20 Mayıs 2013 Pazartesi

KAYABELEN'DE HAMZA ŞEYH DEDE'Yİ ANMA ETKİNLİĞİ / 2007


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede'yi Anma - 26 Mayıs 2007


KAYABELEN KASABASI HAMZA ŞEYH DEDE’Yİ ANMA
VE HIDIRELLEZ KÜLTÜR FESTİVALİ
26 MAYIS 2007

2.Uluslararası 16.Ulusal “Hamza Şeyh Dede’yi Anma ve Hıdırellez Kültür Festivali” 26 Mayıs 2007  Cumartesi günü Afyonkarahisar’ın Şuhut İlçesi’ne bağlı Kayabelen Beldesi’nde gerçekleştirildi.

Kayabelen Belediyesi ile Kayabelen Folklor Araştırma Derneği (KAFA-DER)’nin düzenlediği, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gazi Üniversitesi Türk Kültürü  ve Hacı Bektaş-ı Veli Araştırma Merkezi’nin de katkı sunduğu etkinlik, Hamza Şeyh Dede Türbesi’nin ziyaret edilmesinin ardından, Kayabelen Hamza Şeyh Dede Kültür Merkezi festival alanında Saat:09:30’da Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın söylenmesiyle başladı.

Kayabelen Belediye Başkanı  Selahattin AYDOĞAN yaptığı açılış konuşmasında; bu yıl geleneksel olarak 16’ncısını düzenledikleri festivalle amaçlarının birlik, bütünlük ve dayanışmayı güçlendirmek olduğunu belirtti.

Önceleri yöresel olarak yapılan festival, iki yıldır uluslar arası düzeyde kutlanmaktadır.Yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda katılımcının yer aldığı etkinlik, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş-ı Veli Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Filiz KILIÇ’ın başkanlığını yaptığı, Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali TORUN, Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Turgut TOK ve Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş-ı Veli Araştırma Merkezi’nden Coşkun KÖKEL’in de katıldığı “Çağdaş Gelişmeler Açısından Alevilik ve Bektaşilik” konulu panelle devam etti.

Panelin ardından festivale katılan izleyicilere her yıl olduğu gibi geleneksel olarak, kesilen kurbanların lokmalarıyla yapılan pilavdan ikram edildi.


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede'yi Anma - 26 Mayıs 2007

Kültür merkezinin ve festival alanının yapımında şimdiye kadar festivallerine katılarak bağışta bulunanların ve Kayabelen’in yardımlarını esirgemeyen sıcak insanlarının katkılarının yadsınamaz olduğu belirtilerek, bağış toplama amacıyla açık arttırma yapıldı.

Yapılan konuşmalardan sonra etkinlik, Aşık Yoksul Derviş (Şemsettin KUBAT), Mustafa SAYILIR, Ozan SİNEMİ, Gülcihan KOÇ ve Belkıs AKKALE’nin sahne almalarıyla devam etti. Canlar havanın sıcaklığına aldırmadan tüm sanatçıları ilgiyle izleyerek onlara eşlik ettiler. Festivale katılan sanatçılar türküleriyle ve deyişleriyle canları coşturdular. Ozanların içinde bulunduğumuz toplumsal süreçle ilgili kaygılarını şiirleriyle, türküleriyle ve konuşmalarıyla dile getirmeleri oldukça dikkat çekti.

Kayabelen Semah Ekibi ve Kayabelen Halk Oyunları Ekibi’nin ev sahipliği yaptığı  etkinlikte, Düzce Gölyaka Hacı Bektaş-ı Veli Derneği Semah Ekibi, Antalya Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği Semah Ekibi ve Eskişehir Üçsaray Semah Ekibi’nin yöresel kıyafetleriyle döndükleri semahlar güne renk kattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Semah Ekibi’nin de yer aldığı festivalde, canlar semahları ilgiyle izlediler.

Festivale katılan misafirler, akşam saatlerine kadar dolu dolu bir gün geçirmenin verdiği coşkuyla ve Kayabelen halkının gösterdiği ilgiden memnun kalarak mutlu bir şekilde Kayabelen’ den ayrıldılar.


Kayabelen'de Hamza Şeyh Dede'yi Anma - 26 Mayıs 2007

Metin ÖZDEMİR





17 Mayıs 2013 Cuma

CEMEVİNE GİRSEM ZAHİT OLMADAN

   
Cemevleri İbadethanemizdir

   Cemevleri şüphesiz ki Alevilerin yüzyıllardan beri var olan ibadet mekanlarıdır. Aleviler cemlerini köy koşullarında evlerinde ve dergahlarında yaparlarken, kentlere göçün ardından cemevi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Aleviler köylerinde ve yaşadıkları şehirlerde, mahallelerinde kendi elleriyle cemevlerini inşa etmeye başladılar. Kendilerine özgü doğal ve gösterişsiz ibadet yerlerini emek emek yaptılar.

   Günümüzde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde ve yakınlarında azda olsa cemevi bulunuyor. Aleviler bu cemevlerini hiç bir devlet kurumundan yardım almadan kendi imkanlarıyla yaptılar. Büyük şehirlerde Alevi dernekleri eliyle, köylerde ve kasabalarda ise yerel yönetimler ve inanç sahiplerince yapılmıştır.

   Afyonkarahisar'ın Aleviler açısından yoğunluğu orta düzeydedir. Afyon'un ilçelerine bağlı köy ve kasabalarında da cemevleri var. Sandıklı İlçesi'ne bağlı tek Alevi köyü olan Selçik Köyü'nde, Sarı Selçuk Dede Cemevi bulunmaktadır. Yalnız ilçe merkezinde cemevi mevcut değil. Sandıklı'da özellikle Çay Mahallesi'nde (Akdere'de) ve ilçenin diğer yerlerinde, Sandıklı merkezden, Selçik, Dutağaç ve Gökçealan köylerinden yerleşen  Aleviler yaşamaktadır.

   Şehirlerde yaşayan Aleviler koşullar yüzünden cemlerini artık evlerinde yapamamaktadır. Cemevleri gerek inanç açısından, gerekse kültürel anlamda Alevilerin ibadetlerini yapacakları, öğretilerini yaşatacakları yerlerdir. Sandıklı'lı Alevi canlarımızla ve diğer şehirlerden gelerek Sandıklı'da yaşayanlarla birlikte yoğun bir Alevi kitlesi bulunmaktadır. Bu sebeple canların ibadetlerini yapabilecekleri , bu kadim öğretiyi gençlere aktarabilecekleri bir mekan ihtiyacı Sandıklı'da ortaya çıkmıştır. Kısacası Sandıklı'ya bir cemevi gereklidir. Sandıklı ayrıca Alevi ocaklarının, dedelerin, inanç önderlerinin bulunduğu bir yerleşim merkezidir. Sandıklı Akdere'de bulunan Alevi dedelerinin de cemevi çalışmasına katkıları gereklidir. Onlarda ellerinden geleni mutlaka esirgemeyeceklerdir.

   Sandıklı'daki canlarımız bir araya gelerek cemevi talebinde bulunmalı, ellerini taşın altına koyarak cemevi yapımı için çalışma yürütmeye başlamalıdırlar. İlk önce cemevi için yer tahsisi yapılması gerekir. Elbette bu işler zorlu olacaktır. Maddi ve manevi açıdan zor koşullarda olacaktır. Burada Alevi kurum ve yetkilililerine görevler düşüyor. Alevi dernek ve vakıfları cemevine katkı sunabilirler. Yapılabilecek bir başka iş ise, cemevi yapımı için bir dernek kurulması ve bu dernek aracılığıyla cemevinin yapımı tamamlandıktan sonra faaliyetlerine kültürel ve inançsal anlamda devam edilebilmesidir.

   Cemevi yapımını üstlenecek olanlar öncelikle bu yolun ileri gelenleri ve yol önderleri olmalıdır. Cemevi yapımının gerekliliğini anlatarak, tüm canlar bu olaya teşvik edilemeye çalışılmalıdır. Sandıklı'da yaşayan Alevi canlarımız ve Afyonkarahisar'ın Alevi örgütlü yapısı bu göreve sahip çıkmalıdır.

Cemevleri İbadethanemizdir

   Alevilerin amacı yalnızca binalar yapmak değil, içerisinde gençlerin kültürlerini-öğretilerini yaşattıkları, deyişlerin söylendiği, semahların dönüldüğü yerler yaratmak olmalıdır.

   Şehrin uygun bir yerinde kendi halinde bir bina yapılarak canların hizmetine sunmak, bu öğretiyi  yaşatmak adına doğru bir davranış olacaktır. Cemevi yapımına karar verildikten sonra mutlaka bu düşünceye sahip çıkılacaktır. Cemevi yapımının ardından önemli olan bu inanç merkezini Aleviliğe yakışır bir şekilde yaşatmaktır.

   Dedelerimizin, yol önderlerimizin ve bu yola gönül verenlerin el ele vermesiyle Sandıklı'da yıllarca cemlerin yürütüleceği, demlerin sürüleceği, semahların dönüleceği bir inanç merkezini, cemevini yapmak önemli bir çalışmadır. Bu çalışma Alevilerin inançlarına, öğretilerine sahip çıkmaları noktasında tarihi bir değerdir. Bu tarihi değere sahip çıkacak olanlar, toplum önünde onurlanacaklardır. Bu onur bütün canlarındır.
İşte o zaman  canlar cem olacaktır, birlik olacaktır...

   Bu yola gönül verenlere çağrımızdır... Gelin birlik olalım, ellerimizle geleceğimizi yaratalım...
Yarınlarımıza sahip çıkalım. Çok geç olmadan...


Cemevleri İbadethanemizdir

Metin ÖZDEMİR





22 Nisan 2013 Pazartesi

ALEVİLERİN HAKLI DAVASI CEMEVLERİ


Haklı Davamız Cemevlerimiz

   Bir inancın mensuplarının, inançlarının gereklerini yerine getirebilecekleri yerler onların ibadethaneleridir. Bu yerler insanların kendi inançlarına uygun gördükleri mekanlardır. İnsanın ibadet şeklinin kendi inancına uygun olmasının yanında, ibadet yerininde inancın ihtiyaçlarına uygun durumda, kendilerini rahat hissedebilecekleri yerler olmalıdır. Kişilerin ibadet yerlerine başkaları değil, o inancın sahipleri karar verirler.

   Toplum içerisinde yüzyıllardır horlanan, görmezden gelinen Alevilerin ibadet yerleri de tartışmasız cemevidir. Çünkü Alevi çoğunluğu böyle söylemekte, kendini bu şekilde ifade etmektedir. Aleviliği ve Alevilerin yok sayılmaya çalışıldığı günümüzde, Alevilerin ibadet yeri olan cemevleri de yok sayılmaya çalışılmaktadır.

   Cemevleri asırlardır Anadolu'daki Alevi dergahlarında yer alan büyük "meydan" evleridir. Bir çok Alevi dergahında yer alan "meydan evleri" cemevlerinin bu topraklarda var olduğunun göstergesidir. Cem evi, meydan evi adıyla yüzyıllardır dergahlarımızın içerisinde yer almıştır.

   Köylerde yapılan cemler genellikler, işlerini bitmesinin ardından kış aylarında dedelerin köye gelmesiyle birlikte, taliplerin bir araya gelerek kurbanlarını kesmesiyle yürütülmektedir. Cemler kurban sahibinin kendi evinde, evinin en büyük odasında yapılır. Bu odalar ev sahipleri tarafından özellikle cemevi olarak düşünülmüştür. Ayrıca dergahların bulunduğu köylerde ve beldelerde mürşidin, dedenin veya rehberin evi de cemevi işlevini yerine getiriyordu. Çünkü Osmanlı ve Cumhuriyet dönemiyle birliktede devam eden Alevilerin kapalı toplum yapısı bunu gerektiriyordu. Baskıdan ve zulümden kaçan Aleviler cemlerini ve ibadetlerini bu yüzden  yıllarca kendi evlerinde yürüttüler.

   Köylerin kentlere göç vermeye başlamasıyla, yurt içinde ve yurt dışında kentlerde yaşamaya başlayan Aleviler, cemlerini evlerinde de yerine getiremez hale geldiler. Bunun sonucunda doğal olarak Alevi toplumunda "cemevi" ihtiyacı meydana gelmiştir. Aleviler kendi imkanlarıyla kurdukları dernekler, vakıflar aracılığıyla cemevleri, kültür merkezleri yaptılar. Şimdi Aleviler bu cemevlerinde ibadetlerini yapmaya, deyişlerini söylemeye, semah dönmeye devam ediyorlar....

   Cem ve Kültür Merkezi adı altında yaptıkları bu binalarda ibadetlerini yerine getirirken bunun yanında dernek faaliyetlerini, etkinlikler, kurslar, paneller düzenleyerek gençleri yetiştirmeye, inancın gereklerini öğretmeye yaşatmaya çalışıyorlar. Bu faaliyetler hep kendi imkanlarıyla devletin kurumlarından hiç bir şekilde destek almadan yapılmaktadır.

   Alevileri yok sayanlar, Alevilerin "bizim ibadethanemizdir" dedikleri cemevlerini de yok saymaktadır. Kişilerin ibadet yerlerini belirleme hakkı yine, kişinin kendi vicdanından başka hiç bir kimseye yada kuruma ait değildir. Alevilerin inanç merkezleri, ibadethaneleri cemevidir. Bunun aksini söylemeye kimsenin hakkı ve haddi yoktur. Buna Alevi toplumundan başka kimse karar veremez.

   Zor şartlarda elde tutmaya ve tanıtmaya çalıştığımız cemevlerini yaşatmamızın, devamlılığını sağlamamızın gerekliliği de göz ardı edilmemelidir. Buda ancak Alevilerin emekleriyle, alın teriyle yaptıkları cemevlerini erdemli ve yolu bilen, yolda hakkı olan yöneticilere ve inanç önderlerine bırakarak sağlayabiliriz.

   Bir binayı yapmak kurmak değil, önemli olan o binada gelecek ışığının yanmasını sağlamaktır.  Cemevlerini başka mekanlara dönüştürmeden, tarihte olduğu gibi aslına uygun şekilde dergahlarımız ölçütünde yaşatmayı sağlamalıyız. Buralar sadece dernek işlerinin yürütüldüğü yerler değil, Alevi öğretisinin sürdürüldüğü, cemlerin yapıldığı muhabbet meydanları olmalıdır.

   Cemevlerinin yaşatılmasının en önemli etkeni, cemevlerinin kapılarının özellikler gençlere sonuna kadar açılmasıdır. Cemevlerinde gençlere örnek olabilecek kişiler, yol ehli insanlar yönetici olmalıdır. Gençleri cemevlerinden, bu inançtan, bu kültürden uzaklaştıracak kişilerin bu alanlarda yerleri yoktur. Aleviliğin geleceği bu yola yıllardır sahip çıkan kamil insanlarda ve bu erdemli, inançlı insanların yol göstereceği Alevi gençlerindedir. Her toplumda olduğu gibi Alevi toplumunuda  her ortamda yüceltecek ve yükseltecek olanlar genç Alevilerdir. Bu yüzden cemevlerinde en çok dikkat edilmesi gereken gençlerin eğitimidir. Aleviliğin bu dönemde ihtiyaç duyduğu en önemli gereksinim eğitimdir.

   Kentlerde ve köylerde yaptığımız cemevlerimizin yola uygun, öğretiye yakışır yönde içini doldura bilmemiz  oldukça önemlidir. Artık Aleviler, dergahlarda pirlerin mürşitlerin hanelerinde yerine getirdiği ibadetlerini, sürdüğü inançlarını Aleviliğin ve Alevilerin kendi hakkı olan cemevlerinde yapmaya devam edeceklerdir. Yıllardır köylerde, kasabalarda söylenen nefesler, çalınan sazlar, okunan gülbenkler, hak için aşk ile dönülen semahlar, hak olan cemevlerinde yankılanacaktır. Cemlerde yakılan çerağlar aydınlatacaktır, gönüllerdeki karanlığı sonsuza dek ışıtacaktır. "Kabem insandır, ibadethanem bütün evrendir" diyen canlar, cem olacaklar hakları olan Hak ceminde, cemevlerinde...


Haklı Davamız Cemevlerimiz


Metin ÖZDEMİR








18 Nisan 2013 Perşembe

YOLA BİRLİKTE GİDİLİR

BİR ANADOLU GEZGİNİ - ALİ AKSÜT


Ali Aksüt


     Malatya'nın Hekimhan İlçesi, Hasançelebi Beldesi'nde 1948 yılında doğdu. Öğrenimini Malatya'da tamamladıktan sonra, kamu kuruluşlarında çalıştı. 1967 yılından bu yana, çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlandı. Radyo ve televizyonlarda halk kültürü ağırlıklı programlar yaptı. Ayrıca çok sayıda sivil toplum örgütünün kuruluşunda yer aldı. Dernek ve vakıfların üyelikten başkanlığa kadar değişik görevlerinde bulundu.

   Yazabilmek için Anadoluyu baştan başa dolaştı. Kitaplaşmayı bekleyen çok sayıda araştırması bulunan Ali Aksüt, yurt içi ve yurt dışında çeşitli söyleşi, konferans, seminer, panel ve sempozyumun konuğu oldu. "Gözümde Kaldı" adlı şiir kitabı, "Önce Türkmen Sonra Tahtacı", "Sarı Kız Fatma Ana", "Fethiye" isimli araştırma kitapları yayımlandı.

   "Sırt çantamı omuzlayıp, bir dağın ardındaki dostlarıma ulaştığım zaman mutluyum." diyen Aksüt, emekli olarak Antalya'da yaşamını sürdürmekte yazmaya ve araştırmaya devam etmektedir.



Ali Aksüt


   Değerli Araştırmacı ve Yazar Ali Aksüt'ün özgeçmişi hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra 7 Ekim 2012 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen Büyük Alevi Mitingi öncesinde yaptığımız söyleşiye yer vererek, Ali Aksüt'ün Alevilik hakkındaki görüşlerinin önemine yer vereceğiz.

   Zamanla bir yol olmuş, yani bir çizgi olmuş, insanları etrafında toplamış bir felsefenin, Eflatun düşüncesinin, İskenderiye okullarından geçtikten sonra Hallacı Mansur ile Seyyid Nesimi'ler ile Babekler ile buluşmasının  ardından bugüne taşınmış bir inanç var. bu inanç kendine Aliyi sembol etmiş ve bugüne gelmiş. Bu öğreti çok önemli, kadim batıni öğretidir. Adı Batıniliktir. Ortada peygamberlerin düşüncesi yok iken, Adem'den bugüne terbiyeli olmak isteyen insanın inancıdır.

   Bu yola gitmek kolay değil. Bu yola herkeste gitmiyor zaten. Eğer bu yola gittiğini söyleyen, bu yolda olduğunu söyleyen, burda hizmet ettiğini söyleyen insanlar gerçekten söyledikleri gibi olsalardı, 1920'li yıllarda bundan 90 yıl evvel 4 buçuk milyon nüfusumuz vardı. Bugünse 15 milyon civarında şüpheli nüfusumuz var. Ortalama nüfus artışına göre asimilasyon olmasaydı 30 milyonu aşmamız lazımdı. Oysa bunun yarısı kadar yoksak, birileri sizi eritebilir, birileri sizi yok sayabilir, birileri sizi görmezden gelebilir. Asimile etmek için herşeyi yapabilir. Ama öyle olmamak için bu yolun yolcusu olmak gerekir.

   Alevilik bir tek düstura dayanır. Nefsin geride bırakılması ilkesine. Nefsini geride bırakmayan hiçbir insan bu yolda bir adım atamaz, bir adımda attıramaz.

   Dünyada bir yıl içerisinde küçük lehçelerde dahil yüzlerce dil yok olup gidiyor. Bir o kadarda inanç yok olup gidiyor. Bizimde yok olup gitmememiz için hiç bir mantıklı nesnel sebep yok. Bu yol iyi veya kötü yürüdüğü için eksiğiyle noksanıyla, dedelerimiz bir kalıbı, bir öğretiyi bize sazlarıyla, curalarıyla, cemlerin içerisindeki paylaşılan sofralarıyla, bize ilk adabı, evlerin dışındaki ilk terbiyeyi, ilk toplumsallaşmayı, paylaşmayı, ilk sosyal akrabalığı, kardeş edinerek musahiplik-aşinalık-peşinalık-çiğildaşlık kurumları ile bu yol bize öğretti. Biz ki bu yolu ne zaman terkettik, kötü olduk. Çünkü yol kalmaz, yoldan çıkan kalır.

   Yüz bin hoca, yüz bin din dersi öğretmeni, altı milyon imam-hatip mezunu ile Cumhuriyet döneminde bir imam-hatip ordusu yetiştirilmiştir. Bizler çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Ruh sağlığı bozuk bir nesil yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Osmanlı'nın yapamadığı, Cumhuriyet döneminde yapılmak istenmektedir. Bu yüzden herkes kendi vicdanına sormalı, vicdanına hesap vermelidir.

   Anadolu insanı ve toplumu hiçbir coğrafyada yok. Biz çocuklarımıza, evlatlarımıza bir kültürü miras bırakmazsak sonumuz acı olacaktır. Anadolu'da Cumhuriyet kurulmadan önce 6679 dergahımız vardı. Bu dergahların etrafında da köylerimiz vardı. Cumhuriyet kurulduktan sonra dergahların, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla, zamanla her üçyüz metreye bir cami yaptırıldı. Hacı Bektaş Dergahının halıları ve kitapları bile Kırşehir'de satılmıştır.

   Her toplumun başına böyle zorluklar, ağır şeyler gelebilir. Osmanlı az etmedi, öldürdü. Alevileri öldürmek onlar için çözümdü. Her şeye rağmen iri olabiliriz, diri olabiliriz. Elimizde sadece biz kaldık...

   Ali, Hazreti Muhammed'in dilinde ilmin şehri, ariflerin bilgelerin yanında sözün ustası, kelamın ustası Ali. Kılıcın değil, kelamın ustası Ali. Kılıcın ustası olarak Zülfikar sembolüyle gösterilen Ali'den önce sözün ustası, kelamın sahibi Ali var. Biz o Ali'nin izinden gidiyoruz. Ama ne yazık ki Ali'ye muhalefet eden Ebu Süfyan'ın torunlarının, Ümeyyeoğulları'nın evlatlarının iktidarı bugünlere kadar geldi.

   Yola birlikte gidilir... Ama yola birlikte gidilecek bilinç lazım.
   Yola birlikte gidilir... Yola, yola gitmesini bilen insanlar ancak birlikte gidebilir.
   Yola birlikte gidilir... Yola birlikte gidilecek bilinçte insanlar gerekli.


Sözümüz anlayanadır....



Ali Aksüt


Ali Aksüt Cana Sevgi ve Muhabbetlerimle...
6 Ekim 2012



Metin ÖZDEMİR





27 Mart 2013 Çarşamba

KIRKLAR BİR YERDE DURDULAR


   Alevi inancının temelini oluşturan "Kırklar Meclisi" yani "Kırklar Cemi" Hazreti Muhammed'in miraç yolunda, Kırklara karışarak, orada bulunan canlarla kaynaşmasını aktaran, kimine göre efsane, kimine göre gerçek olan mitolojik bir anlatıdır. Kırklar ifadesi burada, bir bedende vücut bularak, bir araya gelmiş olan bir topluluğu, yol diliyle Güruh-u Naci'yi temsil etmektedir.

   Alevilikte Kırklar kavramı, varoluşun başlangıcını temsil eder. Günümüzde Alevi-Bektaşi inanç sisteminde görülen bir çok ritüel de Kırklar'a dayandırılmaktadır. Kırklar Meclisi, Kırklar Cemi ve  ilk olarak burada dönülen Kırklar Semahı'nın temellerinin bu mitolojik anlatıdan beslendiği bilinmektedir. Kırklara karışmak, kırklara katılmak gibi deyimlerle de Kırklar anlatısı güçlendirilmiştir.


   Kırklar denildiğinde ilk başta erenler ve evliyalar akla gelmektedir. Kırklar ayrıca Alevi inancına mensup olanlara verilen bir isim haline gelmiştir. Alevilerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde Kırklar adını taşıyan ziyaretler ve türbeler sıklıkla yer almaktadır.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesinde de "Kırklar" adına bir türbe yer almaktadır. Sandıklı'ya kuş bakışı bakan bir tepenin yamacında yer alan bu türbenin bulunduğu mevkiye "Kırklar Kümeleri" adı verilmiştir. Kırklar Türbesi, Sandıklı'nın Ece Mahallesi sınırları içerisinde yer alırken, mahallelerin bölünmesi sonucunda, yeni kurulan Fatih Mahallesi sınırları içerisinde kalmıştır. Oysa "Kırklar Kümeleri" olarak adlandırılan bu yere "Kırklar" adının verilmesi çok daha anlamlı olurdu.

   Kırklar Türbesi'nin en son hali, Abdurrahman Taşkelek tarafından, annesi Safiye Taşkelek anısına yaptırılarak bu şekli almıştır. Türbe yapılmadan önceki durumu ise, üstü ve etrafı açık etrafı duvarla çevrili taş yapı bir yatır şeklindedir. Daha sonra türbenin yanına birde ek yapılmıştır. Burası şimdilerdeyse mescit durumuna getirilmiş vaziyettedir. Sandıklı ve çevresinden Kırklar Türbesi'ne çok sayıda ziyaretçi gelmektedir. Kırklar Türbesinin türbedarlığını Tepekent diyede  bilinen, Kırklar Kümeleri'nde yaşayan Alevi canlarımız yapmaktadır. Türbe bahçe içerisinde etrafı ağaçlık ve yeşillik geniş bir alana sahiptir.

   Türbeye ziyaret için gelenler burada dua ederek, çerağ(mum) yakarak, dileklerde bulunurlar. Bu dileklerde bulunulurken uygulanan şekillerden en göze çarpanı, ziyaretçilerin türbe etrafındaki taşlarla şekiller çizmeleridir. Ziyaretçiler gönüllerinde olanı bu taşlarla toprağın üzerine resmederler. Kimisi ev şekli yapar, bacası tüten bir yuva diler. Kimiside gönlünde olanı, aklından geçeni Kırklar'da diler. Hiç kimsede bu şekillere dokunmaz, bilerek bozmaz. Çünkü bu inançlar bizim zenginliklerimizdir. Gönüldeki dilekler Hak'tan dilenmektedir, Kırkların yüzü suyu hürmetine.

   Kırklar, Güruh-u Naci'dir. Yani temiz toplumu temsil ederler. Kırklar Meclisi'nde bulunanlar, Kırklar Cemi'nde, Kırklar Semahı dönenler, inançlarına ve bu inancın dalları olan türbelerimize ve dergahlarımıza sahip çıkmalıdırlar. Kırklar Türbesi'de bir Alevi dergahıdır. Bizler bu dergaha sahip çıkmalıyız, dergahlarımızı kendi ellerimizle başkalarına teslim etmeden. Kırklar Türbesi'ne sahip çıkması gerekense yine Alevi toplumudur. Kırklar'a hizmet eden canların nefesleride Kırklar Meclisi'nde var olur böylelikle.




Kırklar Türbesi / Sandıklı
Kırklar Türbesi / Sandıklı

Metin ÖZDEMİR






9 Mart 2013 Cumartesi

ERENLER HAK İÇİN OTURMUŞ POSTA

YAŞAYAN HAZİNELERİMİZ: HÜSEYİN KESKİN DEDE


Hüseyin Keskin Dede

   Mürşit eşiğinde, geldiğimiz Hak kapısı, durduğumuz Mansur darında, Hak Muhammet Ali yoluna pir, mürşit, dede eliyle bağlanıp dost gönlüne giren canlara aşk olsun.

   "Bugün ben pirimi gördüm
     Pirin eşiği güldür gül.
     Eğildim yüzümü sürdüm
     Pirin eteği güldür gül."

   Şah Hatayi' nin yukarıdaki güller saçan dizelerinde olduğu gibi inancımızda pirlere karşı sevgi, saygı ve muhabbet öğütlenmektedir.

   Erenler Şahı, Şah-ı Merdan Ali; "İmamet öyle bir şeydir ki gittiği yere ışık ve derman götürür" der. Pir olmak, mürşit-dede olmakta gittiği yerlere bilgiyi ve yol aşkını götürmek demektir.

   Hüseyin Keskin Dede' de Şah-ı Merdan Ali'nin yolunu ve erkanını yürüten yol önderlerimizdendir. Hüseyin Keskin Dede, Seyyid Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı olarak yola hizmet etmeye başlamıştır. Dönemin dergah Mürşidi Halil Özdamar tarafından, dedelik tacı giydirilmiştir.

   Hüseyin Keskin Dede; "Veli Baba Sultan rehberimiz, Hacı Bektaş Veli mürşidimiz" diyerek, Alevi-Bektaşi yolununun serçeşmesi Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy'dan icazetli olarak, Hak-Muhammet-Ali yolunu ve erkanını yürütmeye devam etmektedir.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesi'ne bağlı Selçik Köyü ve Isparta'nın Senirkent İlçesine bağlı Uluğbey Kasabası başta olmak üzere yurt içi ve yurt dışına bu bölgelerden giden bağlı talipleri bulunmaktadır.

   Hüseyin Keskin Dede, cemlerde dedelik hizmetinin beraberinde Dede-Ozan geleneğinin de temsilcisi olarak zakirlik-aşıklık hizmetini de yürütmektedir. Bilgisini dağıttığı taliplere aynı zamanda sazıyla sözüyle de buyrukları, duvazları, nefesleri aktarmaktadır.

   Hüseyin Keskin Dede, Veli Baba Sultan Ocağı'na bağlı olarak dedelik yapmış olan "Kabak Çiçeği" lakabıyla bilinen Mustafa Keskin'in soyundan, post sahibi, dede soylu bir yol evladıdır.

   "Bildiğimizin alimiyiz, bilmediğimizin talibiyiz" diyerek canlara Alevi-Bektaşi inancının gereklerini ileten Hüseyin Keskin Dede, yurt içi ve yurt dışında da Alevilik konulu çeşitli etkinliklerde bulunmaktadır.

Hüseyin Keskin Dede
Hüseyin Keskin Dede - Dergahta Birlik Toplantısı - Hacıbektaş
Fotoğraf: Ahmet Koçak

   Yaşantımızda, ibadetlerimizde sürekli birlik ve dirlik içerisinde olmanın önemini dile getiren Hüseyin Keskin Dede, sözümüzün de özümüzün de güzel olması gerektiğini, bu güzelliğe de ancak, Hak muhabbetinin yapıldığı, çerağın uyandırıldığı, demlerin sürdürüldüğü cemlerde ulaşılacağını, sözümüzün ve özümüzün birliğinin de ancak yolda birlikle olacağını söylemektedir.

   Gençlerin eğitimi ve Aleviliğin öğretilmesi konusunda Hüseyin Keskin Dede; "Bizler çocuklarımıza bu yolu göstermeliyiz. Cemlerde çocuklarımızı yetiştirmeliyiz. Gençliği olmayan bir görüşün ve düşüncenin yarını olmaz. Gençlerimizi ve çocuklarımızı eğitmeliyiz" demektedir. Kişilerin hatası yolun hatası değildir, diyerek kişilerin yanlışlıklarının yola mâl edilmemesi gerektiğini aktarmaktadır.

   Hüseyin Keskin Dede, yapılan cemler hakkında; "Cemlerimiz insan haklarının, eşitliğin, kadın-erkek eşitliğinin timsalidir. Cemlerimizde ibadetlerimizi ana-bacı, saçlı-taçlı, birlikte yaparız. Bizler yanımızda oturana can gözüyle bakarız. Cemlerimizde makam mevki olmadığı gibi ayağımzı başta, başımız ayaktadır" demektedir.

   Alevilikte dede evrenseldir. Senin deden, benim dedem demek yanlıştır. Bu yolu sürdüren dedelerde, talipleri de bunun farkında olmalıdırlar. Çünkü dede, talibe bir öğretmendir. Her zaman iyiyi, doğruyu, güzeli gösterir.

   "Yol erkan Ali'nindir." Bu yolu sürdüren, hizmet erleri olan pirler, mürşitler, dedeler de Şah-ı Merdan Ali'nin birer temsilcisidir. Alevi-Bektaşi inancını, Hak-Muhammet-Ali yolunu sürerek, bu yolu bu erkanı yaşatan, bugünlere ulaştıran dedelerimizin postları kadim olsun.
   Aşkı Niyazlarımla...


Hüseyin Keskin Dede'den Nefesler ve Duvaz-ı İmam'lar






















Kayıtlar ve Arşiv: Metin Özdemir


Hüseyin Keskin Dede
Hüseyin Keskin Dede - Büyük Alevi Mitingi - İzmir
Fotoğraf: İsmail Karamanav

Metin ÖZDEMİR

3 Mart 2013 Pazar

KAYBOLAN ALEVİ YERLEŞİMLERİ - SARICIK

Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü
   
   Sandıklı yöresi, Alevilik inancının geçmişten bugüne yoğun olarak yaşatıldığı ve dergahların çok fazla sayıda olduğu yerler arasındadır. Yalnız günümüzde bu dergahlardan pek azı işlevini yerine getirmektedir. Geçmişte çok daha fazla yerleşim alanında Alevilik sürdürülürken, şimdi bu sayı "üç can, bir cem" olacak kadar azalmıştır. Sayıları azda olsa, bu kültürü sürdüren, inancı sıcak tutan insanları, içinde barındıran köyler, yerleşim yerleri olmakla beraber eskiden yerleşim alanı olan yalnız günümüzde kaybolmuş, taş üstünde taş kalmamış köyler, yerleşim yerleri de vardır.

   Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesi sınırları içerisinde yer alan, özellikle Selçik Köyü'nün yerleşim alanına daha yakın olan Sarıcık ve Mastanini adlarıyla bilinen eski köylerde günümüzde yerleşim yoktur. Selçik Köyü civarındaki eski köylerden Sarıcık; Karadeli mevkisinde, Mastanini; Soğancı mevkisinde bugünkü bilinen mevki adlarıyla bilinmektedir. Sarıcık ve Mastanini bugün Selçik Köyü ve civarında birer mevki isimleri olarak bilinse de geçmişte buralarda ayrı ayrı köyler, o toprakların üzerinde yaşayan insanlar vardı. Her birinin farklı yaşamları, birlikte oluşturdukları değerleri, kültürleri ve yaşattıkları inançları vardı.

   Sarıcık Köyü; Saracık, Sarıcaköy, adlarıyla geçmişte Sandıklı köyleri arasında yer alan fakat günümüzde yerleşim yeri olmayan dağılmış, kaybolmuş bir köyümüzdür. Günümüzde Sarıcık, Selçik ve Bekteş köyleri arasında yer alan Karadeli mevkisinde bulunmaktadır. Sarıcıkta bulunan bir çok mağara ve buranın geçmişte yerleşim alanı olduğunu gösteren temel ve yapı izleri görülmektedir.

   Sarıcık'ta, Gelincik Ana ve Babadağlar diye bilinen erenlerin yatırlarının bulunduğu mekanlarda vardır. Bu yatırlar halen günümüzde inanç açısından varlıklarını sürdürmektedirler. Anadolu Alevi inancında yer alan çerağ yakma gibi önemli simgeler, belirli günlerde bu yatırlarda uygulanmaktadır.

   Sarıcık Köyü'nün dağılmasıyla birlikte burada yaşayanların bir bölümü Selçik Köyü'ne göç ederek yerleşmişlerdir. Bu sülalelerden bazıları; Gocahasanlar, Mollalar, Uzunalılar'dır. Sarıcıklıların diğer bir bölümü de Bekteş Köyü'nün alt tarafına yerleşmişlerdir.

   Alevi inançlı olan Sarıcıklılar, göç ettikleri yerlerde, Selçik Köyü'nde yaşayan insanlarında Alevi olmaları sebebiyle inançlarını sürdürebilmişlerdir. Diğer yerleşimlere göç edenler ise yaşamlarında kültürlerinden izler barındırsalar da zamanla farklı inançlara bürünmüşlerdir.

   Sarıcık,  geçmişte ortalama olarak 30-40 haneli bir Alevi köyüdür. Sarıcıklılar sürekli Selçiklilerle irtibat halinde olmuşlardır. Sarıcıklıların da yine aynı Selçikliler gibi mürşitleri-dedeleri Isparta'dan yani Uluğbey'den Veli Baba Sultan ocağındandır. Cem yürüten dedeler aynı dergahtandır. Her iki köyün canları birbirlerinin cemlerine katılarak, birlikte ibadet ederlermiş.

Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü
Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü

   "Söylencelerle tarih yazılmaz. Fakat tarih içerisinde söylencelere yer verilir." düşüncesiyle bizde Sarıcık Köyü'nün dağılması hakkındaki anlatılan söylencelere yer vereceğiz.

   Yaklaşık 150 yıl öncesinde Sandıklı civarındaki Sarıcık Köyü'nde "Koca Kofalak" namıyla anılan bir efe -eşkiya- varmış. Sarıcık'ta yine cemler yapılmış, demler sürülmüş ve köye o yıl taliplerini görgüden geçirmek, cemler yürütmek için gelmiş olan dedenin köyden ayrılma vakti gelmiş. Sarıcık'tan Denizli-Çal bölgesine, oradan da Senirkent-Uluğbey'e dönecek olan dedeye eşlik etmek için dedenin yanına Koca Kofalak katılmış.

   Köyden uzaklaştıktan sonra niyetini açığa vuran Koca Kofalak, dedeye kötülük etmek ister. Dedenin varı yoğu ne varsa alarak, canına kıymak niyetindedir. Koca Kofalak, artık ikrarından dönmüş, yola kör bakmaktadır. Yoldayken yola, mürşit yanındayken mürşide inkar gelen Koca Kofalak, önünde merkebin üstünde giden dedeye tüfeğini doğrultarak, dedeyi öldürmek ister. Tüfeği doğrulttuğunda mürşit, Koca Kofalak'ın gözünün önünde bir kuş olup havalanır, uçar gider. Buna hayli şaşıran Koca Kofalak tüfeğini indirir. Bakar ki dede yine yolda gitmektedir. Yine tüfeğini dedeye yönelttiğinde, aynı olay yine tekrerlanır. Koca Kofalak bu yaşadığı hayal mi, gerçek mi ayırt edemediği duruma dahada şaşırmıştır.

   Mürşidinin arkasında canını alamaya çalışan talibinin durumu dedeye malum olur. Dede, Koca Kofalak'a şöyle seslenir. "Gel evlat, senin ateşin bizi yakmaz." diyerek yanına çağırır. Dedenin bu olgunluğu karşısında Koca Kofalak daha da küçülür.

   Dedeyle, Koca Kofalak varacakları yere kadar birlikte giderler. Dede orada Koca Kofalak'ın üstüne yeni kıyafetler giydirerek geri gönderir ve şöyle der. "Köyüne var, ilk gün gez, ikincisi gün hasta ol, üçüncü gün mürd ol (öl) ben varana kadarda o köyde taş üstünde taş kalmasın."

   Ertesi sene yine dede talipleri görgüden geçirmek için bölgeye geldiğinde, köyün yerinde yeller esmektedir. Herkes yerini yurdunu bırakmış gitmiş, taş üstünde taş kalmamıştır.

   Bu söylencede de anlatıldığı gibi, geçmişte yolu inkar edenler olmuştur. Bugünde yola sahip çıkmayanlar, dedeye-mürşide kör bakanlar vardır. Alevi toplumunun günümüzde kendi özünü dara çekerek, geçmişte yaşananlardan pay çıkarması gerekmektedir. Çünkü kişilerin hatası, yolun hatası değildir. Yola sahip çıkmak, yolu doğru sürerek olur. Bu inancı da yalnız bir pire bağlanarak, bir mürşit eşiğinde el etek tutarak, Hak Muhammed Ali aşkına hizmet ederek sürdürebiliriz.


Kaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık KöyüKaybolan Alevi Yerleşimleri / Sarıcık Köyü

Metin ÖZDEMİR