğum araştırmacılarında kanaatleri bu yönde yoğunlaşmaktadır. Araştırmacı-Yazar Lütfi Kaleli'de "Alevi Kimliği ve Alevi Örgütlenmeleri" adlı eserinde buraya, Afyon-Sandıklı-Selçik Köyü'nde "Sarı Saltuk Türbesi" olarak yer vermiştir.

   Sarı Dede, efsaneleri-söylenceleri dilden dile anlatılan, binlerce insanın gönlünde bambaşka bir yeri olan Anadolu Aleviliği'nin yaşamasında bugün dahi hizmetleri devam eden bir Anadolu ereni, Alevi-Bektaşi piridir.

   Sarı Dede Sultan'ın himmeti üzerimize olsun. Aşk İle.

Metin ÖZDEMİR





20 Şubat 2013 Çarşamba

KALKSAM DERGAHINA VARSAM

Sarı Dede / Selçik Köyü

Kalksam dergahına varsam,
Turabına yüzüm sürsem,
Sarı Dedeme niyaz versem,
Dergahı güzeldir Sarı Dedemin.

Yunus ile sevgi dolar yürekler,
Koçgazi'yle yoldaş olur yiğitler,
Sarı Dedeme mihman olur peyikler,
Muhabbeti güzeldir Sarı Dedemin.

Yurdun dört yanına düşman dolmuştu,
Hak erenler dağı taşı sarmıştı,
Köyüne sokmamış sırra ermişti,
Kudreti güzeldir Sarı Dedemin.

Balıklı Pınarın kaynağı Sarı Dede'ye akar,
Gelincik Ana erenler Babadağlara bakar,
Eşiğine yüz sürenin gönlünü açar,
Hikmeti güzeldir Sarı Dedemin.

Horasan'dan kalkıp gelen erenler,
Bu yolu bu erkanı demi sürenler,
Hak Muhammed Ali'ye gönül verenler,
Erkanı güzeldir Sarı Dedemin.


Sarı Dede Çeşmesi
Sarı Dede Çeşmesi

Metin ÖZDEMİR






9 Ocak 2013 Çarşamba

SELÇİK KÖYÜ'NDE ALEVİ SÜREKLERİ

Selçik Köyü'de Alevi Sürekleri
   
   Alevilik, Hak Muhammed Ali'nin yoludur. Hak Muhammed Ali inancı, Alevi öğretisinin temelini oluşturmaktadır. Kırklar Meclisi'nden bugüne kadar uzanan cemlerde, meydanlarda kişinin benliğinden kurtularak, birliğe ve beraberliğe yönelmesi sağlanmak istenir. "Yol bir, sürek bin bir" diye söylenir hep yol diliyle... İnancımızda değişik yorumlar, küçük farklılıklar olsa da yolun temeli aynıdır. Bu inanca baş koyan, Mürşit-Dede-Talip bütün canların amacı, Hak Muhammed Ali yolunu sürdürerek, "İnsan-ı Kamil" olabilmektir.

   Anadolu Aleviliğinin en güzel örneklerinin yaşandığı Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesine bağlı Selçik Köyü'nde yol ve erkanı yaşatmaya çalışan çeşitli sürekler, bu yüzden köye cem yürütmek için gelen çok sayıda da yol önderi vardır. Değişik ocaklara bağlı dedeler mevcut olmakla birlikte, Selçik Köyü'ndeki yürütülen cemler genellikle, Seyyid Veli Baba Sultan Ocağı erkanının izlerini taşımaktadır.

   Selçik'teki cemlerde musahiplik erkanının ritüellerinin yaşatıldığı ve uygulandığı oymaklar olmakla beraber, mücerret olarak yolu sürdüren oymakların varlığı daha fazladır. Aynı oymaktan olan, yani bir başka bir deyişe aynı dede nazarında yola ikrar veren talipler birbirlerinin "yol kardeşleri" dir. Köydeki yapılan cemlerde bir başka dedenin yönettiği oturuma, başka bir oymağın talibi olan canlar "mihman" olarak katılabilmektedirler.

   Günümüzde halen yılın belirli zamanlarında Selçik Köyü'nde Yıl (Görgü), İkrar, Dar ve Oruç kurbanları yani cemleri kesintisiz olarak yapılmaktadır. Yapılan cemlere "ikrarlı" olan bütün canlar katılmaktadır. Sadece, musahiplik erkanının sürdürüldüğü oymaklarda, oruç kurbanlarına musahibi olan talipler katılmaktadır.

   Köydeki Alevi süreklerini ve oymakları, günümüze kadar cem yönettiği bilinen dedeler açısından irdeleyebiliriz. eskiden köyde sürek farkı olarak üç ayrı oymağın olduğu söylenmektedir. Bu oymaklar; Ayenler oymağı, Lelikler oymağı ve geriye kalan büyük çoğunluğun oluşturduğu Uluğbey Seyyid Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı yol-erkan süren oymaklardır.

   Genellikle Ayenler oymağı diye adlandırılan süreğin dedelik hizmetini günümüzde, Erdoğan ERDİL Dede görmektedir. Bu sürek kendisini Erdebil Tekkesi'ne dayandırmakla birlikte, fiilen Seyyid Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlanmıştır. Bu süreğin dedelik hizmetini geçmişte Bahaplar ocağından Ahmet ve Bahap dedeler yürütmüştür. Hakka yürümelerinin ardından, bu hizmeti yine Bahaplar ocağından Yusuf Dede ile birlikte, rehberlik postunda oturan İbrahim ERDİL (Macur) Dede devam ettirmiştir. Bahaplar ocağının ardından dedelik postu İbrahim ERDİL Dede'ye geçmiştir. Yıllarca Selçik Köyü'nde hizmet gören, cem yürüten İbrahim Dede'nin vefatındna sonra, yerine oğlu Erdoğan ERDİL posta oturmuştur. Erdoğan ERDİL Dede halen Selçik Köyü'nde ve talipleri bulunan diğer yörelerde oturumlar yönetmektedir. Cemlerinde musahiplik erkanı uygulanmaktadır.

   Seyyid Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı olarak, Isparta Senirkent Uluğbey Kasabası'ndan, Selçik Köyü'ne canların cem hizmetini yürütmek için gelen yol önderlerimizden biride Hakka yürüyen, Hacı Veli DURMUŞ Dede'ydi. Hacı Veli Dede uzun yıllar Selçik Köyü'ndeki taliplerinin hizmetlerini görmüş, cemler yürütmüştür. Dedelik hizmetini, babası Durmuş DURMUŞ (Kamalı) Dede'nin hakka yürümesinin ardından devralmıştır. Durmuş Dede, Selçik Köyü'nde cem yürüttüğü bilinen en eski yol önderlerimizdendir.

   Hacı Veli DURMUŞ Dede'nin hakka yürümesinin ardından, Selçik Köyü'ndeki taliplerinin bir bölümünün hizmetlerini Hüseyin KESKİN Dede, bir bölümünün ise Erkan DURMUŞ Dede yürütmektedir.

   Hacı Veli DURMUŞ Dede, Hakka yürüdükten sonra, Selçik Köyü'ndeki taliplerinin hizmetlerini görmek için, "Uluğbey Kasabası Veli Baba Sultan Dergahı Bektaşi Tarikatı Mürşidi" Halil ÖZDAMAR, Veli Baba Sultan Ocağı'ndan Hüseyin KESKİN'i dede olarak geçirmiştir. O günden bu yana, Selçik Köyü'nde ve Uluğbey'de taliplerinin hizmetlerini gören Hüseyin KESKİN Dede, eskiden Uluğbey'de dedelik hizmetini yürüten Mustafa KESKİN (Kabak Çiçeği)'nin soyundandır. Seyyid Veli Baba Sultan Dergahı yol ve erkanını sürdüren Hüseyin KESKİN Dede, Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem ULUSOY'dan icazetli olarak dedelik hizmetini yerine getirmektedir.

   Seyyid Veli Baba Sultan Dergahı'na bağlı olarak, Selçik Köyü'ndek talipleri bulunan Erkan DURMUŞ Dede, Hacı Veli DURMUŞ Dede'nin oğludur. Veli Baba Sultan Ocağı yol ve erkanına göre, taliplerinin hizmetlerini yürütmektedir.

   Veli Baba Sultan Dergahı'na bağlı olarak yol hizmeti gören dedelerden Mehmet ER'in de Selçik Köyü'nde talipleri bulunmaktadır. Geçmişte Ahmet ER'den oğlu Ali Rıza ER'e geçen dedelik hizmetini şimdi Dede Mehmet ER devam ettirmektedir.

   Uluğbey Veli Baba Sultan Ocağı'ndan olan Ali Rıza DURMUŞ (Çavuş), yine Selçik Köyü'nde cem yürütmüş olan eski dedelerdendir. Yerine geçen oğlu Mehmet DURMUŞ Dede'nin Selçik Köyü'nde talipleri mevcuttur. Mehmet DURMUŞ Dede'de yakın zaman içerisinde Hakka yürümüştür.

   Selçik Köyü'nde Veli Baba Sultan Dergahı'ndan Uluğbey'den gelen dedelerden başka, Sandıklı'da yaşayan Gödeler ocağından Hamza AKGÜL ve Mehmet AKGÜL'ün talipleri de vardır. Hamza AKGÜL Dede, Hüseyin AKGÜL Dede'den sonra yerine geçen, amcası Halil AKGÜL'ün postunu devam ettirmektedir. Yine Gödeler ocağından olan Mehmet AKGÜL; Pir Mehmet'den, oğlu Ali AKGÜL'e uzanan süreğin devamıdır.

   Geçmişte Hacı Bektaş Dergahı'ndan gelerek, köyde cemler yapmış, muhabbetlerde bulunmuş bir yol önderi de Mehmet GÜVENÇ Dede'dir. Yaşadığı dönemde, köyümüzde kendisine bağlananlar olmuştur. Hakka yürümesinden sonra, yerine gelen olmamıştır.

   Köyde bir dönem, yine Uluğbey Veli Baba Sultan Dergahı'ndan gelen, Musa KARASOY dedelik hizmetinde bulunmuştur. Yine bir dönem Uluğbey Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı olarak, "Hüseyin Dede" köye gelmiştir.

   Şuhut Kayabelen'den, Hamza Şeyh Dede Dergahı'ndan Mehmet ÖZCAN (Kaymakçı) Dede'nin de Selçik Köyü'nde talipleri bulunmaktadır. Selçik Köyü'nde günümüzde talipleri bulunan, Mehmet TURAN Dede' de cem yürütmektedir. Isparta-Senirkent Şah Ahmet Sultan Ocağı'ndan olan Mehmett TURAN Dede, Hacı Bektaş Dergahı'na bağlı yol önderlerimizdendir.

   Selçik Köyü'ne şimdiye kadar çok sayıda yol önderi gelerek, dedelik hizmetini yerine getirmiştir. Yolu ve erkanı bugünlere getiren yol önderlerimizin postları kadim olsun. Bu yurtlardan, bu mekanlardan eksik olmasınlar. Bu mekandan göçüp giden erenlerin devirleri daim, yerleri nur gölü olsun.

   Anadolu toprağında yıllardır cem yüzü görmeyen, görgüden, sorgudan geçmeyen çok sayıda Alevi canın olduğunu, Pir, Mürşit, Rehber, hiç bir yol erinin uğrayamadığı yörelerin ve köylerin çok sayıda olduğunu göz önünde bulundurursak, Selçik Köyü'nde çok sayıda dedenin gelerek, dede-talip ilişkisini sıcak tutuyor olması bir zenginlik, ayrıcalık olarak görülmelidir.

   Erenlerin dediği gibi, "Yol bir, sürek bin bir" Mürşit, Dede, Talip, yoldaki hizmeti ne olursa olsun, hepsinin amacı yola sahip çıkmak, yolumuzu yaşatmaktır. Canlara Yol diliyle seslenirsek; "Gönül kalsın, yol kalmasın..." Aşk İle...



Selçik Köyü'de Alevi Sürekleri
Mehmet Güvenç Dede
Fotoğraf  Arşiv: Üryan Eroğlu

Metin ÖZDEMİR





7 Ocak 2013 Pazartesi

SANDIKLI'DA ALEVİ OCAKLARI VE DEDELERİ

Erdoğan Erdil ve Hamza Akgül
   
   Yol, Hak Muhammed Ali'nin yoludur. Bu yolu süren erenler, kuşaktan kuşağa yaşatarak getirmişler yolu, erkanı. Pirler, mürşitler, rehberler, Alevi inancının olmazsa olmazlarıdır. Mürşit (Dede) ve Rehber, Alevi-Bektaşi cemlerindeki on iki hizmetin post sahiplerindendir. Mürşit (Dede); cemde ibadeti ve muhabbeti yürütür. Cemlerde Peygamberimiz Muhammet Mustafa'nın postunu temsil etmektedir. Rehber; ise cemde dedeye yardımcı olur. Şahı Merdan Ali'yel Murtaza'nın postunu temsil eder.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı yöresinde, Alevi inancının yoğun olarak yaşandığı dönemlerde bir çok Alevi-Bektaşi dergahı ve tekkesi varlığını sürdürmüştür. Günümüze gelindiğindeyse Sandıklı yöresinde Alevi inancını sürdüren, tamamını Alevi nüfusun oluşturduğu Selçik Köyü ve bunun yanı sıra az sayıda olsa da Dutağaç ve Gökçealan köylerinde inançlarını yaşatan Aleviler vardır.

   Sandıklı İlçesi'nin Çay mahallesinde Akdere olarak bilinen yerde Alevi öğretisi dergah düzeyinde sürdürülmektedir. Günümüzde Aleviliği yaşatan yol önderlerinden Erdoğan ERDİL, Hamza AKGÜL ve Mehmet AKGÜL Sandıklı'da yaşayan Alevi dedeleridir.

   Sandıklı'daki Alevi süreğinin dedeleri, yol ve erkan olarak kendilerinin Erdebil Tekkesi-Dergahı'na bağlı olduklarını belirtmekteler. Talip ocağı olan bu dedelerimiz, Isparta Senirkent Uluğbey Kasabası'nda dergahı bulunan Seyyid Veli Baba Sultan Ocağ'na bağlıdırlar. Veli Baba Sultan Dergahı'da, Eskişehir Seyitgazi'deki, Seyyid Battal Gazi Ocağı'na bağlıdır. Bu ocaklar "El ele, el Hakka" düsturuyla, serçeşmeye ulaşmaktadır.

   Sandıklı yöresinde Alevi inancını sürdüren ocaklarımızı yakın tarihte, şu şekilde irdeleyebiliriz.

   Bahaplar (Bağaplar) Ocağı-Oymağı diye bilinen sürek, Ahmet ve Vahap AKGÜL dedeler tarafından yıllarca sürdürülmüştür. Ahmet ve Vahap AKGÜL dedelerin Hakka yürümelerinin ardından, bu süreğin dedelik hizmetini Vahap Dede'nin oğlu Yusuf Dede yerine getirmiştir. Yusuf Dede ile birlikte cemleri yürüten İbrahim ERDİL (Macur), bu dergahta rehberlik postunda bulunmuştur. Hakka yürüyen Yusuf  Dede'den sonra süreği devam ettirme görevi İbrahim ERDİL Dede'ye verilmiştir. Alevi inancını sürdüren, cemler yürüten İbrahim ERDİL Dede'nin Hakka yürümesiyle dedelik postuna İbrahim Dede'nin oğlu, Erdoğan ERDİL geçmiştir. Erdoğan ERDİL Dede'nin Sandıklı başta olmak üzere, çoğunluğunu Selçik Köyü'nün oluşturduğu, Gökçealan Köyü'nde, Manisa-Salihli ve Kütahya-Altıntaş yörelerinde talipleri vardır. Erdoğan ERDİL Dede'nin yürüttüğü cemlerde, Musahiplik erkanı sürdürülmektedir.

   Gödeler Ocağı (Oymağı) diye bilinen sürek ise günümüzde iki koldan yürütülmektedir. Hüseyin AKGÜL Dede'nin ardından yerine geçen Halil AKGÜL Dede'nin postuna oturan yeğenleri, iki kardeş Hamza AKGÜL ve Ahmet AKGÜL bu süreğin dedelik görevlerini devam ettirmektedirler. Hamza AKGÜL Dede'nin, Sandıklı'nın Selçik ve Dutağaç köylerinde, Şuhut'un Tekke, Kayabelen ve Balçıkhisar'ın Tekke Mahallesi'nde talipleri bulunmaktadır. Ahmet AKGÜL Dede ise Manisa-Salihli yöresinde cemler yürütmektedir.

   Gödeler Ocağı'ndan olan "Pir Mehmet" diye anılan Mehmet Dede'nin Sandıklı'daki Hacim Sultan Dergahı'nın dervişlerinden olduğu bilinmektedir. Pir Mehmet'in Hakka yürümesinden sonra, dedelik postuna Ali AKGÜL Dede geçmiştir. Ali AKGÜL'den sonrada dedelik hizmetini oğlu Mehmet AKGÜL sürdürmektedir. Gödeler ocağının bu kolunun, yine Sandıklı, Şuhut'un Kayabelen ve Sinanpaşa'nın Akçaşar köylerinde bağlı talipleri vardır.

   Bağaplar ve Gödeler ocaklarının ayrıca, yöre halkı tarafından çeşitli hastalıkları iyileştirmekte faydalı olduklarına da inanılmaktadır.

   Alevi inancının yaşatılmasında, sürdürülmesinde dedelik postunda bulunan canlara daha çok sorumluluklar düşmektedir. Bu ocakları yaşatmanın, ayakta tutmanın yolu da post sahiplerine bağlıdır. Pir, Mürşid, Dede, Rehber gibi sıfatlarla yolu bugünlere getirmekte katkıları olmuş, Hakka yürümüş olan yol önderlerimizin devirleri daim olsun. Yaşayan, halen muhabbetin kaynağı olmaya devam eden dedelerimizin de postları kadim olsun. Aşk İle...


Metin ÖZDEMİR